islamirc.net

islamirc.net: Forums


islamirc.net :: Başlığı Görüntüle - İmam Malik ile Halife Ebu Cafer Mensur arasında münazara
 
 

İmam Malik ile Halife Ebu Cafer Mensur arasında münazara



 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Tarih ve Coğrafya
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Mekteb-i Mülkiye
Moderator
Moderator

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2007
Mesajlar: 992

Teşekkür sayısı: 51
Kendisine 84 tşk.edildi



MesajTarih: Sal Şub 19, 2008 1:58 am    Mesaj konusu: İmam Malik ile Halife Ebu Cafer Mensur arasında münazara Alıntıyla Cevap Ver

Bu rivayeti büyük tarihçi İbn-i Kuteybe, Tarihu'l-Hulefa adlı kitabında, Malik'in kendi ağzından nakletmiştir. Dolayısıyla çok iyi dikkat etmemiz gerekiyor:

«Malik şöyle yazıyor: Mina'ya gittiğimde padişah çadırlarına rastladım. Bizzat gidip (halifeyle görüşmek için) izin istedim. Görüşmelerden sorumlu şahıs beni içeri alarak izin verdi. Ona "Müminlerin emirinin çadırına vardığımızda bana haber ver" dedim. Beni o çadırlardan bu çadırlara dolaştırıp durdu. Her çadırda kılıçlı ve mızraklı askerler vardı. Nihayet sorumlu şahıs, "İşte (halifenin çadırı) bu!" dedi ve geri çekildi. İçeri girdiğimde halife oradaydı. Tahtından inmiş, kenarda duran halının üzerinde oturmuştu. Üzerinde sıradan insanların giydiği mütevazı bir elbise vardı. O, tüm bunları bana karşı mütevazı görünmek için yapmıştı. Çadırda ikimizden ve hemen yanı başında elinde kılıçla duran adamdan başka kimse yoktu. Yanına yaklaştığımda beni karşılayıp yanına oturttu. O sürekli "buraya (otur)" gibi işaretler yaparken ben de "şurada oturacağım" gibi işaretle cevap vermeye çalışıyordum. Sonunda beni yanına oturttu ve dizlerini dizlerime yapıştırdı. Ardından ilk söylediği söz şu oldu: "Ey Ebu Abdullah! ALLAH'a ant olsun ki senin kırbaçlanmanı ben emretmedim. Bundan haberim bile yoktu. Sonradan öğrendim. Ama öğrendiğimde buna asla razı olmadım. (Malik'in dövülmesini kast ediyor.)


Ben her halükârda ALLAH'a hamd ettim, resulüne selam gönderdim ve bana yapılanlar konusunda onun suçsuz olduğuna inandığımı bildirdim.

Mensur, "Ey Ebu Abdullah! Sen şu Haremeyn halkının arasında bulunduğun sürece onların işleri yolundadır. Öyle zannediyorum ki, senin sayende bu halk ALLAH'ın azabından yana güvendedir. ALLAH senin sayende büyük belayı onlardan uzaklaştırmıştır. Zira benim bildiğim kadarıyla onlar herkesten daha çok fitne ve kargaşaya meyilliler, ama buna güçleri yetmiyor. Her neredeyseler ALLAH onları öldürsün! Ben bu ALLAH düşmanını çıplak bir deveye bindirerek Medine'den getirtip hor karşılanmasını ve dar bir yerde hapsedilmesini emrettim. Sana verdiği cezanın kat kat fazlasını ona vermek istiyorum." dedi. Bunun üzerine ben, "ALLAH müminlerin emiri Mensur'u selamet etsin; ben onu Resulullah'la ve seninle olan akrabalık bağı için affettim" deyince, Mensur, "ALLAH da seni bağışlasın ve sana rahmet etsin!" dedi.

Daha sonra benimle geçmiş âlimler hakkında konuştu. İnsanları herkesten daha iyi tanıdığını gördüm. İlimden ve fıkıhtan söz açınca ihtilaf ve ittifak edilen konularda yine herkesten daha bilgili olduğunu gördüm. Bütün rivayetleri biliyor, duyduğu her şeyi güzel anlıyordu.

Sonra bana dönerek: "Ey Ebu Abdullah! İlmi tedvin et ve geliştir. Bu konuda çeşitli kitaplar yaz. Abdullah b. Ömer'in insanları zorluğa sevk eden hükümlerinden, Abdullah b. Abbas'ın kolaylığa iten hükümlerinden ve Abdullah b. Mesud'un sıra dışı fetvalarından kaçın; sen orta yolu seç. İmamların ve sahabenin ortak oldukları konuları yaz. Böylece ALLAH'ın yardımıyla insanlar senin ilmini ve kitaplarını öğrenip her yerde yaysınlar. Biz de bu kitaplara muhalefet edilmemesi ve ona göre hüküm verilmesi için gerekeni yapacağız."

(Malik der ki:) Dedim ki: "ALLAH sizi korusun; Irak halkı bizim ilmimizi beğenmiyor ve bu konuda bizi dikkate almıyor." Bunun üzerine Mensur şöyle dedi: "" Biz onları bu konuda mecbur edeceğiz. Kılıçla kafalarını vuracak, kırbaçlarımızla bellerini bükeceğiz. Sen bir an önce bu kitapları yaz. Oğlum MUHAMMED Mehdi önümüzdeki yıl Medine'ye gelecek. O geldiğinde ALLAH'ın izniyle bu kitaplar bitmiş olsun!"

Malik der ki: Biz öylece oturmuştuk. Ansızın içeri küçük bir çocuk girdi. Bana bakıp korktu ve geri geri gitmeye başladı. Ebu Cafer (Mensur) ona dönerek "Buraya gel, canım! Bu, Hicazlıların fakihi Ebu Abdullah'tır" dedi. Sonra da bana dönerek, "Ey Ebu Abdullah, bu çocuğun neden korktuğunu ve geri çekildiğini biliyor musun?" diye sordu. "Hayır" deyince şöyle cevap verdi: "Yemin ederim ki sana bu kadar yakın oturmamdan korktu. Çünkü hiç kimsenin yanında beni böyle otururken görmemişti."

Malik der ki: Mensur daha sonra bana bin dinar saf altın ve pahalı giyecekler verilmesini emretti. Bin dinar da oğluma verdi. Daha sonra izin alarak dışarı çıktık. Birbirimizle vedalaşırken bana dua etti.

Yolda ilerlerken Mensur'un kölelerinden biri geldi. Elinde değerli bir elbise vardı. Adetleri gereği onu omzuma attı. Birine elbise hediye etmek isteseler, kim olursa olsun böyle yaparlardı. Hediyeyi alan kimse de onu giyip halkın arasına çıkar, daha sonra kölesine bağışlardı. Köle, elbiseyi üzerime attığında adeta omzum çöktü. Onunla halkın arasına girmek istemiyordum. Mensur arkadan (kölesine) seslenerek "O elbiseyi Ebu Abdullah'ın çadırına kadar sen götür!" dedi…»


Tarihu'l-Hulefa, İbn-i Kuteybe, c.2, s.150.


Abbasî halifesi Ebu Cafer Mensur, büyük siyasetçilerdendi. İnsanların akıl ve vicdanlarını nasıl satın alacağını çok iyi biliyordu. Bazen tehditle, bazen de teşvikle halk üzerindeki etkisini güçlendiriyordu. Nitekim Malik ile arasında geçen konuşma, onun bu özelliğini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle Medine valisinin Malik'i kırbaçladıktan sonra Mensur'un Malik'e gösterdiği yakınlık, onun çok daha öncelerden Malik ile dost olduğunu gösteriyor.

Malik, bir keresinde de bu olaydan on beş yıl önce, yani Mensur'un yeni halife olduğu dönemlerde onunla görüşmüştü.

Tarihu'l-Hulefa, İbn-i Kuteybe, c.2, s.142. Kuteybe, şöyle yazar: İlk görüşme 148 senesinde, ikinci görüşme de 163 yılında hac mevsiminde gerçekleşmiştir. Bize göre Malik, her zaman halife ile görüşüyordu. Ama İbn-i Kuteybe sadece bu ikisini yazmakla yetinmiştir. Çünkü bu görüşmeler Malik'in kendi rivayetiydi ve içinde önemli meseleler vardı. Bir devlet hükümdarının ülkenin resmî müftüsüyle on beş yıl boyunca sadece iki kez görüşmesi sizce makul müdür?

Bu görüşme sırasında aralarında şöyle bir konuşma geçti:

"Mensur: Ey Ebu Abdullah! Ben bir rüya gördüm.

Malik: ALLAH müminlerin emirini doğru düşünmeye hidayet etsin! Acaba müminlerin emiri ne görmüştür?

Mensur: Sana bu evde yer vermiştim ve sen, ALLAH'ın evini mamurlaştırıyordun. Ben de insanlara sana uymaları konusunda baskı yapıyordum. Her şehrin ve ülkenin halkıyla, hac mevsiminde elçilerini sana göndermeleri hususunda anlaşma yapıyordum. Böylece sen onları din konusunda doğru yola hidayet edecektin. İlim sadece Medine halkına mahsustur ve sen onların en âlimisin." Tarihu'l-Hulefa, İbn-i Kuteybe, c.2, s.142.

İbn-i Kuteybe der ki:

«Ebu Cafer Mensur halife olduğu zaman Malik b. Enes, İbn-i Ebî Zueyb ve İbn-i Sem'ân'ı bir araya getirerek onlara, "Size göre ben nasıl biriyim? Adil hükümdarlardan mıyım, yoksa zalim hükümdarlardan mı?" diye sordu. (Onlar da şöyle söylediler:)

Malik: Ey müminlerin emiri! ALLAH'ı, Peygamberini ve senin Peygamber'e olan yakınlığını vesile edinerek beni bu sorunun cevabından muaf tutmanı istiyorum.

Mensur: Müminlerin emiri seni bağışladı.

İbn-i Sem'ân: ALLAH'a ant olsun ki sen en üstün insansın; hacca gidiyor, cihat ediyor, yollardaki güvenliği sağlıyorsun. Zayıf insanlar seninle kendini güvende hissediyor ve güçlüler onlara dokunamıyor. Din, seninle ayaktadır. İnsanların en üstünü ve hükümdarların en adili sensin!

İbn-i Ebî Zueyb: ALLAH'a ant olsun ki benim nezdimde sen insanların en kötüsüsün. ALLAH ve Peygamberinin malını gasp etmişsin. (Peygamber'in) yakınlarının, yetimlerin ve fakirlerin hakkını onlara geri vermiyorsun. Zayıf insanları zavallı ettin, güçlüleri ise zor durumda bıraktın. Mallarını ellerinden aldın. Yarın ALLAH'a ne cevap vereceksin?

Mensur: Sen ne söylediğinin farkında mısın? Kiminle konuştuğuna bir bak!

İbn-i Ebî Zueyb: Evet, bakıyorum ve kılıçları görüyorum. Canımın ortada olduğunun farkındayım. Ama ölüm kesindir; ne kadar çabuk olursa, o kadar iyidir!

Bu konuşmaların ardından Mensur, İbn-i Ebî Zueyb'i ve İbn-i Sem'ân'ı dışarı attırdı ve Malik ile yalnız kaldı. Ona (hayatına dair) güvence vererek şunları söyledi: Ey Ebu Abdullah! Rahat ve huzurlu bir şekilde şehrine geri dön. Eğer bizden bir şey isteyecek olursan, bil ki biz, kimseyi senden üstün görmüyor ve kimseyi senden üstün tutmuyoruz…

İbn-i Kuteybe şöyle devem ediyor: Ertesi gün Ebu Cafer Mensur, özel askerleri eşliğinde her biri için, (Malik, İbn-i Ebu Zueyb ve İbn-i Sem'ân) içinde beş bin dinar bulunan keseler yolladı ve görevliye şunları tembih etti: Onların her birine bir kese ver. Malik b. Enes alsa da almasa da ona dokunma; o almasa da olur. Ama İbn-i Ebu Zueyb eğer alırsa, başını kes ve bana getir; almayacak olursa da bırak, gitsin. İbn-i Sem'ân almazsa onun da başını kes ve bana getir. Eğer alırsa, yolu açık olsun!

Malik der ki: Görevli adam para keselerini getirdiğinde İbn-i Sem'ân aldı ve kurtuldu; İbn-i Ebî Zueyb almadı ve kurtuldu; ama ALLAH'a ant olsun ki benim paraya ihtiyacım vardı, o yüzden ben de aldım.» Tarihu'l-Hulefa, İbn-i Kuteybe, c.2, s.144-145.

Bu, Abbasî halifelerinin benimsemiş olduğu yöntemlerden biriydi. O dönemlerde halkın onları övgüyle anması ve Peygamber'e (s.a.a) yakınlıklarından dolayı halk tarafından ihtiram gösterilmesi için bunu özellikle yapılması gereken bir siyaset olarak görüyorlardı. Bu sebepledir ki halife, Malik'in gayesini anlamış, hoşuna gitmiş ve nasıl cevap verirse versin, onu muaf tutmuştu.

İkincileri olan İbn-i Sem'ân ise, ölüm tehdidi altında olduğu için inanılmaz derecede halifeyi övdü. Zira orada cellatlar vardı ve halifenin emrini bekliyorlardı.

Üçüncü kişi olan İbn-i Ebî Zueyb ise, cesur ve korkusuz biriydi. ALLAH yolunda kınanmaktan korkmuyordu. ALLAH'ın, resulünün, ve Müslüman ümmetin hayrını isteyen imanlı, muhlis ve doğru sözlü bir kimseydi. Ölümü pahasına hakikatleri söyledi ve halifenin hilelerini bir bir ortaya çıkardı. Ölümle tehdit edildiğinde dahi buna hazırlıklı olduğunu söyledi.

İşte bu nedenledir ki halife özellikle diğer iki kişiyi imtihan edip Malik'i kendi haline bıraktı ve bu yüzden görevliyi, "Malik b. Enes alsa da almasa da ona dokunma; o almasa da olur!" diye tembihledi.

Ebu Cafer Mensur, önde gelen siyasetçilerden ve hilekârlardandı. Malik'in konumunu üst düzeye çıkardı ve mezhebini, hâkimiyetinin resmi mezhebi hâline getirdi. Diğer taraftan da ondan daha bilgili olan İbn-i Ebî Zueyb'in mezhebini ortadan kaldırdı. Ayrıca Şafiî'ye göre Leys b. Sâd da Malik'ten daha bilgiliydi. Nitekim Ahmed b. Hanbel, İnb-i Ebî Zueyb'in Malik'ten daha bilgili olduğunu itiraf etmiştir. Bkz: Tezkiretu'l-Hifaz, c.1, s.176. Menakıb, Şafiî, c.1, s.524.

Bu konu hakkında daha fazla bilgi isteyenler için merhum Şeyh Esed Haydar'ın kaleme aldığı el-İmamu's-Sadık ve'l-Mezahibu'l-Erbaa adlı kitabı mütalaa etmelerini tavsiye ederiz. Sözü edilen kitabı okuduğunuzda İmam Malik'in, halifeler tarafından ne kadar sevildiğini ve onlar arasında ne denli etkili olduğunu göreceksiniz. Öyle ki, Şafiî, İmam Malik'in evine gidebilmek için Medine valisini aracı koyduğunda vali ona şöyle demişti: "Malik'in evinin kapısında beklemektense Medine'den Mekke'ye yürüyerek gitmeyi tercih ederim. Çünkü Malik'in kapısında eziklik hissettiğim kadar başka hiçbir yerde eziklik hissetmiyorum."

Ahmed Emin Mısrî, Zuhuru'l-İslam adlı kitabında şöyle der: "Ehlisünnet mezheplerini güçlendirmede devletlerin çok önemli rolleri olmuştur. Hükümetler güçlü olduklarında ve bir mezhebi desteklediklerinde halk da o mezhebe meyleder. Böylece devlet yıkılıncaya dek bu mezhep de ayakta kalır." Zuhuru'l-İslam, c.4, s.96.


Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Tarih ve Coğrafya Tüm saatler GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


 
Copyright © 2005 PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL
Forumtags