Tarih: Pts Tem 02, 2007 12:29 pm Mesaj konusu: ibni sebe ve hilafet
Biraz uzun bir yazı, kesecek yer bulamadım, sıkıldığınız yere kadar okursunuz artık
Eshab-ı kiramı kötüleyenler, yirmiden fazla fırkaya bölünmüştür.
Birinci kısım: En kötüsüdür. (Allah, Ali’nin içindedir. Ali’ye tapmak, Ona tapmaktır) diyor.
İkinci kısmı: Bunları kötülüyor ve (Ali, Allah olur mu? O, insandır. Ama insanların en üstünüdür. Allah, Kur'anı ona gönderdi. Cebrail de, iltimas edip, Muhammed’e getirdi. O da Ali’nin hakkını yedi) diyor.
Üçüncü kısım: Bunları kötüleyerek (Hiç böyle olur mu, Peygamber Muhammed “aleyhisselam”dır. Fakat, benden sonra, Ali halife olsun dedi. Sahabe, dinlemeyip, diğer üçünü halife yaptı. Ali’yi dördüncüye bıraktı) diyorlar. Diğer üç halifeye, Ali’nin hakkını aldılar diye düşman oluyorlar. Eshab-ı kiramın hepsine de, onun hakkını vermediler diye düşman oluyorlar. Kendi hakkını aramadı diye, Hazret-i Ali’ye de çok kızıyorlar. Bu üç kısmın hepsi de aşırı hareket ediyor.
Üçüncü halife Hazret-i Osman zamanında, Abdullah bin Sebe adındaki Yemenli bir Yahudi, İslam’da ilk olarak bölücülük fitnesini çıkardı. Buna aldananlar, Eshab-ı kiram arasına karıştılar. Tarih boyunca, din düşmanları tarafından desteklendiler. Zaman zaman azarak, İslamiyet’i içerden yıkmaya çalışmışlar ve çok müslüman kanı dökülmesine sebep olmuşlardır. Halbuki İslamiyet, birleşmeyi, kardeş gibi birbirini sevmeyi emretmektedir.
Müslüman görünerek, İslam’da ilk fitneyi çıkaran yahudi ibni Sebe’nin maksadı müslümanları birbirine düşürmek, Allah Resulüne ve arkadaşlarına akrabalarına itimadı sarsarak İslamiyet’i yıkmak idi. Bunu başarırsa din otomatikman yıkılıyordu. Dinin sahibine yani Allah ve Resulüne ve arkadaşlarına itimat kalmayınca daha kime inanılacaktı, bu iman nasıl iman olacaktı? Bu iman mı yoksa imansızlık mı olacaktı? Bu iddiaları yapan ibni Sebeciler, Hurufiler, Rafiziler, bu fitneyi ilk çıkaran yahudi ibni Sebe’nin yolundan gitmekte olup, o Yahudinin maksadına hizmet etmiş olmaktadırlar.
Ehl-i sünnet âlimleri, Kur'an-ı kerimde ve hadis-i şeriflerde Cennet ile müjdelenen eshab-ı kiramdan herhangi birine kâfir demenin küfre sebep olacağını, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle ispat etmişlerdir.
Hadis-i şerifte buyuruldu ki:
(Fitne veya bid'at yayıldığı, Eshabım kötülendiği zamanda, hakkı bilen, bilgisini müslümanlara duyursun! Hakkı yani doğru yolu bildiği [ve gücü yettiği] halde, müslümanlara duyurmayanlara, Allahü teâlâ ve melekler ve bütün insanlar lanet eylesin! Allahü teâlâ, böyle bir kimsenin farzlarını ve nafile ibadetlerini kabul etmez.) [Hatib, Deylemi]
Diğer maddelerde, ibni Sebecilerin iftiralarını ve bunları susturan kesin delilleri okuyacaksınız. Önce kısa bir bilgi verelim:
Sofiyye-i aliyyenin büyüklerinden ve reislerinden aynı zamanda Peygamber efendimizin torunlarından olan, gavs-i azam, seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri buyuruyor ki:
(Muhammed aleyhisselamın ümmeti, başka Peygamberlerin ümmetlerinden daha üstündür. Bu ümmetin de üstünü, Ona iman ederek mübarek yüzünü görmekle şereflenen Eshab-ı kiramdır ki, hepsi Ona tâbi olmuş, Onun için harp etmiş, Onun uğruna canlarını, mallarını feda etmiştir. Onun emrini yapmak, birinci vazifeleri olmuş, her şeyde Onun yardımcısı olmuşlardır. Bu Eshabın da en üstünü Hudeybiye’de, Resulullah ile biat edip, Onun için ölmeye hazır olduklarını söz veren kahramanlardır. Bunlar, 1400 kişi idi. Bunların da en üstünü, Bedir muharebesinde bulunanlardır ki, bunlar 313 kişi idi.
Bunların da üstünü, ilk müslüman olan kırk kişidir ki, kırkıncısı Hazret-i Ömer, bunların otuz dördü erkek, altısı kadındır. Bunların da üstünü Aşere-i mübeşşere, yani Cennete girecekleri ismen müjdelenen on kişidir. Bunlar, Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Talha, Zübeyr bin Avvam, Abdurrahman bin Avf, Sad ibni Ebi Vakkas, Said bin Zeyd, Ebu Ubeyde bin Cerrah’dır.
Bunların da üstünü Hulefa-i raşidin, yani dört halife olup, bunların da üstünü Hazret-i Ebu Bekir, sonra Hazret-i Ömer, ondan sonra Hazret-i Osman, ondan sonra Hazret-i Ali’dir. Bu dördünden Hazret-iEbu Bekir, iki sene dört ay, Hazret-i Ömer on sene, Hazret-i Osman oniki sene, Hazret-i Ali altı sene Resulullahın Halifesi oldu “radıyallahü anhüm”.
Dördünün hilafeti, bütün Sahabenin arzusu ve oy birliği ile ve her birinin, zamanının en üstünü olması ile idi. Zor ile, kuvvet ile ve kendinden daha üstün olanın hakkını almak sureti ile değildi. Ebu Bekri Sıddık, Muhacirlerin ve Ensarın söz birliği ile halife oldu. Şöyle ki, Resulullah vefat edince, Ensar-ı kiram, sizden bir emir, bizden bir emir olsun demişti. Hazret-i Ömer ayağa kalkıp, ey Ensar! Resulullahın Ebu Bekir’e, (Eshabıma imam ol!) diye emir buyurduğunu unuttunuz mu? deyince, biliyoruz ya Ömer, dediler. Hazret-i Ömer, devam ederek, içinizde Ebu Bekir’den üstünü var mı? dedi. Ensarın hepsi, kendimizi Ebu Bekir’den üstün sanmaktan Allah’a sığınırız, dedi. Hazret-i Ömer, Resulullahın tayin ettiği makamdan Ebu Bekir’i azletmeyi hanginiz hoş görür, deyince, bütün Ensar, hiçbirimiz hoş görmeyiz. Onu azletmekten Allah’a sığınırız, dediler. Muhacirler ile elbirliği yaparak Ebu Bekri Sıddıkı halife yaptılar. Hazret-i Ali ve Zübeyr de, sonra oraya geldi. İkisi de Halifeyi kabul etti. Hazret-i Ebu Bekri Sıddık, üç defa ayağa kalkıp, (Beni halife kabul etmekten vazgeçeniniz var mı?) dedi. Önde duranlar arasında bulunan Hazret-i Ali, ayağa kalkıp, (Hiçbirimiz vazgeçmeyiz. Vazgeçmeyi hiçbir zaman hatırımızdan geçirmeyeceğiz. Resulullah seni, hepimizin önüne geçirdi. Kim, seni geriye çekebilir?) buyurdu.
Hazret-i Ebu Bekri Sıddıkın halife olmasını isteyerek, en tesirli söz söyleyenin Hazret-i Ali olduğu kuvvetli, sağlam haberlerle gelmiştir. Mesela, Deve vakasından sonra, Abdullah bin Keva, Hazret-i Ali’ye gelip, Resulullah hilafet için, sana bir şey söylemedi mi? dediğinde: (Biz, önce dindeki vazifemize bakarız. Dinin direği ise namazdır. Allahü teâlânın ve Resulünün, dinde, bizden beğendikleri şeyleri, dünyalık olarak beğenir, seçeriz. Bunun için Ebu Bekir’i halife yaptık) buyurdu.
Resulullah son günlerinde, hasta iken, namaz kıldırmak için, Ebu Bekri Sıddıkı kendi yerine imam yapmıştı. Bilal-i Habeşi her ezan okuduğunda, (Ebu Bekir’e söyleyin, nasa imam olsun!) buyururdu. Resulullah, kendinden sonra, Hazret-i Ebu Bekir’in halife olmaya, herkesten daha layık olduğunu gösteren ve Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman ve Hazret-i Ali’den her birinin de, kendi zamanlarındaki insanlardan, hilafete en layık olduklarını bildiren çok şeyler söylemiştir.) [Gunyet-üt-Talibin]
İkinci binin müceddidi imam-ı Rabbani hazretleri de buyuruyor ki:
Hazret-i Ali, Ebu Bekri Sıddıkın halifeliğini seve seve kabul etmişti. Bunu herkes iyi bildiği için, (İstemeyerek kabul etti) demekten başka söz bulamadılar.
Hazret-i Ebu Bekir, halifeliğe layık olmasaydı, Hazret-i Ali onu istemez, benim hakkımdır derdi. Nitekim, Hazret-i Muaviye’nin halife olmasını kabul etmedi. Kendisi halife olmak için uğraştı. Halbuki, Hazret-i Muaviye’nin ordusu, kuvveti çok idi. Bu yüzden çok kimselerin ölmesine sebep oldu. Böylece güç durumda hakkını istediği halde, hakkı kendinde görseydi, Hazret-i Ebu Bekir’den istemesi daha kolay idi. Seçilmesini ister ve hemen seçilirdi. Hazret-i Ali, Hazret-i Ebu Bekir’i seçtiğini bildirip biat ettikten sonra, minberin önünde oturdu. Sonraki konuşmalarda, Halifenin suallerine tesirli cevaplar vererek Halifeyi destekledi. (Reddi Revafıd)
Seyyid Abdülkadir-i Geylani hazretleri aynı kitabında, Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ömer, Hazret-i Osman, Hazret-i Ali ve Hazret-i Hasan’ın üstünlüklerini gösteren hadis-i şerifleri ve hilafetlerini uzun uzadıya bildirdikten sonra, buyuruyor ki:
İmam-ı Ali şehid olunca, imam-ı Hasan müslüman kanı dökülmemesi ve rahat etmeleri için hilafeti bırakmak istedi. Hazret-i Muaviye’ye teslim etti. Onun emirlerine tâbi oldu. O günden itibaren Hazret-i Muaviye’nin hilafeti hak ve sahih oldu. Bu suretle, Server-i âlemin haber vermiş olduğu, (Bu benim oğlum seyyiddir. [Yani büyüktür] Allahü teâlâ, onun ile, müminlerden, iki büyük fırka arasını bulur. [Yani barıştırır]) hadis-i şerifinin manası meydana çıktı. Görülüyor ki, imam-ı Hasan’ın tâbi olması ile, Hazret-i Muaviye, İslamiyet’e uygun halife oldu. Böylece, müslümanlar arasındaki bütün anlaşmazlık sona erdi. Tabiin ve Tebe-i Tabiin ve dünyadaki bütün müslümanlar, Hazret-i Muaviye’yi halife olarak tanıdı. Server-i âlem, Hazret-i Muaviye’ye, (Halife olduğun zaman, yumuşak ol veya güzel idare et!) buyurdukları gibi, diğer bir hadis-i şerifte, (İslamiyet değirmeni, 35 sene veya 37 sene devam edecektir) buyurdu. Peygamber efendimizin çarh, yani dolab buyurmasının sebebi, dindeki kuvveti ve sağlamlığı bildirmek içindir. Bu müddetin otuz senesi dört halife ve imam-ı Hasan ile tamamlandıktan sonra, geri kalan beş veya yedi senesi, Hazret-i Muaviye’nin hilafeti zamanıdır. (Gunyet-üt-Talibin)
Mevahib-i ledünniyye ikinci cildinde, Resulullahın gelecekte olacak şeylerden verdiği haberleri bildirirken diyor ki:
İbni Asakir bildiriyor ki, Resulullah, Hazret-i Muaviye’ye, (Benden sonra, ümmetimin üzerine hakim olursun. O zaman, iyilere iyilik et. Kötülük yapanları da, af eyle!) buyurdu. Yine İbni Asakir bildiriyor ki, Resulullah, (Muaviye, hiç mağlup olmaz) buyurdu. Hazret-i Ali, Sıffin muharebesinde: Bu hadis-i şerif hatırıma gelseydi, Muaviye ile harp etmezdim, dedi.
İmam-ı Beyheki diyor ki, Hazret-i Ali buyurdu ki, Resulullahtan işittim, buyurdu ki:
(Ümmetimden bazı kimseler meydana çıkacak, Eshabımı kötüleyeceklerdir. Bunlar, müslümanlıktan ayrılacaklardır.)
Allahü teâlânın Kur’an-ı kerimde (Hepsine Cenneti vaad ettim, ben onlardan razıyım, onlar da benden razıdır) diye methettiği eshab-ı kiramın hiçbirine dil uzatılamaz. Fasık ve kâfir denilemez. Bu yüzden Hazret-i Ali kendisiyle savaş eden müslümanlar için buyurdu ki:
(Kardeşlerimiz bize asi oldu. Bunlar, kâfir veya fasık değildir.)
İmam-ı Şafii hazretleri de, (Allahü teâlâ, ellerimizi, bu kanlara bulaşmaktan koruduğu gibi, biz de, dilimizi tutup, bulaştırmayalım!) buyurdu.
Ya Rabbi! Bizleri parçalanmaktan koru! Hepimizi, razı olduğun, beğendiğin, Ehl-i sünnetin doğru yolunda birleştir! İslam düşmanlarının yalanlarına aldanarak, tuzaklarına düşmekten koru!
Ya Rabbi! Bizi ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi af eyle! Mahlukların en kıymetlisi olan, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselama ve temiz olan âline ve Eshabının hepsine bizlerden kıyamete kadar dua ve selamlar olsun! Âmin.
Abdullah bin Sebe hakkında kısa bilgi
Müslümanlar arasında Eshab-ı kiram düşmanlığını ilk aşılayan Yahudi dönmesi Abdullah bin Sebe’dir, “Sebeiyye” denilen sapık yolun kurucusudur. [Geniş bilgi için Abdullah bin Sebe kimdir maddesini okuyunuz. Burada özetle yazıyoruz.]
Hazret-i Osman’ın halifeliği zamanında Yemen’den Medine’ye geldi. Ben müslüman oldum dedi. Halifenin gözüne giremeyince, her yerde halifeyi kötülemeye başladı. Fitne ve fesat çıkaracağı anlaşılarak Medine dışına çıkartıldı. O da gittiği Basra, Şam ve Kufe’de de Halife Osman’ın aleyhindeki faaliyetlere devam etti. Eshab-ı kiramın büyüklerine uygunsuz sözler söyleyerek bozgunculuk yaptıysa da fazla taraftar bulamadı. Mısır’a gelerek cahilleri etrafına topladı. “Hazret-i İsa’nın döneceğine inanıp da Hazret-i Muhammed’in döneceğine inanmayana şaşarım” dedi. “Halifelik Hazret-i Ali’nin hakkıydı, Osman onun hakkına tecavüz ederek zalimlik yaptı” dedi. Hatta Hazret-i Ebu Bekir ve Hazret-i Ömer’in hilafete geçmeye hakları olmadığını söyledi. Etrafına topladığı cahilleri isyana teşvik etti.
İbni Sebe ve taraftarlarının yaptığı fitnenin etkisinde kalarak Mısır ve Irak’tan Medine’ye gelen isyancılar Hazret-i Osman’ı şehid ettiler. Hazret-i Ali zamanında da fitne ateşini körüklemeye çalışan ibni Sebe, Kufe’ye giderek Hazret-i Ali’ye yaranmaya çalıştı. Hazret-i Ali’ye “sen tanrısın” diyerek ona secde etti. Hazret-i Ali, onu Medayin şehrine sürdü. Sebeiyye fırkası, Cemel ve Sıffin olayının hazırlayıcılarıdır. Hazret-i Ali’yi de şehid ettiler. Hazret-i Ali şehid olunca; “O ölmedi, bulutlara yerleşti, şimşek, yıldırım onun emri ile olmaktadır” derdi. Daha nice düzmece sözleri ile cahilleri aldatıp Müslümanları içeriden yıkmaya çalıştı. (Rehber Ansiklopedisi)
Yahudi İbni Sebe, 654’te Mısır’dan Medine’ye gelmiştir. (Müncid)
İbni Sebe Mısır’da isyana sebep oldu, ona inanan çapulcular, Osman’ı şehid etti. (Kamusül alam)
Yahudiler Resulullahı zehirledikleri halde, öldüremeyince bu sefer müslümanların arasında fitne çıkarmaya başladılar. İbni Sebe, her peygambere Allah tarafından vasi verildiği ve Hazret-i Muhammed’in vasisinin Hazret-i Ali olduğu hakkında propagandaya girişti. Mısır’dan Medine’ye gelmiştir. Hazret-i Ali’ye secde etmiştir. Hazret-i Ali de onu Medayin şehrine sürmüştür. (İslam Ansiklopedisi)
Cemel Savaşını hazırlayan ibni Sebe’nin Müslümanlığa karşı kazandığı zaferin bu ikincisi idi. Daha önce Hazret-i Osman’a karşı hazırladığı isyanı kazanmıştı. (Kısas-ı Enbiyâ, Mir’atül’iber)
Hazret-i Osman halife iken, Abdullah bin Sebe isminde Yemenli bir Yahudi, Medine’ye geldi. Halifeden yüz bulamayınca, Hazret-i Osman’ı kötüledi. Halife de, bunu Medine’den çıkardı. Bu da, Mısır’a gidip, halifeyi kötülemeye başladı. Çok bilgili olduğundan, cahilleri etrafına topladı. (Her Peygamberin bir veziri var idi. Peygamberimizin veziri de Ali’dir. Hilafet, onun hakkı idi. Osman, onun hakkını elinden aldı) diye her yerde konuşmaya başladı. (Tarih-i Taberi)
Eshab-ı kiramı kötüleyenlerin ilki, Abdullah bin Sebe’dir. (İbni Mülcem Hazret-i Ali’yi öldürmedi. Şeytan Ali’nin şekline girmişti. Şeytanı öldürdü. Ali, bulutlar içindedir. Gök gürlemesi, onun sesidir. Şimşek, kamçısıdır) derdi. İbni Sebe Yahudisinin sözlerine aldanan (Sebeciler), gök gürültüsü işitince, (Ey emirel-müminin! Sana selam olsun) derler. (Reddi revafıd)
Sebeiyye sapık inanışını kuran, Abdullah bin Sebe adında Yemenli bir Yahudidir. “Sen tanrısın” dediği için Hazret-i Ali bunu Medayin’e sürdü. (Tuhfe-i isna aşeriyye)
Eshab-ı kiramın hepsini sevenlere Ehl-i sünnet denir. Bir kısmını sevmeyenlere Şii denir. Tamamına düşman olanlara Rafizi denir. Rafiziler, ibni Sebe’nin yolundadır. (Cennet yolu ilmihali)
İbni Sebe’nin varlığı ve Sebe’iyye fırkası
Rafıziler ile Sünni görünen bazı mezhepsizler, İbni Sebe diye birisi yok diyorlar. Halbuki yüzlerce kitap İbni Sebe’den bahseder. (El Şia ve El Sünne) kitabında İhsan İlahi Zahir diyor ki: İslam güneşi doğup her yere yayılınca, kâfirlerin ve müşriklerin kalbleri yanıp tutuştu. Yahudiler, İran Mecusileri, Hindular, İslam’a tuzak hazırlamaya başladılar. Fitne çıkarıp, kan dökülmesine sebep oldularsa da, İslamiyet’i yıkamadılar. Kâfirliğini gizleyenlerin başında Yahudi Abdullah bin Sebe gelir. Sünni ve Şia’dan tarihçiler, hadisçiler ve tabakat sahipleri, edebiyat ve soy kütükçüleri İbni Sebe’ye yer vermişlerdir.
Bazıları şunlardır:
Çok bid’at çıkaran İbni Sebe’ye Allah lanet etsin. (İbni Kesir, Bidaye ve Nihaye 7/190);
İbni Sebe kendini tam kamufle etmiştir. Basra valisi Abdullah bin Amir, ona ismini sorduğunda, ben ehli kitaptan İslamiyet’i seçen ve size yakın olmak isteyen bir kişiyim demiştir. İbni Amir ona, bunu nereden bileyim der ve Basra’dan çıkarır. (Taberi 4/326-327),
İbni Sebe, Şam’da rolünü oynayamadan Mısır’a geçmiştir. (Taberi 4/340),
İbni Sebe’ye anası siyahi olduğu için İbni sevda da denir. (El Mukrizi, el Hutat 2/356);
İbni Sebe’nin anası Habeşli siyahi - zencidir. (Taberi 4/326-327),
İbni Sebe ve fırkası taşkınlar sınıfındadır. (Ebul Hasenil Eş’ari, Makalatil İslamiyyin 1/85);
Kelbi, ibni Sebecidir. (İbni Hibban kitabil Mecruhin 2/253);
İbni Sebe Hazret-i Ali ölmedi derdi. (El Mukaddesi, el Bedi vel Tarih 5/129);
Hazret-i Ali’nin nasla imam olacağını ilk ortaya atan İbni Sebe’dir. (Şehristani, Milel ve Nihal 2/116);
İbni Sebe, Hazret-i Ali’nin bir kısmı ilahtır derdi. (Essafidi, el Vafi bil Vefiyyet 17/20);
Yahudi Pavlos’un Hıristiyanlığa yaptığı gibi Yahudi İbni Sebe de müslüman görünüp İslam’ı bozmaya çalıştı. (Ebil Iz El Hanifi, Şerh el akidetü et-Tahaviyye s.578);
İbni Sebe tenasühü İslam’a sokmaya çalışmıştır. (Mukrizi, el Hutat 2/356);
Yahudi İbni Sebe, bâtıl davasını sinsice, tedrici olarak ve kurnazca yayardı. (Abdulaziz bin Veliyullah Muhtasaril Tuhfe el İsna Aşeriyye s.317);
Sebeciler biz vahye ulaştık derler. (İbni Ebi Ömer el Adni, Kitabül imam s.249);
Hazret-i Ali, Sebecileri ateşte yaktı. (El Maltı, Tenbih s.18, Cevzcani, Ahval el Rical s.38, Fahrettin el Razi İtikâdet Firak el Müslimin vel Müşrikin s.57; Hazret-i Ali’nin yaktığı hadis kitaplarında da geçer: Ebu Davud 4/126, Nesai 7/104, Hakim 3/538),
hepsinı okumadım ama ibn sebenin sapık düşünceleri hakkında ben de bir anektot aktarmak istiyorum.Hz ali sapık fikirlerinden ve kendisini ilah mertebesine yükseltmesinden dolayı ibn sebeye düşman oluyor ve onu yakarak öldürmek istiyor.İbn sebe ise ateş ile ancak allah azap eder bu bile benim hz aliyi ilah olarak görmemde ne kadar haklı oldugumun kanıtıdır diyerek olayı çetrefilli bir hale sokuyor hz ali olayın daha da büyüyecegını düşünerek ve abdullah bın abbasın telkin ve tavsıyelerıne de uyarak ıbn sebeyı medayıne surmenın daha mantıklı bir karar olacagını hükmediyor.nitekim öyle de yapıyor.
şia aslında kendi içindede bile karşıt fıkılerı barındıran bir fırka...hz alıyı sevıp saymada aşırılık gosterenler oldugu gıbı bu konuda gayet mutedıl davrananlar ve bu gruba karsı olanlarda var.bir grup hz aliyi ilah mertebesıne yukseltırken diger bır grup hz muhammedden bıle ustun sayabılıyor.bunun yanında bu ıkı grubun görüşlerini tasvıp etmeyenlerde bu gruba dahıl.aslında hz aliye uluhıyet veren ve nebılık makamını yukselterek asırılık gosterenler gerek şiada gerekse islamda dışlanmış gruplardır ancak onlar kendilerini şiadan sayıyolar.
birde şu imamlık konusuna deginmek istiyorum kaynagını tam bilemiyorum ama yakın bir zmanda okudugum bir hadısı serif bu hz aişe nakledıyor:hz muhammed (sav)hasta yatagında yatrken durumu agırlasınca eşi hz ayse cagırıyor ve imam olarak hz ebubekırın tayın edılmesını istiyor .hz aişe ise hz ebubekırın çok yumusak oldugunu hz ömerin imamlık yapmasının daha mantıklı olacagını ifade edıyor.peygember efendımız ise hz ebubekırın ımamlık yapması konusunda ısrarlı davranıyor.hayır hz ebubekır imam olsun diyor.
namaz kıldırma konusunda bıle peygamberımızın hz ebubekır uzerınde bu kadar ısrarlı olması onun hilafete daha layık oldugunu düşünmesine bir delildir.ayrıca yazıdada ıfade edıldıgı gıbı hz ali bu hılafet meselesını kabul etmemıs olsaydı zaten gidip hz ebubekıre bıat etmezdı .halifelık benım hakkım deyıp hakkını arardı...
hem sadece hikaye de değil friend, mesnetsiz bir şekilde ehlibeyt mektebinin nasıl karalandığına dair öğretici özellikte taşıyo ZİNDE BAD JEHENNEM BERAY-I ZALİMAN!!!
ehli beyt mektebi derken ehli beytse kasıt
hayır zeydiyye ehli beyte kimse dil uzatmadı ve aramızda kimse ehli beyde dil uzatacak bir düşünceye inanca sahip değil
cemre de söyledi istisna lar var, şii olup gerçekten Resulullah efendimiz in yolundan ve hz. Ali nin izinden gidenler var
ve kimse şia yı ehli beyten saymasın tüm şia ehli beyt mensubu değildir. içlerinden ehli beytten olan vardır muhakak
şia denince ehli beyt geliyorsa akla... sizce yanlış değilmi ? Kaç Adımda Tamamladınki Beni Yokluğunda Ölümler Beğeneyim
Tarih: Pts Tem 09, 2007 12:42 pm Mesaj konusu: Re: ibni sebe ve hilafet
friend ehlibeyt mektebinin karalandığına dair tek bir örnek:
Friend demiş ki:
Cemel Savaşını hazırlayan ibni Sebe’nin Müslümanlığa karşı kazandığı zaferin bu ikincisi idi. Daha önce Hazret-i Osman’a karşı hazırladığı isyanı kazanmıştı. (Kısas-ı Enbiyâ, Mir’atül’iber)
sanki öyle bi lanse edilmiş ki, ibni sebe haşa hz aliyi kandırmış ve cemel savaşına neden olmuş, aksine cemel savaşını ortaya çıkaran hz ayşedir..hz alinin üzerine saldıran, onun halifeliğini kabul etmediğini söyleyen hz ayşedir..bunuda zübeyr bin avvam ve talha bin ubeydullahın kışkırtmasıyla yapmıştır..
eğer gerçekten bu savaş ibni sebenin kışkırtması ile oldu ise o zaman ibni sebe şia kışkırtıcısı değil, aksine sünni kışkırtıcısıdır..çünkü saldıran taraf hz ayşenin tarafıdır...
ikincisi cemel savaşını müslümanlığa karşı ibni sebe kazanmadı, cemel savaşını hz ali ve ashabı kazandı.(savaş ortasında hz ayşe resulullahın kendisine söylediği şu sözü hatırladı" ey aişe birgün gelecekki ali ile karşı karşıya geleceksin, bilki o gün sen haksız konumdasın" ve yaptığı yanlışı farketti, pişman oldu, geri döndü vs..) ZİNDE BAD JEHENNEM BERAY-I ZALİMAN!!!
anladıgım kadarıyla bu cümlede anlatılan cemel vakasını hangi tarafın kazandıgından öte ibn sebenin müslümanlar üzerine oynadıgı oyunda başarılı olması, müslümanlar arasına fitne tohumları şacması...
cemel vakasını kazanan taraf hz alidir.hz aişe ,talha bın ubeydullah ve zubeyr bın avvam ise hz osmanın katıllerını bulmak amacıyla çıktıkları savaşta sonradan pişman olmuşlardır.basraya dogru yola çıktıklarında haveb suyu yakınlarına geldiklerinde köpekler havlayınca hz aişe buranın neresı oldugunu sormuş haveb suyu oldugunu ögrenıncede hz peygamberın eşlerine hitaben keşke haveb köpeklerinin içlerinizden kime havlayacagını bilseydım dedigini hatırlamış bi rivayette de yanılmıyosam bu sebeten helak olmaktan son anda kımın kurtarılacagını bılseydım dedıgını hatırlıyor ve vazgecıyor.zübeyr bin avvam ise hz ali ile yaptıkları görüşmelerde hz alinin peygamber efendımızın zubeyr bın avvama hıtaben hz alıye ıyı bak onunla haksız yere savasacaksın dedıgını hatırlatıyor bu sebebten bı daha asla senınle savasmıyacagım şeklinde yemın edıyor.yanı hz aişe ,zübeyr bın avvam ve talha bın ubeydullah savas ıcın yola cıksalarda sonradan pişman olup sulh kararı alıyor ıkı taraf arasındakı bu karardan rahatsız olan bu uzlasmadan zarar goreceklerını anlayanlar ıse ıbn sebe ve taraftarlarıdır bu savasın cıkmasına sebeb olan da onlardır.muslumanlar arasında fıtneye sebeb oldukları içinde yazarın dedıgı gıbı amacına ulaşmıs cemel vakasının asıl galıbı olmuşlardır..
talha zübeyr ve müminlerin annesi aişe (sanki hz osmanın öldürülmesinin sebebi hz aliymiş gibi) hz osmanın katillerinin bulunması için hz aliye savaş! açacaklar ve bunun sorumlusu da ibni sebe diye aslında var olmayan ama var edilen birisi olacak tarih o kadar ucuz ve komik hale getiriliyo ki..
ayrıca talha ve zübeyr bu savaşta haksız olduğunu anlayarak savaştan geri çekilmiş falan değildir, hz ali taraftarlarınca öldürülmüştür.
asıl fitneyi yaratan, hz aişeyi galeyana getirip hz ali ile karşı karşıya getiren talha ve zübeyrdir. ZİNDE BAD JEHENNEM BERAY-I ZALİMAN!!!
tarihi asıl ucuz ve komık hala getırenler sahabeyi kötüleyip yerden yere vuranlardır.ibn sebe müslümanlar arasına fitne soktugu için bu savaşın sorumlusu ....ben hz aişenin talha ve zübeyrin cemel vakasına katılmalarından dolayı hata yaptıklarını kabul edıyorum ama hz aişe ve zübeyr sonradan bu hatalarının farkına varıp vazgecmeyı düşünüyorlar(haveb suyu ve hz peygamberın zubeyr bın avvam hakkındakı hadisi dolayısıyla)hatta aralarında savastan önce bır gorusme oluyo ve ıkı tarafta sulh kararı alıyor .ancak ibn sebe ıkı tarafın uzlasmasının kendısıne verecegı zararı düşündügü için bu uzlasmaya manı oluyor her ıkı kafıleyede saldırı düzenleyen ve birbirlerinin ilk savası baslatan taraf olduklarını düşünmelerını saglayan da ibn sebedır...
ibn sebenın amacı muslumanları bırbılerıne kırdırmak ve nıfak tohumları atmaktıı amacını da gerçekleştırdı.hz aişe talha ve zübeyrın amacı hz osmanın katıllerının bıran once bulunmasıydı hz alı ıse bunu zmana bırakma taraftarı oldugu için aralarında sorun çıktı bu sorun ise bir ictihattır her ıkı tarafta farklı ıctıhat etmıstır o yüzden bizlerin cemel vakasından dolayı ne hz aişeyı nede talha ve zubeyrı nede hz alıyı yargılamaya hakkımız yok...özellıklede şianın yaptıgı gibi hz aişe için talha ve zübeyr için agıza alınmayacak sözler söylemek hiçbir müslümana yakışmaz sahabeler her zaman adildir ve bu vasıflarıylada bızlerden kat kat üstün insanlardır...onların cezası da mukafatı da allah katındadır bu yüzden dünyada hiçbir müslümanın peygamber efendımızın ashabına kötü söz söylemeye hakkı yoktur...
dünyada hiçbir müslümanın peygamberin ashabına kötü söz söyleme hakkı yoktur, ama o ashab dediğin münafıkların hz aliyi öldürmeye ona kılıç çekmeye hakları vardır dimi? bunun adı da avam diliyle ictihaddır..
resulullahın "münafıkları hz aliye buğzeden, ona düşmanlık eden kişilerle tanırsınız" demesine rağmen, birileri hz aliyi öldürmeye kastedecek, ona savaş açacak, kılıç çekecek ve bunun adıda ictihad olacak..yerin dibine batsın öyle ictihad..
talha ve zübeyr savaşta öldüler, geri dönemediler diyorum sen hala pişman olmalarındna bahsediyosun..hz ali ve ashabı pişman olan birisini, geri dönen birisini öldürmeyecek kadar affedecek kadar izzetli insanlar idi..
talha ve zübeyr bu savaşta öldüklerine göre pişman olmaları sözkonusu değil.
sahabeler tabiki her zaman adil ve bizden üstün insanlardır ama gerçekten sahabe olarak kalebilenler..Allahın ayette buyurduğu gibi sahabe arasındaki münafıklar değil, ya da resulullahın buyurduğu gibi resulullah vefat edince gerisingeriye topukları üzerine cahiliye devrine dönenler değil..
tarihte olmuş bitmiştir, ictihadi meseledir, yargılanamaz diye tarihi unutturmak, gerçeklerin üzerini örtmek kimseye bişey kazandırmaz. ZİNDE BAD JEHENNEM BERAY-I ZALİMAN!!!
ben bunları okuyunca ibn sebenın ffaaliyetlerinde ne kadar da başarılı oldugunu farkediyorum.Onun amacı da buydu zaten müslümanlar müslümanlara küs olsun aralarında fitne fesat olsun ki kendileri serbestçe hareket edebilsin...
talha bin ubeydullah zübeyr bin avvam ikiside cennetle müjdelenmiş sahabelerdir sıradan insanların kalkıpda onlar hakkında agza alınmayacak ithamlarda bulunmaları benı rahatsız edıyor aynı şey hz ali içinde gecerli sünni birilerinin hz ali hakkında ithamda bulunduklarını duysam aynı şekilde bundan da rahatsızlık duyarım .sebeiyyenin cemel savaşında bizzat saldırdıgı cadır hz aişenin çadırıydı fitneye yol açmak için...ayrıca zübeyr bin avvam hz aliye verdıgı yemınden dolayıda savaşa katılmamış geri çekilmek üzereyken şehit edilmiştir hz alide bu olay üzerine hz peygamberden duyduyu zübeyri öldürene ateşi müjdele hadisini nakletmiştir.talha bin ubeydullah ise müterettıt bır sekılde savasa iştirak etmıstır safların arasında hareketsiz duruken şehit olmustur kendısıne ok isabet ettıgınde dahi pişmanlık dile getiren şiirler okumuştur..
ne talha bin ubeydullah ne zübeyr bin avvam nede muminlerin annesi hz aişe...hiçbiri sıradan insan degil talha ve zubeyr cennetle müjdelenmiş sahabeler.rabbımız haşa bütün bunların yaşanacagını bilmiyomuydu ki onları cennetle müjdeledi..sahabeler hatasızdır demıyorum elbettekı hata yapabılırler bu savasta da hatalı olan bastada belırttıgım gıbı hz aıse hz talha ve hz zubeyr dır sonradan pismanlıklarını hz alıye dıle getırmıslerdır zaten hatta hz aişe keske 20 yıl önce ölseydım demiştir..ama sahabeyle hele hele aşerei mübeşşereyle kıyaslanamayacak kadar sıradan ınsanların onlar hakkında kötü sözler sarfetmesi hiç hoş degil şia bunu zmaan zaman hz alinin halifeligi sırasında kırtas hadisesinde hz ömer için zmaan zmaan muaviye için zmaan zmana da talha ve zubeyr için yaptı.ben sahabeer arasında taraf tutmuyorum talha ve zübeyrin tarafında falan degılım .aksine cemel vakasında hz alinin haklı oldugunu ashabı cemelın hata ettıgını üstüne basa basa söylüyorum ama onlar pisman olduktan sonra hatta pisman olmasalar bile tedirci olarak onlardan cok cok aşagıda bulundugumuz için onların hakkında tek hukum verıcının rabbımız oldugunu söyluyorum bizim bu konuda sahabeyı asagılayıcı ıthamlarda bulunmamızın hiçbir şekilde yakışık almayacagını ifade etmeye çalışıyorum yoksa ben hiçbir şekilde ne hz aliyi kötüleyen sözler sarfettım -ki haşa bu benim haddim de degildir ne hz aliye ne de sahabiye zemmetmek- ne de onun haksız oldugunu sadece şu var insanlar arasında özelliklede sahabeler arasında tek hüküm verici rabbimizdir bize bu konuda söz düşmez...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız