islamirc.net

islamirc.net: Forums


islamirc.net :: Başlığı Görüntüle - Bir Yetimin Yazdıklarıdır; Öylece Okuna ...
 
 

Bir Yetimin Yazdıklarıdır; Öylece Okuna ...



 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Toplum ve Aile
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
helezon
Konuşkan Üye
Konuşkan Üye

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2006
Mesajlar: 2618

Teşekkür sayısı: 0
Kendisine 16 tşk.edildi



MesajTarih: Pts Mar 20, 2006 1:17 pm    Mesaj konusu: Bir Yetimin Yazdıklarıdır; Öylece Okuna ... Alıntıyla Cevap Ver

Bir yetimin yazdıklarıdır; Öylece okuna


Yaşım kırkı geçti. Size göre (ve hatta bana göre), babasız da yaşayabileceğim bir çağdayım. Dedem öldüğünde, babam da benim yaşlarımdaydı; belki daha da gençti.

Geçen yüzyılın zar zor bağlanan telefon görüşmelerinden birinde, ne zamandır hasta olduğunu bildiğim dedemi sorunca babam usulca söyleyivermişti babasını kaybettiğini. Babamı teselli etmeye çalıştığımı hatırlıyorum da, kendimi teselli ettiğime dair bir fısıltı hatırlamıyorum. Babanın ya da annenin olmayışı çocuğuna “yetim” ya da “öksüz” gibi sıfatlar kazandırıyor da, dedenin yahut ninenin ölümü bir sıfat bile kazandırmıyor. Anlaşılan o ki, büyükbaba ya da büyükanne kaybı isimlendirilmeyecek kadar normal ve beklenen bir şey... Ve anlaşılan bir şey daha var ki, yaşınız ilerleyince de, babanızın yahut annenizin kaybından dolayı bir unvan vermiyorlar size. “Yetim” ve “öksüz” kelimelerinin çağrıştırdığı o derin ve ürpertili üşüme hali, yaşınız benim gibi kırkı geçmişse, size yakıştırılmıyor, çok görülüyor. “Eksilen bir şeyin yok ki, üstünden bir battaniye çekilmedi ki, içinde oturduğun ev yıkılmadı ki, özlemini çektiğin kasaba harab olmadı ki üşüyesin” der gibidir size bu unvanı çok görenler.

Yetim öyle mi ama? Babasını kaybetmiştir bir kere. Ellerinden tuttuğunda kendini dünyanın hakimi zannettiren o iri, sıcak eller toprağa karışacaktır az sonra. Minik yüzüne akşamın alacasında kocaman bir tebessümle yönelince bütün korkularını silip süpüren o bakış donmuştur artık. Yetim kalanın kaybı çok büyüktür; büyük kelimesinin anlatamayacağı kadar büyük... Böyle olmalı ki, bir çocuğa “yetim” dendiğinde, derhal onun için de baba olmaya, onun o derin yitiğinin üzerini kalbinizi battaniye edip kapatmaya yeltenirsiniz. Öyle vazgeçilmezdir çocuğun anababaya ihtiyacı, ya anababalı olmalı çocuklar ya da ölmeli Behçet Necatigil’e göre: “Büyükler gidince çocuklar küçükse onlar da ölmeli/Çünkü kendi evlerinden gayrı evler el evleri/Hele o kış ayları korkulu akşam üzerleri.” Üşüdünüz değil mi?

Peki sonra ne oluyor da, babanın yokluğu, “yetim” unvanını bile gereksiz görecek kadar kanıksanıyor. Ne oluyor da, çocuk olarak babamızın eksikliğini çektiğimizin, yokluğunu fark ettiğimizin nişanesi yakamızda durmaktan utanıyor? Kimse dönüp de bakacak değil elbet; işimiz çok, hayat devam ediyor. Babasızlığın edebiyatına vakit mi var?

İçimizde kor gibi büyüttüğümüz ancak gözlerin yağmasından koruduğumuz bir yangın yeri gibidir babasızlığımız. Yüreğimizin diplerine doğru ince ince saldığımız, lâkin elimize alınca, dilimize varınca bizi boğmasından korktuğumuz bir sel gibidir babasızlığımız. Ruhumuzun karanlık kuytularında ışıktan kıskanarak besleyip belediğimiz, ama kıyılara dokunur dokunmaz kararacak diye ürktüğümüz incimizdir babasızlığımız. Sanki bütün toplum kocaman bir parmak olur kocaman bir dudağın üzerinde de, yine sevgisini saklayan, sevdiğini söylemeyi ayıpsayan çatık kaşlı bir baba yüzünün gölgesini üzerimize salarak, içimizde çığlık çığlık büyüttüğümüz babasızlık sızısını daha yüreğimizin taraçalarından yükselmeden susturuverir. Babaların hatırına babalar için suspus olunur.

Yine de bir şair yüreğinin hece hece kanayan yaralarından uç verir o zoraki suskunluğun kuytularına terk edilmiş yetim çığlıklar: “Yaşama cesaretimi artıran/ağır acı oturuşunuz vardı” diyor Nuri Pakdil babası Ziyaioğlu Emin Pakdil’i anarken. Oğullar ve kızlar hemen bilmese de, hemen bilse bile hemen söyleyemese de, babalar, sadece varlıklarıyla bile çocukları için en usta simyacının çözemeyeceği bir güven yumağı dokur. Ne edersin ki, babanın varlığına dair o suskunluk çemberini yarıp konuşamazsın; sanki kendi sesinin ilk çağıltısında aranızda büyüttüğünüz o yumak dağılacak, kristal bir küre yere yuvarlanacak, kırılıp tuzla buz olacaktır. Sanki bir çığ kopacaktır sesinizin çarptığı baba yüzünde de, sen de o da altında kalacaktır. Kalkıp sevdiğini söyleyemezsin işte; varıp da kucağına, başını gömüp göğsüne böyleyken böyle diyemezsin. Henüz babamın hayatta olduğu, ancak babasızlığı kavramaktan uzak olduğum günlerden birinde, artık babasızlığı normal karşılanan bir büyüğümün sözü abartılı gelmişti bana: “Nefes alıp verdiğini bilmem bile yeter bana!” Şimdi babasızlığımın normal sayıldığı bu yaşımda, ben de abartı yapma zannıyla kuşatılmayı canı gönülden göze alarak öyle diyorum...

Ebeveynlerimizi anmakta, baba aleyhine bir dengesizlik vardır. Annesizliği kolayca sese dökeriz, bile isteye acılı bir çığlığa dönüştürürüz de, babasızlığı ille de suskun bırakırız. Babanın yokluğu da varlığı gibi içimizde dilsiz dudaksız beklemeye koyulur. “Babalar pek anılmaz şiirlerde./Annelerdir daha çok sözü edilen./Beslenip barındıkları yere belki/Bir sığınma duygusudur şairleri/Biraz da buna yönelten. Yok benim de/Babam için bir şiirim./Taşı/İğri durur bu yüzden.”[Metin Demirtaş]. Babalar için yazılan şiirler ille de babalar gittikten sonra gelir; babanın yokluğunda onu daha yakın buluruz kendimize. Hayattayken yaşadığımız uzaklığın bedelini ancak ölümüyle öder gibidir babamız: “esmerdir akşamlarda babam/çok esmer güler resimlerinden/o kadar yakın bilmediğim/ölüme çok uzak günlerinden” [Ali Püsküllüoğlu]. Sadece oğulların mı, babaların dili de oğullarının yokluğunda açılır. Uzakların araya girmesi, ölümün hayatı bölmesi yıkıverir suskunluğun duvarlarını: “Ellerim Kerem’in elleri/Uzaktan çocuk haberleri/Dediler ki Kerem ölmüş/Güzellikler deren ölmüş/Canımın bağı oğlum/Kalbimin ağı oğlum/Acının dağı oğlum/Derdin otağı oğlum/Yel eser ağu oğlum (...) Cennetin güzel çocuğu/Gözleri gül tomurcuğu/Yavruların yavrucuğu/Unutma şu babacığı/Şu babacık gönlünü dağlıyor oğlum.” [Alaeddin Özdenören].

Kar tanesinin şeklini bilmek isteyen körün ikilemini yaşar gibidir oğullar ve kızlar... Dokunmadan bilemez karı, dokununca da erir kar. Habib Bektaş, hapisteki babalar için yazdığı şiirde, aynı zamanda, babaların yüreklerinde olanı dudaklarına taşımaktan alıkoyan o suskunluk hapsini resmeder gibidir: “Sen, baba/Neden hep/Ben uyuyunca geliyorsun/Ve neden hep/Tam sana sarılınca kayboluyorsun/Uyanıkken de, baba/Uyanıkken de gelsene.” Ölünce sarılıyoruz babamıza; ama hayattayken gelmiyor gibi yahut gelmemizi istemiyor gibi yahut gitmeyi biz istemiyor gibiyiz. Kar tanesi de soğuk ve sessizce dokunur ya yeryüzüne. Murathan Mungan, babadan uzaklığı tasvir ederken öylesine sıkı sıkıya sarılır ki ıssızlığın imgelerine tek bir çıtırtının bile şiirin harflerini ürkütüp kaçıracağını sanırsınız: “bir pazar gününe sabah nasıl iner/göklerden nefesi tıkanmış/soluk soluğa/bir parka kuşlar gibi kimsesiz/nasıl iner yoksul kanatlarıyla/siz hiç ağaçların sarsıla sarsıla/ağladığını gördünüz mü?/babanızdan sürgün olduğunuz gün.” Sanki yüreğimizden babamıza uçan kuşları donduruyoruz onlar yanımızdayken yahut uzaklara doğru süzülen turnalar gibi seyretmeyi seviyorlar içimizdeki duyguları; kanatlarımızın yere değmesinden ürküyorlar. “Babam öldü” diye başlıyor şiirine Mustafa Ruhi Şirin; bu ilk mısra şiirin akışında saklı duygu uçurumlarını en başında ayaklarımızın ucuna getiriyor. (Şair olmadığıma göre, sadece “Babam öldü!” diye tek mısralık bir şiir yazmayı deneyebilirdim; bu cümle nasılsa her şeyi anlatırdı.) Sonra bir sessizlik sokuluyor Şirin’in şiirine: “koptu çalar saatlerin/gergin yayı/babasız evlerde/kim susturacak/çığlıktan doğan fırtınayı.”

Yaşım kırkı geçti, demiştim ya... Kendime yeter sanıyorsunuz beni. Babasızım ama yetim saymıyorsunuz beni. Bırakın da yetim olayım, boynum bükük gezeyim. İzin verin de itiraf edeyim: Hayatta olsaydı babam da, bu yazdığıma bir “aferin!” deseydi. Çok özledim seni, baba, çok. Seni özlediğim günleri bile özlüyorum. Suskun ve uzaktın ama içinde sen vardın o günlerin, nefesin vardı.

Söyler misiniz lütfen, kim susturacak bu çığlıktan kopan fırtınayı?

05.02.2006
SENAİ DEMİRCİ


Helezon; saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun; Dîvânesi ikimiz kaldık Allah yolunun...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
enesnur
Onursal Üye
Onursal Üye

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2006
Mesajlar: 515

Teşekkür sayısı: 0
Kendisine 0 tşk.edildi



MesajTarih: Pts Mar 20, 2006 6:57 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

babam hayatta...ama (Allah gecinden versin) kaç yaşında olursam olayım gene de eksikliğini hissedeceğimi biliyorum...
yazı tam beni anlatmış sanki... kırk yaş dönemleri değişik bir dönemdir...
20'li yaşlara benzemez biraz delimsi diye görür , 30'lardan da farklıyım diye bağırır 40'lı yaş... 50'lilere biraz içi geçmiş gibi der, 60'lara işi bitmiş der... ama belki de birer züğürt tesellisi midir diye de kendine sorar...

gene de bu yaşlarda olmak ayrı bir zevk... tez zamanda siz de tadın bu zevki...
(ne diyorsun hocam yaaa... dediğinizi duyar gibiyim... ben biraz daha buralarda kalacağım 20 sene sonra belki gelirim oralara deseniz de ben bu farkı ister istemez yansıtmakla görevliyim... hehehehe)

"söz bilirsen söz söyle sözünden ibret alsınlar,
söz bilmezsen sükut eyle seni adam sansınlar" (Ziya Paşa)
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
helezon
Konuşkan Üye
Konuşkan Üye

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2006
Mesajlar: 2618

Teşekkür sayısı: 0
Kendisine 16 tşk.edildi



MesajTarih: Pts Mar 20, 2006 7:01 pm    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

Hocam eğer Allah ömür nasip ederse; dediğiniz gibi daha 20 senemiz var.
Zamânın karşımıza neler çıkaracağını bilemeyiz.
Biz en iyisi "ân"ımızı düşünelim Smile) ve "ân"ımızı en iyi şekilde nasıl değerlendirebileceğimize bakalım.

Helezon; saf çocuğu, mâsum Anadolu'nun; Dîvânesi ikimiz kaldık Allah yolunun...
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
GuReL
Onursal Üye
Onursal Üye

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 17 Şubat 2007
Mesajlar: 847
Nerden: bandırma
Teşekkür sayısı: 43
Kendisine 6 tşk.edildi



MesajTarih: Cmt Şub 17, 2007 7:21 am    Mesaj konusu: Alıntıyla Cevap Ver

ellerinize sağlık.konuyu pastladım.yarınki ziyaretimi babam için yapacağım.hep nedense anneler için yapılır ziyaretlerde.babalarda aradan çıkarılır.bu sefer sırf babam için:) inşallah......

yumuşak konuş ki,kalblerin kapıları açılsın;
sıcak kalbli ol ki,vicdanlar,senin düşüncelerine "buyur" etsin;ihlaslı davran ki,tesirin sürekli olsun....!
[/color
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Toplum ve Aile Tüm saatler GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


 
Copyright © 2005 PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL
Forumtags