Tarih: Cum Şub 24, 2006 2:27 am Mesaj konusu: İMAM SECCAD (A.S)'IN ŞAM CAMİİNDE YAPTIĞI KONUŞMA :(((
[11]Esirler Şam'a götürülünce bir gün Yezid, Şam halkına camide toplanmalarını emretti ve kendisi de bu toplantıya katıldı. İmam Zeyn-ül Abidin (a.s)'ı da bu toplantıya çağırdı. Daha sonra saray hatiplerinden birine minbere çıkıp Muaviye ve Yezid'e medh-u senada bulunmasını, Ali ve Hüseyin (a.s) için de kötü sözler söylemesini emretti. Zulüm sarayının satılmış hatibi, Muaviye ve Yezid'i övmeye, İmam Ali ve Hüseyin (a.s)'a ise kötü laflar etmeye başladı. Aniden İmam Seccad'ın kızgın ve gür sesi meclisin sessizliğini bozdu. İmam hatibe hitaben şöyle buyurdu:
"Eyvahlar olsun sana ey hatib! Halkı razı etmekle Allah'ı gazablandırdın. Bil ki, senin yerin cehennemdir."
Daha sonra da Yezid'e hitap ederek şöyle buyurdu:
"Bana izin ver de bu tahtaların üzerine çıkıp hem Allah'ın razı olduğu ve hem de buradaki insanlara faydalı olacak şeyler söyleyeyim."
İmam Seccad (a.s)'ın bu konuşmasında minber kelimesinin yerine "tahtalar" kelimesini kullanmıştır. Bu vesileyle orada olanlara, üzerinde zalimlerin övüldüğü, hak ve fazilet aleyhine konuşmaların yapıldığı bir yerin minber olarak adlandırılmaya layık olmadığını anlatmak istemiştir. Minber, İslam Peygamberi'nin (s.a.a) üzerinde oturduğu ve üzerinde konuşma yaparak insanları hidayet ettiği mukaddes bir yerin adıdır. Minber sadece üzerinde Allah'ın razı olduğu ve kullarının saadet ve hayrının istendiği konuşmalar yapıldığı takdirde mukaddes bir yerdir.
Yezid, İmam (a.s)'ın bu teklifini kabul etmeyince şam halkı Yezid'den ısrarla İmam'ın teklifini kabul etmesini ve minbere çıkması için izin vermesini istediler.
İmam Seccad'ın bu teklifi cinayetkâr Yezid'in bedenine inen ilk darbe idi. Yezid bu yenilginin acısını çok derinden duyuyordu. Zira o çok iyi biliyordu ki eğer İmam minbere çıkacak olursa, onun ve babası Muaviye'nin yıllarca sürdürdüğü şeytani planlarını suya düşürecek ve Emevi sarayının satılmış tebliğcilerinin yalanları sonucu kara bulutlar ardında gizli kalan hakikatleri güneş gibi ortaya çıkaracaktır. Nitekim "Bu esir genç ne yapabilir ki?" diye soran bazılarına; "O, çocukluklarından beri ilim süsüyle süslenen bir ailenin çocuğudur." diye cevap verdi.
Bir yandan Yezid'in izin vermemesi, bir yandan da Peygamber'in (s.a.a) Ehl-i Beytinin ilim ve faziletini itiraf etmesi oradakilerin kalbinde İmam Seccad'ın sözlerini dinlemeye karşı büyük bir iştiyak ve arzu uyandırdı. Onların aşırı ısrarı sonucu Yezid, İmam'ın teklifini kabul etmek zorunda kaldı.
EHL-İ BEYT'İN FAZİLET VE ÜSTÜNLÜKLERİ
İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) minbere çıktı. Önce Allah'a hamd-u senada bulundu. Daha sonra Ehl-i Beyt'in üstünlük ve faziletlerine değinerek şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, bize altı şey ihsan edilmiş ve yedi şey sebebiyle de üstün kılınmışız. Bize ilim, hilim, cömertlik, fesahat, cesaret ve müminlerin kalbinde (bize karşı) bir sevgi verilmiştir. Üstünlük sebebimiz ise şunlardır: Allah'ın seçkin Peygamberi Muhammed (s.a.a) bizdendir. Doğru sözlü kimse (Ali -a.s-) de bizdendir, Cafer-i Tayyar bizdendir. Allah ve Resulünün arslanı (Hamza) bizdendir. Cennet gençlerinin efendisi olan[12] bu ümmetin (Peygamberinin) iki torunu (Hz. Hasan ve Hüseyin -a.s-) da bizdendir. ve hakeza Deccal'ı öldürecek olan Mehdi de bizdendir."
HASEBİ VE NESEBİ ÜSTÜNLÜKLER
Fazilet ve üstünlükler iki kısımdır. Bazıları hasebi ve bazıları da nesebi faziletlerdir. Nesebi faziletler tek başına üstünlük ölçüsü olmadığı ve ancak hasebi faziletlerle birlikte olunca üstünlük sebebi sayıldığı için İmam (a.s) ilk önce Peygamber hanedanının hasebi faziletlerini saymış ve daha sonra da nesebi faziletlere işaret etmiştir. Hz. Ali ve masum evlatlarının sahip olduğu bu faziletlerin toplamı, onların diğerlerinden üstün olduğunu, Peygamber'in (s.a.a) hilafet ve vasilik makamına layık ve İslam toplumunun idareciliği için salahiyetli kimseler olduğunu ispat etmektedir. Netice olarak da konuşmacının Ebu Süfyan hanedanı hakkındaki onca övgü ve senaların yalan olduğunu ve Ali (a.s)'ın hanedanı hakkındaki kötülemelerinin esassız ve yersiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Hasebi faziletleri hatırlatma, gerçekte İslam camiası önderliğinin dini ve akli şartlarının beyanıdır. Yani Peygamber'in vasiliği ve müslümanların velayeti makamına sadece ilim, hilim, ihsan, cesaret vb. hasebi faziletlere sahip olan ve bu hususlarda diğerlerinden üstün olan kimseler layıktır. Nitekim nesebi faziletlerin hatırlatılması da, fikirleri aydınlatmak ve hakikatleri ifşa etmek yönünden önemliydi. Zira Cafer-i Teyyar, Hz. Hamza gibi şahsiyetleri anma hakikatte Uhud ve Mu'te savaşında reşid İslam askerlerinin Allah düşmanlarına karşı yaptığı kahramanca savaşlarını anmaktır. Öte yandan konuşmacının övdüğü Ebu Süfyan ise Uhud savaşında küfür ordusunun komutanlığını yürütüyordu. Muaviye'nin annesi Hind de bu savaşta Hamza'nın şehit ediliş komplosunu hazırladı. Şehit edildikten sonra da İslam Peygamberinin çok sevdiği reşid İslam komutanı Hz. Hamza'nın cesedine karşı en iğrenç muameleyi reva gördü. Hakeza Hz. Hasan ve Hüseyin'in bu ümmetin iki değerli torunu ve cennet ehli gençlerin efendisi olarak anılması da insanların aklına ister istemez şu soruyu getirmektedir ki "acaba onların katli caiz, hatta vacibdir" demek mümkün müdür? Onların öldürülmesi, mallarının yağmalanması ve ailesinin esir edilmesi kutlanabilir mi?
MEKKE VE MİNA OĞLU
İmam Seccad (a.s) konuşmasını sürdürerek şöyle buyurdu:
"Ey insanlar, beni tanıyan tanıyor, tanımayanlara da haseb ve nesebimi beyan edeceğim. Ey insanlar, ben Mekke ve Mina'nın oğluyum. Ben Zemzem ve Safa'nın oğluyum."
İmam'ın "ben Mekke, Mina, Zemzem ve Safa'nın oğluyum." demekten maksadı nedir? Bir ihtimale göre nesebinin kimlere vardığını beyan etmek istemiştir. Yani ben, Mekke'nin azamet ve kudsiyet sebebi olan Kâbe'nin banilerinin oğluyum. Mina toprakları Hz. İbrahim ve Hz. İsmail'in Allah karşısındaki teslimiyet hatırasını canlandırmaktadır. Zemzem ve Sefa Hacer'in ihlaslı çabasını ve Allah'ın ona ve çocuğuna olan geniş lütfunu hatırlatmaktadır insana.
Başka bir ihtimal de şu olabilir ki, Hz. Zeyn-ül Abidin'in vücudu ilahi değerlerin tecessümü ve onların koruyucusu konumundadır. Kabe, Mina, Zemzem ve Safa'nın hürmetini koruyan ve onlara değer veren insan, imam'ın şahsiyetine de hürmet etmelidir. Hakeza bunun aksi de böyledir; İmam'a hürmet etmeyen, dinî değerler ve mukaddesata da hürmet etmiyor demektir.
RESULULLAH'IN OĞLU
1- "Ben Hacer-ül Esvedi ridasıyla yerine bırakan kimsenin oğluyum." (İmam bu sözüyle de bi'setten önce Kabe'nin Kureyş tarafından yıkılmasına işaret etmiştir. Kureyş onu yeniden bina edince sıra Hacer-ül Esved'i yerine bırakmaya geldi. Hacer-ül Esved'i kimin özel yerine bırakacağı hususunda ihtilafa düştüler. Zira bu işi yapmak bir çeşit iftihar sayılıyordu. Sonunda o esnada Mescid-ul Harama ilk girecek olan şahsın bu görevi eda etmesi hususunda anlaştılar. Aniden Muhammed-i Emin (s.a.a) Mescid-ül Haram'a varid oldu. Hepsi, "Emin geldi." dediler. "Hakemliği ona bırakınız." Peygamber (s.a.a) ridasını yere serdi ve Hacer-ül Esved'i onun içine koydu. Daha sonra her kabile reisinin ridanın bir köşesinden tutup Kâbe'nin yanına kadar getirmelerini söyledi. Daha sonra da kendisi ileri gelerek Hacer-ül Esved'i eline alıp özel yerine bıraktı.)[13]
2- "Ben izar ve ridasına bürünen en hayırlı kimsenin oğluyum. Ben tavaf ve sa'y eden, hacca gidip telbiye söyleyen en hayırlı kimsenin oğluyum."
3- "Ben Burak'a bindirilen ve Cibril'in Sidret-ül Münteha'ya götürdüğü kimsenin oğluyum. Öyle ki, yakınlığı iki yay kadar oldu veya daha da yakınlaştı."
4- "Ben gök melekleriyle namaz kılan kimsenin oğluyum."
5- "Ben Celil olan Allah'ın vahyettiği her şeyi kendisine vahyettiği kimsenin oğluyum."
İmam'ın sözlerindeki son üç fıkra, Peygamber'in (s.a.a) miracı ve Sidret-ül Münteha makamına ulaşması ile ilgilidir. Nitekim Kur'an-ı Kerim de şöyle buyuruyor: "Sonra yaklaştı derken sarkıverdi. Nitekim iki yay kadar oldu veya daha da yakınlaştı. Böylece kuluna vahyettiğini vahyetti... Sidret-ül Münteha'nın yanındaki Cennet-ül Me'va onun yanındadır."[14] (Necm / 8-15)
3- ALİ B. EBİ TALİB (A.S)'IN OĞLU
"Ben Bedir ve Huneyn'de Resulullah'ın yanında yer alıp savaşan ve bir an olsun Allah'ı inkar etmeyen kimsenin oğluyum. Ben mü'minlerin salihinin, nebilerin varisinin, müslümanların rehberinin, mücahidlerin nurunun, Nakisin (Cemel ehli) Kasitin (Muaviye ve taraftarları) ve Marikin (Nehrevan haricileri) ile savaşıp onları öldürenin, ve hizipleri (Handek savaşında İslam ve müslümanları yok etme amacıyla bir araya toplanan müşrikleri) dağıtan kimsenin oğluyum. Ben, bütün müslümanların en cesur ve yiğidinin oğluyum. O Hasan ve Hüseyn'in babası Ali b. Ebi Talib’dir.
HATİCE VE ZEHRA'NIN (A.S) OĞLU
"Ben Fatımat-uz Zehra ve Seyyidet-un Nisa'nın (kadınların efendisinin) oğluyum. Ben Hatice-i Kubra'nın oğluyum."
KERBELA KURBANI'NIN OĞLU
"Ben kanına boyanan kimsenin oğluyum. Ben Kerbela kurbanının oğluyum. Ben kendisi için cinlerin karanlıklarda ağladığı ve kuşların gökte ağıt yaktığı kimsenin oğluyum."
Kerbela kıyamının bilgin ve cesur mesajcısı kendini tanıtarak Emevi sarayı hatiplerinin yalan propagandasının zindanında kalan Şam halkının fikirlerini özgürlüğe kavuşturdu. Onları İslam tarihinin gerçekleriyle tanıştırdı. Onlara bu şüphe edilmez hakikatler hususunda düşünmeleri için zemin hazırladı, onların akıl ve vicdanlarını şu sorularla başbaşa bıraktı:
1- Mukaddes İslam dini Allah tarafından Resulullah vasıtasıyla halka iletilmedi mi?
2- İlk önce Kureyş müşriklerini ve ehl-i kitabı da içine alan tüm İslam düşmanları İslam'a karşı çıkarak Uhud, Huneyn ve Ahzab savaşlarının çıkmasına sebep olmuş değiller miydi?
3- Ali (a.s) bütün bu zor savaşlarda düşmanlarla savaşta cephenin en ön saflarında yer alan ve İslam tarihinin unutulmaz destanlarını yazan kimse değil miydi?
4- Acaba bu reşid İslam savaşçısı, Peygamber'in (s.a.a) vefatından sonra ve müslümanlar "Peygamber'in halifesi" ve "İslami bir idareci" olarak kendisine bey'at ettikten sonra Cemel, Siffin ve Nehrevan ashabının muhalefetiyle karşılaşıp onlarla savaşmak zorunda kalmadı mı?
Bu takdirde kesin tarihi hakikatler ışığında "Ali (a.s)'a karşı kıyam edenler, Peygamber'e (s.a.a) karşı kıyam etmiş kimselerin hükmündedir." diye kabul etmemiz gerekmiyor mu?
5- Zeyn-ül Abidin Fatımat-uz Zehra ve Hatice-i Kubra'nın oğludur. O halde onu ve Fatımat-uz Zehra'nın (a.s) diğer çocuklarını esir etmek Peygamber'in kızının gazaplanmasına ve netice olarak Peygamber'in ve Allah'ın gazaplanmasına sebep olmaz mı?
6- İmam Hüseyin (a.s) varlık âleminde öyle bir izzet ve şerefe sahiptir ki, cinler bile onun mazlumiyetine ağladılar, kuşlar ağıt yaktılar. Bu takdirde nasıl olur da Yezid onu öldürmekle gurur duyabilir ve zaferini kutlayabilir? Onun pâk başına ve ehl-i beytine karşı nasıl olur da bu kadar hakaret ve kötülüklerde bulunabilir?
Evet, İmam Seccad (a.s)'ın yaptığı konuşma neticesinde insanların fikir ve vicdanlarında uyanan bu ve benzeri soruların cevabı, Yezid'i mahkûm etme ve İmam Hüseyin (a.s)'ın haklılığını kabullenmektedir. Bu sorular oradakilerin ruhunda öyle fikri ve duygusal bir inkılap vücuda getirdi ki, tüm meclis yasa boğuldu, ağlayıp sızlama feryatları yükseldi.
MÜEZZİN'İN EZAN OKUMASI
Yezid oradakilerin heyecan ve gazap ile karışık pişmanlık haletini görünce can ve makamı hususunda paniğe kapıldı. Bu yüzden İmam Zeyn-ül Abidin'in sözünü bastırabilmek için ezan vakti geldiğinden müezzine ezan okumasını söyledi. Ama artık geç kalmıştı. Kendisinin de tahmin ettiği gibi Kerbela kıyamının cesur ve bilgin sözcüsü Yezid'in gerçek çehresini halka tanıttırmadıkça minberden aşağı inmeyecekti. Bu yüzden müezzin "Allah-u Ekber" deyince İmam Seccad (a.s), "Allah'tan başka büyük bir şey yoktur." dedi. Müezzin, "Şehadet ederim ki Allah'tan başka ilah yoktur." deyince de İmam Seccad, "Saçım, derim, etim, kanım, beynim ve kemiğim de buna şehadet etmektedir." dedi. Müezzin, "Şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Resulüdür." deyince de İmam Seccad, müezzine hitaben şöyle dedi: "Allah aşkına bir dakika sus da ben Yezid ile konuşayım." Daha sonra Yezid'e dönerek şöyle dedi:
"Bu aziz ve kerim olan Resulullah, benim mi yoksa senin mi ceddindir? Eğer "benim ceddimdir" dersen buradakiler ve tüm insanlar senin yalan söylediğini bilecekler; benim ceddim olduğunu söylersen o halde niye babamı haksız yere, zulüm ve düşmanlık üzere öldürdün, malını yağmaladın, kadınlarını esir ettin. Kıyamet gününde eyvahlar olsun sana, ceddim sana düşman olacaktır."
Kendini arslan karşısında tilki gibi aciz gören Yezid, İmam Seccad ile münazara ettiği takdirde durumun daha da kötüleşeceğini biliyordu. Daha fazla rezil olacağını tahmin edebiliyordu. Bu yüzden müezzine ezanını okumasını söylemekten başka bir çaresi kalmamıştı. Daha sonra da namaz için kamet getirmesini söyledi. Ama İmam Seccad'ın sözleri onları etkilemişti. Cemaat arasında konuşmalar ve birtakım gürültüler çıkmaya başladı. Hatta bazıları Yezid'in arkasında namaz kılmaktan çekinerek camiyi terk ettiler.[15]
[11]- Hatırlatmak gerekir ki, tarihçiler ve maktel yazarları İmam Seccad (a.s)'ın Yezid'in meclisindeki bu hutbesini farklı şekillerde nakletmişlerdir. Harezmi "Maktel-ül Hüseyn" adlı kitabında diğerlerinden daha geniş bir şekilde nakletmiştir. Tabersi ise İhticac'da özet olarak nakletmiştir. Tabersi ile diğerlerinin nakli arasındaki bir fark da şudur ki Tabersi, Yezid'in teklifi üzerine İmam'ın konuşma yaptığını yazıyor. Oysa diğer nakillerde bizzat İmam'ın konuşma teklifinde bulunduğu yazılıdır. Yezid de ilk önce buna razı olmadı. Ebu Mıhnef'in nakli de hem özet ve hem de konuların tertibi açısından diğer nakillerden farklıdır. Bu hususta daha fazla bilgi için Şeyh Cafer Abbas el Hairi'nin "Belagat-ul İmam Ali b. el-Hüseyn" kitabına (s.98-111) başvurabilirsiniz.
[12]- "Cennet gençlerinin efendisi" ibaresi ile ondan sonraki cümle, Harezmi ve diğerlerinin naklinde yer almamıştır. Ama Kamil-i Behai naklinde yer almıştır.
[13]- Kafi, c.4, Tahran İslamiye baskısı, s.217-218 Bihar-ül Envar, c.15, s.327-328
[14]- "Dena" (yaklaştı) "tedella" (sarkıverdi) "kane" (oldu) ve "evha" (vahyetti) fiillerindeki zamir hakkında başka ihtimaller de var ki tefsirlere rücu ediniz.
[15]- Maktel-ül Hüseyn-i Harezmi, Necef baskısı, c.1 s.140; Maktel-ül Hüseyn, Abdurrazzak Mukarrem, Basireti baskısı, s.452-455; Bihar-ül Envar, c.45, s.137-139; Belayat-ul Ali b. el Hüseyn, s.98-111; Nasih-ut Tevarih, c.3-4, s.162-167; Meal-üs Sıbtayn, c.2, s.104-108; Münteh-el Âmâl, c.,1 s.434. ZİNDE BAD JEHENNEM BERAY-I ZALİMAN!!!
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız