Tarih: Cum Nis 18, 2008 11:12 pm Mesaj konusu: MEZHEPLER VE SELEFIYYE HAKKINDA MÜNAZARA
[align=justify]
MEZHEPLER VE SELEFIYYE HAKKINDA MÜNAZARA
( Konu, "Hangi Mezheptensiniz ?" basligi ile acilmis ve katilimcilar, su noktaya kadar, bazi bildirimlerde bulunmuslardir. Buradan itibaren, konu, "Ehl-i Sünnet'in mezhep olup-olmadigi" ve "Selefiyye'nin hak olup-olmadigi" noktalarinda sekillenmeye baslamis oldugu icin, asagida, bu iki noktaya iliskin olmayan bagimsiz bildirimler atlanmistir )
* * *
- Aisa (22) :
selamun aleykum
ben selefiyim, ama bazi insanlar bize (ben ve benim gibi dusunenlere) "vahhabi" diyorlar
dogrusu ben o insanlara "vahhabi" nasil oluyor? diye sordugumda sorumu cevaplayamiyorlar. goruyorum burda da bazi arkadaslar "vahhabilik"den soz ediyorlar. "vahhabi" nasil oluyor? biz kendimizi ehli-sunnet gibi goruyoruz ama, 4 mezhep ehli bizi kabul etmiyor. bilmek istiyorum, selefilerde hangi alametler Kurana ve peygamberin (sas) sunnetine zit?
Allah hepimizi dogru yolda olanlardan etsin!Amin
* * *
- ( Üc baska katilimcinin bildirimleri )
* * *
- Radikalislam (34) :
Mezhepler, İki Cihan Güneşi Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dan ortaya çıkmıştır. Merkez'in göbeğinden yani.
* * *
- Radikalislam (34) :
Aisa'dan Alinti :
"selamun aleykum
ben selefiyim, ama bazi insanlar bize (ben ve benim gibi dusunenlere) "vahhabi" diyorlar
dogrusu ben o insanlara "vahhabi" nasil oluyor? diye sordugumda sorumu cevaplayamiyorlar. goruyorum burda da bazi arkadaslar "vahhabilik"den soz ediyorlar. "vahhabi" nasil oluyor? biz kendimizi ehli-sunnet gibi goruyoruz ama, 4 mezhep ehli bizi kabul etmiyor. bilmek istiyorum, selefilerde hangi alametler Kurana ve peygamberin (sas) sunnetine zit?
Allah hepimizi dogru yolda olanlardan etsin!Amin"
Geçen gün tam metin ingilizce yazınızı okudum. Özellikle cevap vermedik ki, bu konuda çok yazdık çünkü. Vahhabilik mezhep değildir, ekol'dür, bir fırka'dır. Başında da Abdülvehhab isminde şeyhi necdi olarak da anılan bir vatandaş bulunmaktadır. Bu arkadaş; fikir babası olarak İbn-i Teymiyye isminde zahiri bir alimi kendine örnek almıştır, fakat İbn Teymiyye'nin kendisine ittibaa edip etmeyeceği hususunu düşünmeden bir ekol oluşturmuştur. Zamanın arap hükümetlerinin siyasi istikballerini düşünerek destek vermeleri ile de vahhabiye cereyanı ortaya çıkmıştır. Her mezhebin başında bir imam vardır, vahhabi ekolünün başında ise herhangi bir imam yoktur, hiç bir zamanda olmamıştır.
Vahhabilik ehli sünnete küfür eder. Yani "kafir" der. Bu sebep ile de ehli sünnet ile işi olmaz. İtikad konusunu biraz araştırırsanız karşınıza bu tür bilgiler çıkacaktır.
* * *
- Aisa (22) :
benim gittigim cami ehline insanlar "vahhabi' derler, ama ne ben, ne de onlar 4 mezhepden olanlara "kafir' demiyoruz, aksine bize en yakin olan onlar. bence siz yillardir tekrar - tekrar yazilan kitaplara inanmak yerine "vahhabi' dediginiz insanlarin dinimiz hakkinda asil goruslerini (yani onlara nisbet edilenleri degil) ogrenin. hem nasil oluyor biz cok alimin goruslerini kabul ediyoruz, ama nedense bizi AbdulVahab devamcilari gibi goruyorsunuz? selefiler imam es-Safii, ebu Hanife, imam Gazali, Cezviyye, Hanbeli, Malik vs goruslerini kabul ediyorlar. batil inancli hangi insan bunu yapar? hatta biz bir cok baska alimleri kabul ediyorsak bile sizin en cok inandiginiz alimleri de de ayni sekilde okudugumuz icin sizin bizi vahhabi olarak gormege hakkiniz yok
selam ve dua ile
* * *
- ( Bir baska katilimcinin bildirimi )
* * *
- Aisa (22) :
Radikalislam'dan Alinti :
"Mezhepler, İki Cihan Güneşi Hazreti Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dan ortaya çıkmıştır. Merkez'in göbeğinden yani."
bunu da nerden cikardiniz? dogru hep tek olur, ayni zamanda 4 dogru olamaz. yani eger 4 mezhep arasinda hic bir fark yoksa, demek ki insanlar tarafindan yanlislikla farkli isimler verilerek 4 yere bolunmusler, yok eger bazi farklar varsa, demek ki onlardan yalniz biri en dogru olani.
* * *
- ( Yedi baska katilimcinin bildirimleri ( Aisa'nin "Hak nasil 4 olur ?" sorusunu izah girisimleri ))
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Amelde hanefi, i'tikadda selefi mezhebindenim...
Yanlis konusmak sac dökülmesine yol acmiyor ki cahiller kel kalsin. Muhammed b. Abdulvahhab, "Vahhabilik" adinda bir mezhebin kurucusu falan degil, Islam'in bidayetinden o yana var olmus hak bir mezhebin, Selefiyye'nin, büyük imamlarindan biridir sadece. Tipki Imam Ibn Teymiyye gibi. Ilk dönem müctehid imamlarin istisnasiz hepsi Selefiyye'den olup, bu mezhep Hz.Peygamber'in ve onun güzide ashabinin i'tikaddaki cizgisini ifade eder. Daha genis bilgi edinmek isteyenler, "Tasavvuf'a Dair-2" baslikli yazima bakabilirler.
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Aisa)
* * *
- ( Alti baska katilimcinin bildirimleri )
* * *
- Radikalislam (34) :
Abdülvehhab'a da büyük imam yakıştırması yapanlarda sırma saçlı olacak değil a! Çok çok tarama özürlü olur.
Yazık! hayatında didindi durdu bir şöhret olamadan gitti, arkasından medhu senalarla yad edilmeye başlandı. Ah! ne vardı şunun birazını hayatındayken yapsanızda uyeyneli şeyh de mutlu mutlu amacına ulaşmış olmanın verdiği hazla mikserini karıştırsaydı, olmazmıydı sanki!
* * *
- Aisa (22) :
radikalislam, biz kimseyi medhetmiyoruz. nasil oluyor ebu Hanife, imam Gazali, imam esh-Shafii
vs alimler hakkinda da bildiklerimizi soyluyoruz medh olmuyor, ama abdulVahhab hakkinda bir sey soyledikmi hemen "medhettigimiz" soyleniyor. bir az adaletli olun. alimler de insanlar, onlarin da hatasi olabilir. ama biz selefiler her alimden dogru olani goturup hayatimizda uyguluyoruz. bir de... soyler misiniz, selefiler Kurana ve sunnete aykiri ne yaptilar?
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Abdullah el-Necdi)
* * *
- Radikalislam (34) :
Yukarıda saydığın imamlar ile söylediğiniz uyeyneli mikser bir mi ? şaşarım aklınıza. Kendisine örnek aldığı İbn Teymiyye'yi dahi bir noktadan sonra yeterli görmeyen (ilmi olarak eksik bulan) bir bedeviyi gereksiz ve ifrata varacak derecede yüceltmenizin de bir manası yok hanımefendi. Bahsettiğiniz şahısı ve düşünce yapısını yıllarca etüd ettik. Bunlar kafidir bizim için. Ehli sünnet mensuplarını tümden tekfir ederek "kafir" ilan eden şahıs hakkında çok şey yazdık, çizdik, söyledik. Bir zahmet bizi yormadan forumda araştırın bakın bulursunuz.
Selef diyerek kasd ettiğiniz eğer tabiin ve tebe-i tabiin alimleri ise (Allah hepsinden razı olsun), hepsi başımızın üzerindedir. Bizim başımızın üzerinde manevi değerini taşıdığımız insanların muazzez mezarları da necidli ahbap tarafından yerle bir edilmiştir. Demek ki bizim başımızın üstünde olan, onun ayağının altındadır! bu mantıkla. Benim değerimi ayaklar altına alan bedeviyi de ben her fırsatta aşağıya indiririm. Çünkü; özü sapıktır! dayanağı yoktur. Her şey ilim ile olsaydı, şeytanda bir mezhep kurar geçer başına oturur fetva verirdi. Hoş gerçi bu konuda taşeronlara sipariş veriyor ya, neyse görmek lazım artık.
* * *
- ( Iki baska katilimcinin bildirimleri )
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Radikalislam kardes,
Imam Muhammed b. Abdulvahhab icin;
"Yazik, hayatinda didindi durdu, bir söhret olamadan gitti"
demissiniz. Bu sözünüzü etüd ettigimde, didinip durmanin, mutlaka "söhret olmak" gibi bir gayesi olmasi lazim geldigi anlayisini Sizde tesbit ediyorum. Bundan, Sizin herhangi bir hususta ortaya koydugunuz cabanin, hayattaki tüm didinip durmalarinizin, kendi capinizda hep "söhret olmak" amacina yönelik eylemler oldugu anlasiliyor. Bu mantikta oldugunuz icin olsa gerek, baskalarinin ugraslarini da ayni sekilde degerlendirme, ayni nefsani saike haml etme egilimindesiniz. Nefsani tutkularinizdan en kisa zamanda necat bulmanizi temenni ediyor, bundan sonraki mücadelelerinizi böyle süfli amaclar ugruna vermemenizi diliyorum.
O nefsiniz degil mi Sizi "kalp okumaya", bilemeyeceginiz alanda hükümler vermeye, Allah'dan rol calmaya sevk eden ? Imam'in kalbini yardiniz da baktiniz mi ki, didinip durmalarinin ne icin oldugu hakkinda bir söz söyleyebilesiniz ? Bu yetkiyi kimden aldiniz ?
Yine demissiniz ki;
"Onu gereksiz yere ve ifrata varacak derecede yüceltmenizin bir manasi yok."
Oysa, Imam hakkinda söyledigim, onun sadece, Selefiyye'nin büyük imamlarindan biri oldugu idi, baska degil. Bunda, "ifrata varacak derecede bir yüceltme" görmüs olmanizi, son derece enteresan buluyor, "algilama bozuklugu"na bir isaret sayiyorum. O paragraftaki sözleriniz, her ne kadar Size "Bunu Aisa kardes icin söylemistim, cünkü 'hanfendi' tabirini kullandim" deme imkani veriyor görünse de, durum öyle degil. Zira Aisa kardesimizin bu konudaki sözlerinde, bir sahis olarak Muhammed b. Abdulvahhab'dan hic bahsedilmemektedir. Övgü niteliginde tek kelam etmemistir. Belki övgü denebilecek (bana sorarsaniz övgü de degildir ama) tek söz, benim; "Mezhebin büyük imamlarindan biri sadece" sözümdür.
Imam hakkinda istimal ettiginiz;
"vatandas, arkadas, bedevi, uyeyneli mikser"
gibi tabirlerden dolayi, Sizin naminiza üzüldüm sadece. Stand Up yapmanin da bir yeri var diye düsünüyorum. Ama her konuyu mizah malzemesi görmek, sonucta, muhatabimizca ciddiye alinmamayi iktiza eder.
Yine bir baska yerde demissiniz ki;
"Her mezhebin basinda bir imam vardir, vahhabi ekolünün basinda ise herhangi bir imam yoktur, hicbir zaman da olmamistir."
Bu sözünüz dahi dogru degildir. Ilk dönem müctehid imamlarin istisnasiz hepsi, Selefiyye mezhebinin imamlaridir. Dört imamin ve digerlerinin i'tikaddaki cizgilerine baktiginizda, bugünkü Selefiyye'nin temel ilkelerinden, "ta'tilsiz tenzih - tesbihsiz isbat" metodundan baskasini bulamazsiniz. Imam-i Azam Ebu Hanife'nin i'tikadi ne idi ? Imam Malik'in i'tikadi ne idi ? Imam Safii'nin, Imam Ahmed b. Hanbel'in i'tikadlari ne idi ? Bunlarin akaidi bedahet derecesinde aciktir ve birazcik caba ile ögrenilebilir. Aliniz "Fikh-i Ekber"i okuyunuz. "Ebu Hanife'nin Bes Eseri"ni acip okuyunuz.
I'tikadda Sizin mezhebiniz hangisidir Radikalislam kardes ? Es'ariyye'den misiniz, Maturidiyye'den mi ? Peki ya bu iki imamin dahi (sonraki es'ari ve maturidilerin degil) i'tikadlari ne idi ? Her ikisi de Selefiyye mezhebinin imamidir. Imam Es'ari'nin, ilk dönem mezheplerini anlatan "Makalat"ini okumaz misiniz ?
Son olarak;
Kimseyi, hasimlarinin söylediklerinden ögrenmeye kalkismamanizi tavsiye ediyorum. Cünkü hasim, tarafdir, adil konusmaz. Dogru yöntem, hakkinda kelam edilmek istenen kisinin bizzat kendi yazdigi eserleri mütalaa etmektir. Belli isimler hakkinda sürekli söz söyleme ihtiyacinda olan birinin, o isimlere ait bütün eserleri okumus olmasi beklenir. Aksi, kinanmaya müstehak bir hal olur. Cok merak ediyorum; Imam Ibn Teymiyye'nin, Imam Muhammed b. Abdulvahhab'in ve diger selefi imamlarin kac kitabini, hangi kitaplarini okudunuz ?
* * *
- Aisa (22) :
Radikalislam'dan Alinti :
"Yukarıda saydığın imamlar ile söylediğiniz uyeyneli mikser bir mi ? şaşarım aklınıza. Kendisine örnek aldığı İbn Teymiyye'yi dahi bir noktadan sonra yeterli görmeyen (ilmi olarak eksik bulan) bir bedeviyi gereksiz ve ifrata varacak derecede yüceltmenizin de bir manası yok hanımefendi. Bahsettiğiniz şahısı ve düşünce yapısını yıllarca etüd ettik. Bunlar kafidir bizim için. Ehli sünnet mensuplarını tümden tekfir ederek "kafir" ilan eden şahıs hakkında çok şey yazdık, çizdik, söyledik. Bir zahmet bizi yormadan forumda araştırın bakın bulursunuz.
Selef diyerek kasd ettiğiniz eğer tabiin ve tebe-i tabiin alimleri ise (Allah hepsinden razı olsun), hepsi başımızın üzerindedir. Bizim başımızın üzerinde manevi değerini taşıdığımız insanların muazzez mezarları da necidli ahbap tarafından yerle bir edilmiştir. Demek ki bizim başımızın üstünde olan, onun ayağının altındadır! bu mantıkla. Benim değerimi ayaklar altına alan bedeviyi de ben her fırsatta aşağıya indiririm. Çünkü; özü sapıktır! dayanağı yoktur. Her şey ilim ile olsaydı, şeytanda bir mezhep kurar geçer başına oturur fetva verirdi. Hoş gerçi bu konuda taşeronlara sipariş veriyor ya, neyse görmek lazım artık."
evvela, bir az konusmalariniza dikkat edin. simdiye kadar tum tarikat ve mezhep ehli digerlerinin aklina sasmislar. siz bunu fark edememisseniz.........
diger fikirlerinize gelince, burda kim AbdulVahhabi ifrata varacak kadar yuceltti? biz yalniz Allahi ve peygamberlerini yuceltiriz, diger insanlari yucelten sizlersiniz (mevlana, evliya vs deyip kabirlerini az kalsin ibadetgaha ceviriyorsunuz). AbdulVahab hangi kitapinda ehli-sunneti tekfir etti? lutfen soyleyin biz de bilelim.
son olarak, bir insani bedevidir diye assalamak muslumana yakisan sifat degil
selam ve dua ile...
* * *
- Casus (?) :
bizler hangi mezhepten oldugumuz önemli degil önemli ALLAH a kitabına ve resulunun yolunda gittigimiz önemli işte bizlerde bu yönde kaybetmeye ve giri kalmaya mecburuz meshepcilik tarikatçılık vs. gibi sözlerin yerini artık yerini ilim bilime yervermeliyiz bu yönde ilerlelmeliyiz
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Sevgili Casus kardesim,
Hz.Peygamber; "Yahudiler 71 firkaya ayrildi. Biri haric hepsi atestedir. Hristiyanlar 72 firkaya ayrildi. Biri haric hepsi atestedir. Benim ümmetim de 73 firkaya ayrilacak. Biri haric hepsi atestedir" buyuruyor. "Bu bir firka hangisidir ya Resulullah ?" diye sual eden sahabilere de "O, Firka-i Naciye'dir. Bugün benim ve ashabimin üzerinde bulundugumuz yolda bulunanlardir" seklinde yanit veriyor (Tirmizi, Iman, 18).
Yine buyuruyor ki Resulullah; "Sonrakiler bircok ihtilaf görecek, ayriliklara sahid olacaklar. Ben size sünnetimi, rasid halifelerimin sünnetini tavsiye ediyorum. Ona simsiki sarilin. Sonradan cikan seylerden sakinin. Cünkü her sonradan cikan, bid'attir. Her bid'at, sapikliktir" (Ebu Davud, Sünnet, 5).
Bunlar ve bu cümleden diger hadisler, "Resule itaat edin" (Nisa-59) emr-i ilahisinin bir tefsiri mahiyetindedir ve sünnete uymanin farziyetini ifade ederler. Vahiy, "herhangi bir sekilde" degil, ancak "sünnet üzere" anlasildigi ve yasandigi taktirde Islam olur. Vahiy ile irtibata gectigi an, insan icin, isin tabiyati icabi bir mezhep üzere bulunmak sözkonusudur. Zira mezhep, tarzdir. Isterse bu mezhebin tek müntesibi kendisi olsun. Yani vahyi anlamak noktasinda sadece kendine özgü bir tarzi bulunsun. O yine bir mezhep üzeredir. Bu bakimdan mezhepsizlik, hakikatte degil, yalniz insanin dilinde var olabilir.
I'tikadda ve amelde eger sünnete ittiba yoksa, bilinmelidir ki, orada bid'ate ittiba vardir. Cünkü sünnet ile bid'at, iman ile küfür gibi, birinin oldugu yerde digerinin barinamadigi iki zid olgudur. Mezhebimiz, ya sünnet üzere olacak, ya da bid'at. Ücüncü bir secenek mevzubahis degildir.
* * *
- Casus (?) :
nice alimler vardır onlar mezhepten olmamıştır fakat onlar hak olan bütün meseplerin yaptıklarını yapmıştır illaki bir mesebe baglı olman gerekmez kardeşim mezhepten olsanda bir şey olmaz
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Aisa)
* * *
- ( Bir baska katilimcinin bildirimi )
* * *
- Duha (?) :
Casus'dan Alinti :
"nice alimler vardır onlar mezhepten olmamıştır fakat onlar hak olan bütün meseplerin yaptıklarını yapmıştır illaki bir mesebe baglı olman gerekmez kardeşim mezhepten olsanda bir şey olmaz"
Bana mezhebe bağlı olmayan tek bir alim ismi söyler misin?
* * *
- Casus (?) :
Imami Rabbani FAKAT İMAMI RABBANİ KADAR BİLGİİ OLMAMIZ LAZIM
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Imam Rabbani'nin mezhepsiz oldugunu nereden isittin güzel kardesim ?
Bunu Mektubat'tan cikarmis olamazsin.
Imam'in, Ehl-i Sünnet'e ne derece bagli oldugu, bid'at firkalari nasil tenkid ettigi, Mektubat'i okuyanlarin malumudur.
Kim söyledi Sana "Imam Rabbani mezhepsizdir" diye ?
* * *
- Casus (?) :
imamı rabbani ilk önce mezhepbe baglıdı fakat daha sonra hak olan bütün mezheplerin yaptıgını yapmıştır illaki bir mezhebe baglı kalmamıstır benim demek istedigim buydu egersende bunu yapa biliyorsan bir mezhebe baglı kalmazsın benim demek istedigim budur mezhepler insanların dinden çıkmaması için mezhepler kurulmuştur peygamber s.a.v vefat ettigi zaman 4 halife zamanında bile mezhep yoktu mezhep daha sonra çıkmıştır yazımı tam olarak okumadın herhalde kardeş sonra diyorumki ilmi yönde ilerlemiş ve hak olan bütün mezheplerin hepsini yapmıştır kuran ve ehli sünnet itikadına göre hareket etmiştir egerki sen kuran ve ehli sünnet itikadına tam baglıysa mezheplere ihtiyaç duymazsın mezhepler insanların dinden uzakdurmamasını saglar ve azmış oldugum her yazıdada illaki mezhepsizde olun demiyorum fakat bunu kime söylereseniz söyleyin (alim) egerki ben hak olan mezheplerin yapmış oldugunu bütün seyleri yapıyorsam bir mezhebe kalma zorunlulugum yoktur benim demek istedigim de budur zaten mektubatta bu söylenmez bişri hafide bir mezhebe baglı degildi fakat iyi bir alimdir alimlik illaki bir mezhebe baglı olmakla olunmaz o ancak ALLAH ın dilemesiyle olur
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Sevgili Casus kardesim,
eline saglik, cok sey yazmissin ama, soruma cevap vermemissin. Ben tekrar sorayim; Imam Rabbani'nin mezhebinin olmadigini "hangi kaynaga" dayanarak söylüyorsun ? Bu bilgi Sana gökten zenbille inmedi ya güzel kardesim ? Bir yerde görmüs veya duymus olmalisin.
Sana ilk verdigim cevapta mezhepden kastimin ne oldugunu ifade eden cümleler yer almakta. Hz.Peygamber'in sünneti, tarzi, onun mezhebidir diyorum. Ashab, tabiun ve tebe-i tabiun, sünnet demek olan bu mezhep üzere hem i'tikadlarini hem de amellerini sekillendirdiler. Onlarin yasadiginin, "mücerred bir müslümanlik" oldugu söylenebilir mi ?
"O dönemde mezhep yoktu, mezhepler sonradan cikti"
sözün, ya "bid'at firkalar" icin söylenmis oldugu kabul edildiginde, ya da sünnet üzere olan mezheplerin "yazili tarihleri" dikkate alindiginda dogrudur. Insanlar, zamanla Hz.Peygamber'in ve onun ashabinin yolunu terk ederek farkli yollara saptiklarinda, anlayislar, yaklasimlar, tarzlar farklilastiginda, sünneti takrir etme, yaziya gecirme, yani onu tesbit etme ihtiyaci hasil olmustur. Bu isi de, bugün hak mezhep diye bildigimiz mezheplerin imamlari gerceklestirmistir. Mezhep, "isim" olarak yoktu fakat, "hal" olarak pekala vardi. Hangi müctehid imam, fikhini, Hz.Peygamber'in sünneti üzerine insa etmedi ? Onlar, namazin erkanini kafalarina göre mi tesbit ettiler ?
Mezheplerin (yaziya gecirilmesi ve isimlendirilmesi anlaminda) olusumu da, Kur'an ayetlerinin derlenip-toplanip mushaf haline getirilmesi olayi gibidir. Bu asamadan önce Kur'an yok mu idi ? "Yoktu" sözünü, ancak "mushaf olarak yoktu" anlaminda tasdik edebiliriz.
Yukarida, diger bir kardes icin de söyledigim birsey vardi; Insanlari, söylentilere degil, kendi eserlerine istinaden degerlendirmek gerek.
"Mektubat'ta bu söylenmez"
demissin. Bunu, "söylenmiyor, ben okudum, orada yok" anlaminda mi, yoksa "böyle birsey mektuplara yazilmaz, uygun degildir" manasinda mi söyledin, pek anlayamadim.
"Imam Rabbani, ilk önceleri mezhebe bagli idi"
de demissin. Kaynaklara dayali konusacak isek derim ki; Evet, Imam, önceleri 'Vahdet-i Vücud' mezhebine bagli idi. Sonra, Allah'in inayeti sayesinde ilmen terakki ederek, bu mezhebin, Seriat'a, Ehl-i Sünnet inancina ve akla aykiri oldugu kendisine münkesif olup tevbe etti. Mektubat'i okuyan, Imam'in, Ehl-i Sünnet'ten kil kadar ayrilmaya müsamaha göstermedigini, rahatlikla görecektir.
Bütün bunlardan sonra;
Eger kast edilen, "mutlak müctehid" icin baskasinin ictihadina tabi olmanin gerekmedigi ise bile, bu, "Imam mezhebe bagli degil", "mezhepten olmamistir" gibi ifadeler ile Imam hakkinda "mezhepsizligi" cagristiracak sekilde mi ifade edilir ? Mutlak müctehid dahi, kendi mezhebi üzeredir.
"Illa ki bir mezhebe bagli olman gerekmez kardesim"
demissin. Burada hangimiz mukallid degiliz ki, mezheplerin konusulmasi anlamsiz bulunarak bu bildirim ile itiraz edilsin ve müctehidler icin sözkonusu olan sey bize önerilsin ?
* * *
- Casus (?) :
ben yine söyleyeyim imam önceden mezhebe baglıymıs diger yazımdada okumuş olmuşsundur fakat zamanla bu diger imamların yapmış oldukları her şeyi yapmıştır ve hiçbir mezhebe baglı olmamıstır fakat hemsine saygı duyulmuştur ve ne söyledilerse yapılmıştır peygamber s.a.v söylemiyorki bende sonra mezheplere baglı bulunun mezhepler islam dinin koludur illaki bir mezhebe tambaglı olmazsın diyorum ve bütün mezheplerin yapmış olduklarını yaparsın mezhepleri imamlar ben bu mezhebi kuruyoruym ve gelin bana tabi olunda dememiştir isteyen olur isteyen olmaz fakat yapmış oldukları herseyi yapar ve benim kastetdigimde budur illaki insanlar bir mezhebeb baglı olmaz isterse bütün mezheplerin yapmış olduklarını yapar diyanetede söylerse verecegi cevap bence budur
* * *
- Radikalislam (34) :
Kusura bakma Necidli kardeşim, son günlerde Türkiye'de vizyona giren "Kurtlar vadisi:Ergenekon" filmini seyretmekten foruma girme imkanım olmadı. Malum bununla beraber günlük işlerimizinde olması vakit ayırmamıza engel oldu.
Evet bakalım ne demişiz: Güzel! Şöhret olmak için forum sayfalarını seçen insanlarda varmış demek ki.! Ne ala! popstar alaturka yarışmalarından iyidir bence.
Ama benim böyle bir derdim yok.En azından elimde çekiç olmadığı için herşeyi çivi olarak algılamıyorum. Aslında cevap vermeyecektim fakat uslubunuz gerçekten samimi ve edep üzere olduğu için cevap yazmayı borç bildik.
Uyeyneli zat hakkında yazdıklarımı gayet ince dokundurmalar ile eleştirirken bir şeyi atlıyorsunuz sayın dostum; kalbini yarıp da baktın mı? gibi son derece anlamlı bir hadis ile uyarıyorsunuz. Haklısınız, kalbini yarıp da bakma imkanım olmadı. İmkanım olsaydı kalbini yarmaktan bir an dahi tereddüd etmezdim, ortadan kaldırırdım. Fitne olarak ortaya çıkması ve kendi fırkasına mezhepsel tarzda yaklaşımı şart koşması, ortadan kaldırılması gereken bir zat olması için yeterli bir bahane benim için.
Teymiyye'nin kitaplarını okuduğumuz içindir ki, alim olduğu konusunda sayısız yazılarımız var. Alimdir, zahiri alimdir, kaalde kalmış hal ilmine vakıf olmaması nedeni ile bir çok yerde ehli sünnete ters düşmüştür, ictihadlarında yanılmıştır dedik. Sanırım siz bu yazıları okumadığınız için doğal olarak endirek suçluyor gibi algıladınız bizi. Oysa Teymiyye bunları yazarken kendi ilmi doğrultusunda yazdığını, uygulama safhasının sonuçlarını ve etkilerini gözönüne almadığını, sonrasında gelinen noktanın ise çarpıtılarak ifrat derecesinde Abdulvehhab tarafından ortaya mezhep olarak lanse edildiğini, okumamışsınız. bakın size bir örnek olarak vereceğim bu anekdot, bize yönelttiğiniz suçlamanın aynısını Abdulvehhab'a yönelttiğiniz zaman cevap ne olacak siz verin.
Hureymile'de yazdığı Kitab-el Tevhid isimli eserini okumuşsunuzdur. Abdülvahhab bu eserde Kur'an ve Hadis dışındaki herşeyi reddediyor. Din'e sonradan sokulan tüm gelenekleri hiç tartışmaya girmeksizin küfür sayıyor. Dinin emirlerine uymayanı, bid'atlere sapanı, ibadette kusur edeni Müslüman saymayacağını ileri sürerek gereğinde bu gibilere karşı silah kullanacağını açıkça belirtiyor. İmanın amelde gizli olduğunu, iman sahibi olmak için kelime-i şehadet getirmenin yetmeyeceğini ve ameli ile imanını ispatlamayanın, canı ve malının helâl olduğunu açıklıyor. Böylece ibadet etmeyen ve ameli zayıf olan kişinin dinden çıkmış sayılamayacağını, sadece kusurlu olduğunu öne süren ehli sünnet anlayışına ters düşüyor. Bir nevi, son nefesi görmeden hüküm veriyor. Oysa son nefesin ne olacağını Allah (cc) bilir. Ve yaptırımlarının da bu yönde kendi kişisel görüşleri doğrultusunda olduğu görülüyor. Şimdi bu noktada uyeyneli şeyhe sormak gerekmezmi ; "ey abdulvehab! Kalbini yarıp da baktın mı ki o insanın küfrüne fetva verdin?"
Evet; ne dersiniz sayın necidli kardeşim ? Ne o ? yoksa "o abdulvehab'tır o diyebilir, ama siz diyemezsiniz" türünden bir cevap mı vereceksiniz ?
Ve bu yetkiyi siz nereden aldınız da, bizim bu güne kadar yazdıklarımızı "şöhret" olma gibi sufli nedenlere dayandırma meyilinde olduğumuzu görüyorsunuz ? İfrat ve tefrit ayarlarınızı muhakeme bilgileri ışığında yeniden gözden geçirmenizi tavsiye etmek isterim. İnsaf ölçüsü ışığında samimiyetinizi umarak!
* * *
- Radikalislam (34) :
Aisa'dan Alinti :
"evvela, bir az konusmalariniza dikkat edin. simdiye kadar tum tarikat ve mezhep ehli digerlerinin aklina sasmislar. siz bunu fark edememisseniz........."
Kusuruma bakmayın, yazınızın bu bölümünde anlam yönünden iflas ettim. Ne dediğinizi gerçekten anlamadım. Biraz daha net açıklamalı yazarsanız cevap verebileceğim, hanımefendi kardeşim.
Aisa'dan Alıntı :
"diger fikirlerinize gelince, burda kim AbdulVahhabi ifrata varacak kadar yuceltti? biz yalniz Allahi ve peygamberlerini yuceltiriz, diger insanlari yucelten sizlersiniz (mevlana, evliya vs deyip kabirlerini az kalsin ibadetgaha ceviriyorsunuz). AbdulVahab hangi kitapinda ehli-sunneti tekfir etti? lutfen soyleyin biz de bilelim. Son olarak, bir insani bedevidir diye assalamak muslumana yakisan sifat degil
selam ve dua ile..."
Diğer fikirlerimde yer alan abdulvehabı ifrata varacak kadar yüceltmeniz şuradan kaynaklanıyor ki; o insan bir mezhep alimi değildir. Alimlerin kitapları ile belli bir seviyeye kadar ilmi yönden yetişmiş bilgili biridir. Bu kişiye mezhep imamı sözünde bir sıfat; ifratın varabildiği son nokta olur! Çünkü, vahhabilik bir mezhep değil, bir akım, bir ekol, bir fırkadır!
Necidli kardeşime verdiğim cevabi yazımızda abdulvehabın ehli sünneti nerede tekfir ettiği kayıtları, kendi eserinden bir örnek ile yer almıştır. Okursanız, görürsünüz.
Selam ve rahmet ile...
* * *
- Radikalislam (34) :
Bedevi sözü bir hakaret değil, bir soy sop anlatımıdır. Bazı araplar bedevi olmak ile övünür. Fakat, günümüzde özellikle Türkiye'de hakaret etme amaçlı olarak kullanıldığı için "bedevi" sözü küfür yada istihza yada hakaret olarak algılanıyor. Oysa, hakaret değil, bir soy anlatımıdır.
* * *
- ( Iki baska katilimcinin bildirimi )
* * *
- Aisa (22) :
Radikalislam'dan Alinti :
"Kusuruma bakmayın, yazınızın bu bölümünde anlam yönünden iflas ettim. Ne dediğinizi gerçekten anlamadım. Biraz daha net açıklamalı yazarsanız cevap verebileceğim, hanımefendi kardeşim."
siz gecen mesajinizda bana karsi "akliniza sasarim" ifadesini kullandiniz. bu sizin turkcenizde ne anlama geliyor bilmiyorum, bizim turkcede birine "aklina sasarim" demek 'sen akilsizsin' demek anlamina geliyor. islamda cok tarikat ve mezhep ehli var ama, bu kimsenin digerine boyle kelimeler sarfetmesine hak vermez
simdi ben fazlalik olmamasi icin alinti yapmadan tum yazdiklariniza cevap verecegim insaAllah.
"bedevi" goceri (yani oturak olmayan) araplara denir, soy falan degil, ama boyle olsa bile, sizin yazinizda daha cok hakarete benziyordu
diyorsunuz ya TC turkleri bunu hakaret etme amacli kullaniyorlar, bi daha size teeccup ediyorum. araplar peygamberimizin (sas) mensup oldugu millet, en azindan bunun icin onlara dil uzatmak......................sanki sizde her sey super, kalkmis baskalarinda kusur ariyorsunuz (bu sozlerim size ait degil, genel olarak soyledim)
bir alime mezhep alimi demek onu ifrata varacak kadar yuceltmek mi? ki ben AbdulVahhaba mezhep alimi demedim, ehli -sunnet alimi dedim. ehli-sunnet mezhep degil. burda bakiyorum, bazi kardeslerimiz kalambur yapiyorlar. tarikat diyorsun, kalkip tarikat kelimesinin tarihini anlatiyorlar. ama onemli olan gunumuzde tarikat'in ne anlamda kullanildigi. mezhep kelimesi de ayni onun gibi
Teymiyyenin zahiri oldugunu soyluyorsunuz, o oncelerde dogru yolda bulunmamis, ama sonradan ehli-sunnet alimi olmusdur. bunu ilk degil, daha sonralar yazilmis kitaplarinda gormek mumkun
AbdulVahhab hakkinda yazdiklarinizi okudum. lutfen bana kitabul-tevhid-in neresinde onun silah kullanacagini yazdigini soyleyin. Din'e sonradan sokulan tüm gelenekleri hiç tartışmaya girmeksizin küfür sayıyor diyorsunuz, buna dair hadis var. "dine sokulan her bir yenilik bidattir, her bidat zelalettir". son olarak, biz selefiler, sizin tabirinizce "vahhabiler" kimseyi tekfir etmeyiz, tekfir etmek tekfircilerin ve haricilerin sanati, biz zahiri de degiliz, cunki ondan daha onemli niyettir. kimsenin isine karismayiz, cunki kalpde olanlari bir tek Allah bilir. ihlasla yapilan her ibadetin karsiligini da O verecek. bu dunyada 4 mezhep'ten birinde oldugunuz icin ovunuyorsunuz ya, unutmayin ki ahirette boyle seyler gecmez.
* * *
- Radikalislam (34) :
Aisa'dan Alinti :
"bizim turkcede birine "aklina sasarim" demek 'sen akilsizsin' demek anlamina geliyor. islamda cok tarikat ve mezhep ehli var ama, bu kimsenin digerine boyle kelimeler sarfetmesine hak vermez"
Sen akılsızsın anlamında bir cümle kullanamam sizin için. Çünkü sizi tanımıyorum. Ben aklınıza şaşarım derken “aklınız var, belli, ama onu kullanmadan, hiç düşünmeden hareket ederek buna inanıyorsunuz” anlamında kullandım. Bizim Türkçe’de aklı olduğu halde bunu kullanmayan insanlara “aklına şaşarım” denir. Bu konuda ard niyet aramayın, tamamiyle bir deyim olarak kullandım, hakaret etmedim, etmem de.
Aisa'dan Alinti :
"bedevi" goceri (yani oturak olmayan) araplara denir, soy falan degil, ama boyle olsa bile, sizin yazinizda daha cok hakarete benziyordu"
Aisa'dan Alinti :
"diyorsunuz ya TC turkleri bunu hakaret etme amacli kullaniyorlar, bi daha size teeccup ediyorum. araplar peygamberimizin (sas) mensup oldugu millet, en azindan bunun icin onlara dil uzatmak......................sanki sizde her sey super, kalkmis baskalarinda kusur ariyorsunuz (bu sozlerim size ait degil, genel olarak soyledim)"
Bizim Türkiye’de Romen (çingene) asıllı vatandaşlarımız var. Hepsinin kimliğinde T.C. vatandaşı yazıyor. Dışarıya herhangi bir ülkeye gitseler T.C. vatandaşı olarak muamele görecekler. Biz Türkiye de bu vatandaşlarımıza “esmer vatandaş” diyoruz. Devlet politikamız bu insanlara II. Sınıf insan muamelesini reva görüyor. Hiçbir devlet kurumunda çalışamıyorlar, doğru düzgün eğitim alamıyorlar, iş bulma konusunda ciddi olarak her zaman sorunlar ile karşılaşıyorlar. Ama bu insanlar; askerlik çağına geldiği zaman sorgusuz sualsiz askere alınıyor ve 16 ay bu ülkeye (az yada çok) hizmet veriyorlar. Devlet, askerden geldikten sonra bu insanların yüzüne bile bakmıyor. Eğer bu insanlar kendi imkanlarını zorlayarak bir işyeri açabilirlerse, devlet bu kişilerin kendi vatandaşı olduğunu hatırlıyor ve hemen vergisini tahsil etme yoluna gidiyor. Oturdukları yerler genelde göçebe tarzda hazırlanmış çadır gibi yerler. Elektrik yok, su yok, alt yapı yok. Ama her biri potansiyel oy çuvalı, vergi tahsilatında affedilmeyecek gelir kalemi, hizmet çalışmalarında köle. Maalesef 21.yüzyıldayız ve bu utanç verici muameleyi her gün görüyor, duyuyor ve şahit oluyoruz. Araplar içerisinde yaşayan bedeviler de bir nevi aynı yaşantı tarzına sahipler. Ülkenin her şeyinde öne koşturulurlar, insani ve toplumsal merkezli konularda nedense hep geri plana atılırlar.Oysa Rasulullah (s.a.v.) bu konuda kırmızı çizgiyi çekmiş ve uyarmış: Acemin arab olana, beyazın siyaha yada sarının diğer ırklara karşı bir üstünlüğü yok! Üstünlük ancak takvadadır. Nasıl ki Rasulullah’ın (s.a.v.) aralarında yaşamış olması ashabın dışında Araplara karşı bende bir sempati oluşturmayacağı gibi, Osmanlı döneminde Lawrence soytarısına uyarak bir tabur askerin karınlarını bir gece baskınında yarıp, karınlarında Osmanlı lirası aramaları da nefretime bütün Arapları ortak edemez! Bunlar dönemlere ait konulardır ve geneli hiçbir zaman bağlamaz.Bunu bilen bir insan olarak; asla ama asla bir arab yada Romen yada daha değişik ırk mensubu bir insanı aşağılamak yada nesebini sorgulamak haddim olamaz. Fakat; bununla beraber Din konusunda bildiğim ve inandığım değeri hiçe sayarak, kutsallarım olarak gördüğüm en başta Allah (cc), daha sonra Hazreti Kur’an, Din’im, Rasulullah (s.a.v.) daha sonra ehlibeyt, ashab, tabiin, tebe-i tabiin, mezhep imamları ile alimler ve arifler ve hatta Bayrağım hakkında kim olursa olsun en ufak hakaretvari söz, kelime, cümle kullanan kişilere hiç müsamaha göstermeden aynı şekilde cevap veririm. Diyeceksiniz ki; sen avukatmısın ? Evet! Avukatım! Kendi nefsimin avukatıyım. Bu değerlerime bile bile ağır ve haksız eleştiri yapılmasına göz yumarsam, bu değerlerim zamanla kendi nefsim karşısında hak ettiği önemi kaybeder. Oysa; kaybettiklerim değerinden bir şey yitirmez, ama bana bıraktığı boşluğu hiçbir şey dolduramaz. Çünkü benim için ne 2. bir Allah (cc) var, ne 2. bir Rasulullah (s.a.v.) var, ne de 2. bir Din var! Asla da olamaz. Bu neden ile senin “Araplara sırf Peygamberimiz (s.a.v.) hatırına saygı…” istemiş olman, benim buna itiraz etmem saygısızlık olarak görülmesin. Sonuçta onlar da insan. Hata edebilir her insan, ama hatasını tamir yoluna gidiyorsa sadece hata olan hareket eleştirilir, günah ayıplanır insan değil. Ama, uyarılara rağmen yaptığını hata olarak görmüyor veya önemsemiyorsa, işte o kişi nefsinin kölesi olmuştur ve her türlü söze muhataptır! Bahsettiğimiz Abdülvehab da bir bedevidir. Coğrafya olarak Necid çölleri göçebe tarzda yaşayan insanların oluşturduğu toplulukları barındırır bir yapısı vardır. Ama halkının içerisinde şair, alim gibi örnekler de çıkmıştır. Zaten Araplar belagatta (edebiyat) üstünlük kazanmış bir millettir. Bunda da en belirgin özellikleri arap dilinin fasih oluşundan kaynaklanır.
Aisa'dan Alinti :
"ben AbdulVahhaba mezhep alimi demedim, ehli -sunnet alimi dedim."
Abdulvehab ehli sünnet olmadığı için, ehli sünnet alimleri içerisinde yer almaz. Ehli sünnetin kanı, malı ve canı ona helaldir. Hatta ehli sünnet şirk içerisindedir. Bu neden ile; ehli sünneti rededen bir insanı da ehli sünnet rededer!
Aisa'dan Alinti :
"ehli-sunnet mezhep degil."
Yanılıyorsunuz, ehli sünnet bir mezhepdir. İtikad ve amelde Kur’an merkezli bir amel yaşantısına sahiptir. Ehli şirk de bir mezhepdir ve şeytan merkezli yaşantı tarzına sahiptir.
Aisa'dan Alinti :
"burda bakiyorum, bazi kardeslerimiz kalambur yapiyorlar. tarikat diyorsun, kalkip tarikat kelimesinin tarihini anlatiyorlar. ama onemli olan gunumuzde tarikat'in ne anlamda kullanildigi. mezhep kelimesi de ayni onun gibi"
Tarikat başka bir şey, mezhep başka bir şeydir. Ama bu sözden kasdetmek istediğiniz cemaatleşme olgusuysa, evet her ikisi de cemaatler ile yaşamsal anlam kazandırır.
Aisa'dan Alinti :
"Teymiyyenin zahiri oldugunu soyluyorsunuz, o oncelerde dogru yolda bulunmamis, ama sonradan ehli-sunnet alimi olmusdur. bunu ilk degil, daha sonralar yazilmis kitaplarinda gormek mumkun"
Tam tersi kardeşim, Teymiyye en başta hanbeli alimlerin ilimi ışığında doğru yolda gitti. Son zamanlarında, ilim yönünden o kadar yükseldi ki, bulunduğu makamı zahiri olarak algıladığından dolayı ictihadlarında yanıldı. İlmi aklına gaalip oldu. Fakat, inşallah bu ilim kendisini kurtarmaya yetecektir diye hüsnüzan etmeye çalışıyoruz. Bununla beraber bilin ki, son zamanlarında ehli sünnet alimlerinden olmayı bırakın, hepsini red etmiştir.
Okuduğunuz kitaplar ilk dönemlerine ait kitaplardır ki, bazı yerlerde cüneyd-i Bağdadi (k.s.) gibi alimlerin yaşantısını över. İlk zaman ve son zaman kitaplarını karıştıranlar bu yanılgıya hep düşer.
Aisa'dan Alinti :
"AbdulVahhab hakkinda yazdiklarinizi okudum. lutfen bana kitabul-tevhid-in neresinde onun silah kullanacagini yazdigini soyleyin. Din'e sonradan sokulan tüm gelenekleri hiç tartışmaya girmeksizin küfür sayıyor diyorsunuz, buna dair hadis var. "dine sokulan her bir yenilik bidattir, her bidat zelalettir". son olarak, biz selefiler, sizin tabirinizce "vahhabiler" kimseyi tekfir etmeyiz, tekfir etmek tekfircilerin ve haricilerin sanati, biz zahiri de degiliz, cunki ondan daha onemli niyettir. kimsenin isine karismayiz, cunki kalpde olanlari bir tek Allah bilir. ihlasla yapilan her ibadetin karsiligini da O verecek. bu dunyada 4 mezhep'ten birinde oldugunuz icin ovunuyorsunuz ya, unutmayin ki ahirette boyle seyler gecmez."
Hiddetlenmenize gerek yok, biraz sakin olun. Sakin olmadığınız sürece yazdıklarımızı anlamazsınız. Bu kadar yazıyı anlamanız için emek verdim ve açıklamalı bir şekilde yazmaya çalıştım. Lütfen, en azından bu emeğe saygı gösterin ve okuyun.
Vehhâbiliği ilk olarak ortaya atan Abdulvehhab dır. Bütün mezhepleri şirk ehli saymış ve hepsinin katlinin hak olduğu yönünde fetvalar vermiştir. Teymiyye ve öğrencisi İbn Cevziye'nin Ehl-i sünnete uymayan kitaplarını okuyarak bu yargılara varmıştır. Bir çok kitapları içerisinde en azılısı Kitab-ül Tevhid eseridir. Zamanın alimleri bu fikirlerini içeren kitaplar hakkında çok ciddi ve dayanaklı reddiyeler kaleme almışlardır. Hatta; kendi öz kardeşi Süleyman dahi sapkınlığına hükm etmiş ve gittiği yolun yanlış olduğu konusunda defalarca uyarmıştır. Babası hanbeli mezhebine sıkı sıkıya bağlı bir kişidir. O dahi oğlunu çeşitli defalar uyarmasına rağmen başarılı olamamıştır. Zaten aralarında huzurlu bir yaşantı imkanı bulamayan Abdulvehab bu sıkıntılar sonrası oradan Irak dolaylarına göç etmek zorunda kalmıştır. Hayat hikayesini az çok biliyorsunuzdur. Uzun uzun bahsetmeye gerek yok. Burada asıl önemli olan itikad konusudur. Bakın bana ait olmayan bir başka yerden alıntı yapacağım yazıda bu konu hakkında neler yazıyor:
(Kirmizi renkteki alinti)
“Şeyh-i Necdî'nin torunu dedesinin Kitab-ül-tevhid' ini şerhetmiş ve vehhâbîler tarafından başka ilâveler de yapılarak FETH-UL MECİD adı ile neşredilmiştir.
Şeyh-i Necdî, 1150 senesinde vehhâbîliği ilân etti. Kabr-i saadete gidip YA NEBİYYALLAH diyen kimselerin müşrik olacağını söyledi. Ehl-i sünnete kâfir dedi. Vehhabiler, Fatiha süresindeki «Biz yalnız senden yardım isteriz.» âyet-i kerîmesini göstererek «Filân ilâç ağrıyı kesti» diyenin veya «Falanca Peygamber veya velinin mezarının yanında Allah duamı kabul etti.» diyenin müşrik olduğunu söylüyorlar. Halbuki ilâç içerek Allahü teâlâdan şifa beklemek, modern harb vâsıtalarını kullanarak Allah'tan zafer beklemek gibidir. Allahü teâlâ her şeyi sebeple yarattığı için bu sebeplere yapışmak şirk değildir. Evliyanın rûhundan yardım istemek, Allahü teâlânın yarattığı bu sebeplere yapışmaktır. Vehhâbîler, kendileri her vesileye her çareye müracaat ettikleri halde Enbiya ve Evliyayı vesile edinmeğe şirk diyecek kadar ileri gidiyorlar.
Vehhâbîlik fitnesi, zulm ile kan dökülerek yayıldı. Bunların en zalimi Deriyye emiri İbni Suûd idi. Suûd-i Arabistan hükümetinin emirleri Müseylemet-ül-kezzâb isimli bir yalancının peygamberliğine inanan ahmakların soyundan idi.
Vehhâbîlere göre, bütün müslümanlar altı yüz seneden beri şirk içinde imiş, bunları küfürden kurtarmağa çalışıyorlarmış.
Keşf-üş-şübühat isimli vehhâbî kitabında âyet-i kerîmeye yanlış mana vererek Ehl-i sünnet olan müslümanları müşrik bilip bunların öldürülmesi ve mallarının yağma edilmesi isteniyor.
Vehhâbîlerin sayılamıyacak kadar yanlış fikirleri varsa da esası üçtür:
1 — «Amel imandan bir cüzdür (parçadır)» diyorlar. Meselâ «Zekât vermeyen kimse kâfir olduğu için öldürülüp mallarını vehhâbîlere taksim etmelidir.» diyorlar.
2 — Enbiya ve evliyanın ruhlarından şefaat isteyen, bunları vesile ederek dua eden kimse kâfir olur.» diyorlar.
Halbuki kabir ziyareti ile ilgili hadîs-i şerifler muteber kitaplarda çoktur. Bunlardan birkaçı şöyledir:
«Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip oldu.»
«Hac ettikten sonra kabrimi ziyaret eden, beni sağ iken ziyaret etmiş gibi olur.»
«Bir işte sıkıştığınız zaman kabirde olanlardan yardım isteyiniz.»
Hadikat-ün-nediyye kitabında şöyle buyurulmaktadır:
«Peygamberler uykuda iken olduğu gibi vefatlarından sonra da peygamberdir. Keza mü'minler de uykuda olduğu gibi öldükten sonra da mü'mindirler. Peygamber olan, mü'min olan ruhtur. İnsan ölünce ruhu değişmez. Keza evliya da vefat ettikten sonra evliyalığı gitmez, kerameti devam eder.»
Allahü teâlâ İmran sûresi 169. âyetinde şöyle buyurmaktadır:
«Allah yolunda öldürülenleri ölü sanmayınız, onlar Rablerinin yanında diridirler, rızıklandırılmaktadır.»
Bu hususta bildirilen hadîs-i şeriflerden birkaçı da öyledir:
«Cuma günleri bana salâvat getirin, okunan salâvat bana hemen bildirilir. Ben öldükten sonra da bildirilir. Çünkü toprağın peygamberleri çürütmesi haram kılındı. Onlar öldükten sonra da diridirler rızıklandrılırlar.»
«Kabrimin başında söylenen salâvatı işitirim, uzaktan söylenen salâvat bana bildirilir.»
Bu bakımdan kabr-i saadeti ziyaret etmenin lâzım olduğunda İCMA-İ ÜMMET hâsıl olmuştur.
Eshâb-i Kiram, Peygamber aleyhisselâm ile iki halifesini bina içine defnettiler. Buna hiç bir sahabî itiraz etmedi. Onların temasının dalâlet olmadığı (edille-i şer'iyyeden olduğu) hadîs-i şerifle bildirilmiştir. Eshâb-ı kiramın icmaını inkâr ise küfürdür.
Vehhâbîlere NECDÎ de, denir. Hadîs-i şerifte şöyle buyurulmuştur:
«İşkence yapıcılar şarktadır. Şeytan, buradan (Necd tarafından) fitne çıkarır.»
Kâfirler Peygamber aleyhisselâmı öldürmek için Darün-Nedve'de toplandıkları zaman Şeytan Necdli bir ihtiyar şeklinde görünüp onlara nasıl öldürülmesi gerektiğini öğretmişti. O günden beri Şeytana Şeyh-i Necdi denilmektedir.
İbni Arabi hazretleri, Şeytanın Şeyh-i Necdi olduğunu her yere yaydığı için vehhâbîler bu velîye kâfir diyerek saldırıyorlar.”
(Kirmizi renkteki alinti sona erdi)
Bu kırmızı ile işaretli yazılan bölüm bire bir benim yazdıklarım değildir, bir başka yerden bu bölümü copy yaptım. Ama benim fikirlerime de tercüman olacak türden bir yazıdır.
Vehhabiliğin meşru bir mezhep olup olmaması İslam adına ne kayıptır, nede kazanımdır. Bir fırkadır, bir cemaattir. Hepsi hepsi bu! Cemaatin, bir mezhebin ictihad derecesinde ilim sahibi olan bir imamı olur. Vehhabiliğin ise bir imamı yoktur. Teymiye vahhabiliğin imamı değildir, çünkü vehhabilik gibi bir mezhep girişimi onun yaşadığı dönemde olmamıştır. Bu neden ile Teymiye vahhabiliğin imamı olamaz. Abdulvehab ise hiç olamaz; çünkü ictihad sahibi bir alim değildir!
Haddi zatında bu Din içinde yeterli hak mezhep vardır, daha çoğu Müslümanların daha çok bölünmesine yol açacağından dolayı zarar getirir.
Selametle.
* * *
- Aisa (22) :
hidetlendigimi de nerden cikardin kardesim, ayrica 2 musluman olarak boyle sakince fikir paylasimi yapmamiz beni mutlu ediyor. belli, gunumuzde farkli goruslu muslumanlar bir-birileriyle az kalsin en zalim dusmanmis gibi davraniyorlar. Allah insaAllah emeginizin karsiligini verir. yazinizi son cumlesine kadar okudum. bazi konularda sizinle ayni dusunuyoruz ama, yinede soglediginizi bazi seylere katilmiyorum.
evliyalar bizim gibi insanlar, onlardan , hele olmus olduklari halde ruhlarindan yardim istemek ne kadar dogru bir sey? Allah kitabinda Ona hic bir seyi ortak kosmamamizi emrediyor, baskasindan yardim dilemek Allaha ortak kosmaktir. ya da hadislerde Allaha dua ederken hic bir vasitaci gerekmedigi soyleniliyor. siz peygamberimizin sag iken vasitaci oldugunu soyleyebilirsiniz, ama bu yalniz o (sas) sag iken olmustur, oldukden sonra sahabeler boyle bir sey yapmamislar.
copy ettiginiz hadisler hangi kitapdan alindi? eger biliyorsaniz, lutfen yazin ben de okuyum
selam ve dua ile.......
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Radikalislam kardes,
"uzun yazi yazmak" ayri sey, "dogru söz söylemek" ayri seydir. Emeginize saglik ama, sunu ifade etmek hak ve adalet adina görevimdir ki; bu sözlerde ilmi bir agirlik yok denecek kadar az oldugu gibi, yanlislarla dolu maalesef. Kirmizi renkte aktardiginiz alinti, Sizce cok sey mi ifade ediyor ? Orada yer alan ve kaynaksiz olarak naklettiginiz rivayetler hakkinda söz, asagida gelecektir insaallah.
"Bedevi" tabiri üzerinde bu kadar durmaya, bana sorarsaniz, hic gerek yoktu. Lafi bunca uzatmakla, bu noktada neyi öncekinden daha iyi anlamis olduk ? En siradan bir kelime dahi, tahkir ve tezyif amacli kullanimin bir araci haline getirilebilir. Burada önemli olan kelimenin icerigi, muhtevi oldugu anlam boyutlari degil, ne maksatla söylendigidir. Ki sonucta, "ahbab, mikser" gibi ifadelerinizin yaninda bu "bedevi" kelimesi de, Imam'a hakaret amacli istimal edilmistir. Bunu söylemek icin kalbinizi yarmama hic gerek yok, zira Siz kendiniz "Ben her firsatta onu asagi indiririm (asagilarim)" demek sureti ile bunu itiraf etmissiniz zaten.
Imam Muhammed b. Abdulvahhab'in, Ehl-i Sünnet'i tekfir ettigini söylemissiniz. Imam'in tekfir ettigi kesim, Ehl-i Sünnet degil, kabirleri putlastiran, Allah'dan istenmesi gerekenleri kullardan isteyen, Allah'a uluhiyyetinde sirk kosan bid'at ehlidir. Kaldi ki, bunlari tekfir eden, Imam Muhammed b. Abdulvahhab degil, hakikatte Allah'dir. Onun yaptigi sadece, Allah'in hükmünü insanlara duyurmak olmustur. Bununla birlikte, "hatalari olmamistir" elbette denemez.
"Allah ile kul arasinda araci var midir" baslikli yazima bakarsaniz, Allah'dan baskasindan istigasede bulunmanin acik sirk oldugunun delillerini görürsünüz. Sadece Allah'in irade ve kudretinde olan islerde Allah'dan baskasina yönelip yardim dileyen, medet uman, "yetis ya falan" gibi nidalar eden insanlar, tevhid akidesinden cikmis ve elbette küfre girmislerdir. Küfre, riza dahi küfür iken, bir de kalkip onun savunuculugunu yapmaya ne demeli ? Mü'minler, Allah'dan baska kinayicilarin kinamasindan korkmamakla emrolunmuslardir. Imam Muhammed b. Abdulvahhab'dan Allah razi olsun ki, ona gani gani rahmet eylesin ki, bu emre ittiba etmis ve batila hakki haykirabilmistir.
"Aracilar" meselesinde deniyor ki; "Allah, dini, insanlara peygamberler araciligi ile göndermistir, peygamberlere de melek araciligi ile, aracilar olmasa idi biz bu dini nereden bilecektik, bir de kalkmis 'aracilar edinmek sirktir' diyorsunuz". Bu ve buna benzer sekilde "sebepler"i delil getirerek muhalefet edenler, herhalde yazdiklarimizi okumuyor olmalilar. Sebepleri inkar etmiyoruz. Söyledigimiz; "uluhiyyete taalluk eden islerde araci yoktur"dan ibarettir. Bunu, "Tasavvuf'a Dair-2" baslikli yazimin "Allah'dan baskasindan istigasede bulunmak" arabasligini tasiyan bölümünde cok belirgin ifadeler ile dillendirmis olmama ragmen, yaziya itiraz mahiyetinde gelen cevapta, yine ayni nakarat ile karsilastim. Uluhiyyete müteallik olmayan islerde insanlar birbirlerinden yardim isterler. Bu mesrudur. Buna, Selefiyye'den kimse de itiraz etmemistir. Kur'an'da, insanlardan istemenin mesru oldugu alanlarda istendigine dair örnekler de vardir. Sirk ve küfür olan; "uluhiyyete iliskin hususlarda" insanlardan istemektir. Allah'in yasakladigi, budur. Allah, kulluk ve ibadetin, sadece kendisine yönelik olmasini emir buyuruyor. Ilah, kendisine kulluk ve ibadet edilen varliktir. "Ilah" kelimesi, bu anlami ifade eder. Dua, hadis ile sabittir ki, bir kulluk ve ibadettir. Peygambere, veliye, herhangi bir kula el acip "medet ya falan" gibi sözlerle dua eden, o dua ettigi seyi ilahlastirmis ve Allah'a sirk kosmustur. Bu, cok aciktir.
- "Allah'dan baskasina el acip dua etmez, Ona hic kimseyi ortak kosmazlar" (...)
- "O halde sakin Allah ile beraber bir baskasina kulluk edip yalvarma. Sonra azab edilenlerden olursun" (Suara-213)
- "Mescidler Allah'indir. Öyle ise Allah'a yalvarirken bir baskasini katmayin" (Cin-18)
- "Kafirlerin hosuna gitmese de, dini yalniz O'na halis kilarak, sadece O'na dua edin" (Gafir-14)
- "De ki; 'Ben ancak Rabbime yalvariririm ve O'na kimseyi ortak kosman" (Hud-88)
- "Yalniz Sana kulluk ve ibadet eder ve yalniz Senden yardim dileriz" (Fatiha-5)
Istigase ile tevessülün ise "ayri seyler" olduklarini, eger samimi iseniz, buyrun "Tasavvuf'a Dair - 2"nin mezkur bölümünden okuyunuz. Orada yeterli derecede söz söylendigi icin, burayi uzatmiyorum. Tevessülde "kendisi ile istenilen" sözkonusu iken, istigasede "kendisinden istenilen" mevzubahisdir. Tevessülde duanin "yaninda" olmak, istigasede ise duanin "hedefinde" olmak vardir. Istigase ve tevessül, "aracilar" meselesinin iki vechesi. Ilkindeki sapma; sirk, ikincisindeki sapma; bid'attir.
"Falancanin hakki icin Senden istiyorum" seklindeki bir tevessül, sahabeden, tabiundan ve tebe-i tabiundan saglam hicbir dayanakla nakledilmemistir. Bunlardan nakledilenlerin dayanaklari saglam olanlarinin ifade ettigi, "mesru" olan tevessülün;
a - iman ve salih amel ile,
b - salih zatlarin (hayatta iken yaptiklari) dualari ile,
c - Allah'in isim ve sifatlari ile yapilan tevessül oldugudur.
Baska bir sitede, bunlarin disinda "falan hakki icin" seklindeki tevessüle delil diye getirilen rivayetlerin hadis alimlerince nasil tenkid edildigini, bu tür rivayetlerde bulunan ravilerin kimilerinin de "kezzaplik" derecesinde görüldügünü bir yere kadar yazmistim.
Hülasa-i kelam; Imam Muhammed b. Abdulvahhab'in tekfir ettigi; Ehl-i Sünnet degil, tüm sirk isleyen Ehl-i Bid'at'tir. Imam'in kendi öz kardesinin ona muhalefet etmesi, neyin isbatidir ? Hz.Ibrahim'e de öz babasi muhalefet etmisti.
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Aisa)
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
Radikalislam kardes,
"Bedevi" tabirini izah kapsaminda Selefiyye'ye olan hincinizin kaynagini belirtmeye calisirken demissiniz ki;
"...Bunlar dönemlere ait konulardır ve geneli hiçbir zaman bağlamaz.Bunu bilen bir insan olarak; asla ama asla bir arab yada Romen yada daha değişik ırk mensubu bir insanı aşağılamak yada nesebini sorgulamak haddim olamaz. Fakat; bununla beraber Din konusunda bildiğim ve inandığım değeri hiçe sayarak, kutsallarım olarak gördüğüm en başta Allah (cc), daha sonra Hazreti Kur’an, Din’im, Rasulullah (s.a.v.) daha sonra ehlibeyt, ashab, tabiin, tebe-i tabiin, mezhep imamları ile alimler ve arifler ve hatta Bayrağım hakkında kim olursa olsun en ufak hakaretvari söz, kelime, cümle kullanan kişilere hiç müsamaha göstermeden aynı şekilde cevap veririm..."
Degerlerinizin, hak etmedigi muameleye maruz kalmis oldugunu düsünmeniz, Size eger husumeti körükleme ve tazyik hakki taniyor ise, Sizin (ayrica gereksiz ve ilmi olmayan) hakaretamiz bu tabirleri istimal etmenizden hareketle ben de kendi degerlerimin rencide edildigi bahanesi ile ayni seviyede mukabele etme hakkini kendime cikarabilir miyim ?
Bu mantiga göre, evet. Ama bunu, ne sagduyu ile bagdastirabildigim, ne de sonucta "kendi" degerlerime bununla bir iyilik yapmis olacagimi düsünebildigim icin, tercih etmiyorum.
* * *
- Radikalislam (34) :
Uzun yazmamın sebebi, muhatabıma verdiğim önemden kaynaklanır. Detaylı yazarım, copy yapmadan yazarım, özgün olmaya çalışırım. Çünkü muhatabım beni görmediği için yazdıklarım ile kafasında tasavvur eder beni. Hani hatırlarsan Rabbimiz de (cc) öyle yapmıştı. "Ben Rabbinizim bana iman edeceksiniz!" dese yeterli değilmiydi ? Elbette bir noktada yeterdi. Fakat kalblerin mutmainliğini istediği için meseller, örnekler ile Yüce Kur'an'ı apaçık bir halde indirdi! Bu indirilen ile kendini tanıttı bizlere. Uzun uzun anlatımlar ile kafalarımızda bir şeyleri tasavvur etmemizi, düşünmemizi diledi. Ve oluşan bu kadar tasavvur neticesinde, hayalimizde oluşturduğumuz her türlü şekil, renk ve desenden münezzeh olduğunu bildirirken, aynı zamanda da kulunun zannına göre olduğunu Rasulunün ağzı ile bildirdi.
Her yazılan yazının "ilmi" olması için yazının altına akademik mühür vurulması gerekmez! Gerçek olan yazının da mühüre ihtiyacı yoktur! Ayetleri gerçek anlatımların altına koyduğunuz zaman mühürden daha etkili akademik yazı olur çıkar.
Ve farkındaysanız, biz anlatmaya çalışırken siz sözel olarak saldırıyorsunuz. Okuyanların takdirine bırakıyorum.
* * *
- Radikalislam (34) :
“Ümmetimin âlimleri hak olmayan bir şeyde ittifak etmezler.” (Münâvî)
Sanırım bu hadis biraz olsun ufkunuzu açar!
* * *
- ( Bir baska katilimcinin bildirimi )
* * *
- Radikalislam (34) :
“İbn Suud'un, kendilerine uymayan Mekke ve Medine ahalisini "mezhebi muktezasınca şirk ile ittiham ederek tecdid-i imana davet ettiğini" kaydeden Harem-i Nebevî müderrisi Abdurrahman, daha sonra "Yapılan münazara ve görüşmelerden elde edilen bilgilere göre; Vehhabîler, bu mezhebe mensub olmayan diğer ehl-i İslâm'a müşrik nazarıyla bakmakta ve bunların mezheblerine girmeleri için zorlanmalarını kendilerine vacib görmektedirler. Ayrıca, davetlerine uymayanların katlinin de gerekliliğine inanmaktadırlar"demektedir.” Doç. Dr. Zekeriya Kurşun, Tarih ve Medeniyet, Sayı 30.
“Kendilerinden olmayan veya kendileri gibi olmayan insanlar, Vehhabi ulema ve İhvan açısından kafir veya en azından kınanmayı haketmiş mücrim ve fasık kişilerdir.” Doç. Dr. M. Ali Büyükkara, İhvan'dan Cüheyman'a Suudi Arabistan ve Vehhabilik, Rağbet Yayınları, İstanbul, 2004.
“Vehhabiler, pek çok sünni ve şii ulemayı, halktan binlerce kişiyi kılıçtan geçirdiler. Kuran ve Hadisler dışındaki kaynakları bidat kabul ettikleri için dini, tarihi ve edebi eserleri parçaladılar, İslam büyüklerinin ve ashabın mezarlarını yıktılar. ... Kerbela, Taif, Mekke, Medine ve Hicaz’ı alıp yağmaladılar.” Prof. Dr. Erman Artun, 19. Yüzyıl Osmanlı Dönemi Ortadoğu’nun Sosyal Tarihine Bir Kaynak : Aşık Esrari’nin Vehhabi Destanı.
* * *
- Aisa (22) :
eminim ki bizim yerimize olsaniz, siz de gosterdiginiz kaynaklari yeterli delil gibi gormezdiniz.
(hatta "yeterli" sozu de cok)
bakiyorum, bu konuda tartismalarimiz hic bir sonuca varmiyorum, yani her kes kendi dusuncesinde kaliyor. biz sadece Allah'dan dileyelim ki, tum muslumanlarin ibadetlerini kabul etsin, cunki yanlis-dogru hepimiz Allah'in rahmetini kazanmak icin caba gosteriyoruz
selam ve dua ile.............
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Radikalislam)
* * *
- Radikalislam (34) :
Samimiyetinize inanıyorum arkadaşım. Ama samimiyetiniz ile gerçeği yeniden karşılaştırın. Bir kavime olan düşmanlığınız sizi adil olmaktan alıkoymasın. hakk olan ile amel etmeyi hangi müslüman istemez ? elbette hepimizin ortak dileği budur. Bakın size kısa bir olay anlatayım.
İmam-ı Gazali (r.aleyh) ilmi yönden o kadar güzel bir dereceye ulaşmıştır ki; daha 34 yaşındayken Bağdat üniversitesinde baş müderris olarak görev yapmaya başlamıştır. Bu mümtaz şahıs ictihadlarına dayanarak bir mezhep kurmayı (Gazal mezhebini) kafasına yerleştirmiş ve günden güne bu fikri ilmindeki derinlik ile kuvvet kazanmıştır. Fakat; bir gün rüyasında Rasulullah (s.a.v.) efendimizi görüyor. Bakıyor ki, kendisi Peygamber Efendimiz ile birlikte çok büyük bir mescitte namaz vaktini bekliyor. Bu arada mescide giren, çıkan bir sürü insan var namaz hazırlığı yapıyor. Dikkat ediyor mescidin 4 kapısı var. Bu arada Rasulullah (s.a.v.) Efendimiz soruyor İmam'a: "Ya İmam! bu mescidin bir başka kapıya ihtiyacı var mıdır ? Yok mudur ? Var olan kapılar ihtiyaca yeterli cevap veriyorlar mı ? " İmam-ı Gazali bakıyor ki, kapılar geniş ve alabildiğine yüksek kapılar. İnsanlar çok rahat girip çıkabiliyor. "Yoktur Ya Rasulullah" buyurunca mübarek Efendimiz tebessüm buyuruyor. Ve İmam-ı Gazali (r.aleyh) bu rüya üzerine Gazal mezhebini kurmaktan vazgeçiyor ve şafii mezhebindeki rükünlar ile ameline devam ediyor.
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Abdullah el-Necdi)
* * *
- Abdullah el-Necdi (31) :
"Iyilikle kötülük bir olmaz. Sen, (kötülügü) en güzel sekilde sav. O zaman Seninle arasinda düsmanlik olan kimse, sanki candan bir dost oluverir."
( Fussilet - 34 )
(Bu mesaj icin "Allah razi olsun" diyen; Radikalislam, Aisa)
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız