Tarih: Pts Mar 12, 2007 7:29 pm Mesaj konusu: Ne idik, Ne Olduk ?..
> Faziletliydik: Kimsenin malina, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin
> namusuna yan bakmazdik. Hirsizlik nedir bilmez, dilenciligi meslek
> edinmez, kimseyi de küçümsemezdik.
>
> Dürüsttük: Bir zamanlar, Londra Ticaret Odasi'nin en görünür
> yerinde su mealde bir tavsiye levhasi asiliydi: "Türklerle
> alisveris et, yanilmazsin. "
>
> Itibarliydik: Bir zamanlar, Hollanda Ticaret Odasi'nin
> toplantilarinda oylar esit çikinca, Osmanlilarla alisverisi
> olan tüccarin oyu iki sayilir, onun dedigi olurdu.
>
> Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanli askeri
> teskilatini Avrupa'ya tanitmasiyla meshur Comte de Marsigil, yere
> tükürmedikleri için atalarimizi söyle elestiriyor: "Türkler
> hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de
> saçlarinda sakallarinda bir hararet olur ve zamanla saçlari,
> kaslari, sakallari dökülür."
>
> Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu
> agaçlari sulatir, göçmen kuslarin yorgunluk atmasi için,
> saçak altlarina kus saraylari yapardik. Bunlara öyle çok örnek
> var ki, saymakla bitmez.
>
> Harama el sürmezdik: Fransiz müellif Motray, 1700'lerdeki halimizi
> söyle anlatiyor: "Türk dükkânlarinda hiçbir zaman tek
> meteligim kaybolmamistir. Ne zaman bir sey unutsam, hiç
> tanimadigim dükkâncilar, arkamdan adam kosturmuslar, hatta
> birkaç kere Beyoglu'ndaki ikametgâhima kadar gelmislerdir. "
>
> Medeni idik: Ingiliz sefiri Sir James Porter ise, 1740'larin
> Türkiye'si için sunlari söylüyor: "Gerek Istanbul'da, gerekse
> imparatorlugun diger sehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayis,
> hiçbir tereddüde imkân birakmayacak sekilde ispat etmektedir ki,
> Türkler çok medeni insanlardir. "
>
> Dosdogruyduk: Fransiz generallerden Comte de Bonneval ise, su
> hükmü veriyor: "Haksizlik, murabahacilik [asiri kâr koyma,
> tefecilik], inhisarcilik [tekelcilik] ve hirsizlik gibi suçlar,
> Türkler arasinda meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler
> ki, insan, çok defa Türklerin dogruluklarina hayran kalir."
>
> Hirsizlik nedir bilmezdik: Fransiz müellif Dr. Brayer, 1830'larin
> Istanbul'unu getiriyor önümüze: "Evlerin kapisinin söyle
> böyle kapatildigi ve dükkânlarin çogunlukla umumî ahlâka
> itimaden açik birakildigi Istanbul'da her sene azami bes-alti
> hirsizlik vakasi görülür."
>
> Ubicini, Dr. Brayer'i söyle dogruluyor: "Bu muazzam payitahtta
> dükkâncilar, namaz saatlerinde dükkânlarini açik birakip
> camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapisi basit bir mandalla
> kapatildigi halde, senede dört hirsizlik vakasi bile olmaz.
> Ahalisi sirf Hiristiyan olan Galata ile Beyoglu'nda ise hirsizlik
> ve cinayet vakalari olmadan gün geçmez."
>
> Naziktik: Edmondo de Amicis isimli Italyan gezgini, yine 1880'lerin
> "biz"ini anlatiyor bize: "Istanbul Türk halki Avrupa'nin en nazik
> ve en kibar insanlaridir. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi,
> nadirattan isitilir. O kadar müsamahakârdirlar ki; ibadet
> saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde
> gördügünüz kolayligin çok fazlasini görürsünüz."
>
> Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi' yle meshur Du Loir'un
> 1650'lerdeki hükmü söyle: "Hiç süphesiz ki, ahlâk bakimindan
> Türk siyasetiyle medeni hayati bütün cihana örnek olabilecek
> vaziyettedir. "
>
> Sefkatimiz yalnizca insana yönelik degildi, hayvanlari, hatta
> bitkileri bile kapsiyordu.
>
> Hayata karsi saygiliydik: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u
> dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsin:
> "Türklerdeki iyilik duygusu, hayvanlari dahi kucaklamistir.
> Birçok köyde esekler haftada iki gün izinli sayilir... Türklerle
> Rumlarin karisik olarak yasadigi köylerde ise, bir evin hangi
> tarafa ait oldugunu kolaylikla anlayabilirsiniz. Eger evin
> bacasinda leylekler yuva yapmissa, bilin ki o ev bir Türk evidir."
> (Küçük Asya, c. 9)
>
> Hayirseverdik: Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim: "Yazin
> Istanbul'dan Sofya'ya giderken daglardan anayol üzerine inmis
> köylülerin, yolculara, bedava ayran dagittiklarina sahit oldum."
>
> Ayni müellif, ceddimizin hayirseverlikte fazla ileri gittikleri
> kanaatindedir. Söyle diyor: "Fakat sunu da ifade etmeliyim ki, bu
> dindarâne hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler.
> Iyiliklerini yalniz insan cinsine hasretmekle kalmayip, hayvanlara
> ve hatta bitkilere bile tesmil ederler."
>
> Bu tespiti, Islâm ve Türk düsmani Avukat Guer misallendiriyor:
> "Türk sefkati, hayvanlara bile samildir" dedikten sonra su örnegi
> zikrediyor: "Hayvanlari beslemek için vakiflar ve ücretli adamlari
> vardir. Bu adamlar, sokak baslarinda sahipsiz köpeklere ve kedilere
> et dagitirlar.. . Sokaktaki agaçlarin kurakliktan kurumasini
> önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçik
> Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..."
>
> "Kaçik"ligin kaynagini da veriyor adam: "Birçoklari da sirf
> azad etmek için kusbazlardan kus satin alirlar. Bunu yapan bir
> Türk'e, bir gün, yaptigi isin neye yaradigini sordum.
> Küçümseyerek bakti ve su cevabi verdi: 'Allah'in rizasini
> tahsile [kazanmaya] yarar.'"
>
> Ne dersiniz? Galiba, geçmisimizden uzaklasmak, bize çok pahaliya
> patladi.
>
> Iste sorulmaya deger ve cevaplanmasi elzem olan soru: "Bizde, o
> zaman var olup da bugün olmayan nedir? Nasil kaybettik? Nasil
> buluruz?"
Selamların en güzeli üzerinize olsun;
Değişik zamanlarda ,çeşitli kaynaklarda okuduğum bu bilgileri böyle derlediğiniz ve bize sunduğunuz için teşekkür ederiz.Zaman zaman üzerinde düşünüp cevap arama girişimlerinde bulunan biri olarak,İslamiyeti hakkıyla yaşamaktan ne kadar uzaklaştıksa dile getirdiğiniz bu güzel hasletride işte o zaman kaybetmeye başlattık
derim.Önce kendimiz düzelteceğiz sonra çevremizi. Derd belli deva belli ,Allah(c.c) cümlemizin yar ve yardımcısı olsun.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız