Tarih: Cmt Mar 18, 2006 8:38 pm Mesaj konusu: bu yazıyı kim yazdı dersiniz
yazarın ismi en altta ama kendinize bir sürpriz yapın ve sonuna kadar bu yazıyı kimin yazmış olabileceğini düşünerek okuyun.ama mutlaka okuyun)
Demokrasinin en tuhaf yanı oylama sistemidir.Yani her seçmenin bir oy hakkı vardır ama hiçbir işe yaramamaktadır. Çünkü her insanın bir oy hakkı olması adaletsizlik.Adını yazmayı bilmeyenle yazıyı icat edenin eşit oy hakkı olması bütün düzensizliğin kaynağıdır.Bence sağlam bir bilgisayar ağıyla vatandaşların üretim katkısı ,ödediği vergi tutarı , yaptığı hayırlı ve hayırsız iş sayısı öğrenilip belli bir katsayıyla çarpıldıktan sonra (bu katsayıyla çarpma hikayesini niye istediğimi bilmiyorum, devlet hep öyle yapar diye yazdım) kişinin verebileceği oy sayısı hesaplanabilir.Düşünsenize iki yüz milyar vergi verenin de bir oy hakkı var o tutardan fazla vergi kaçıranın da.Orman yakanın da bir oy hakkı var ağaç dikenin de...Seçme durumu bu.
Seçilenlerde de durum farklı değil. En fazlasından ilkokul bitirmiş olma şartı aranıyor o kadar. Yani heykel yapan da seçilebiliyor , içine tüküren de! Memlekete katkı ne kadar fazlaysa oy hakkının da o kadar fazla olması gerekir. Varolan durum bence hukuka aykırıdır. Hatta anayasanın bir maddesine de aykırıdır ama şu anda kaçıncı madde olduğunu hatırlamıyorum.
Oylamada bu haksızlık yapılırken sonuçları değerlendirmede de yanlış yapılmaktadır.En çok oy alan parti kazanıyor şimdi.Bu yanlış! Bütün yarışmalarda en yüksek puan veren juri ile en düşük puan veren jurinin verdiği oylar dikkate alınmaz .Geri kalanın ortalaması alınır. Evet bu saçma bir fikirdir. Ama yine de bu konuda kafa yorduğunu gösterir.
Enflasyon devletin alenen suç işlediğinin kanıtıdır. Çünkü devlet besbelli ki kalpazanlık yapmaktadır. Yani devlet açık açık sahte para basmaktadır ve bunları aslından ayırmak imkansızdır.
Ekonomi neden battı söyleyeyim: Bir kere ekonomi üreticiler arasındaki bir tüketici ilişkisine dönmedikçe refah gelmez.Her üretici aynı zamanda bir tüketicidir ama pek çok tüketici sadece tüketicidir. Hiçbir şey üretmez hiçbir işe yaramazlar. Hiçbir meslek erbabı değildirler. Hiçbir konuda yetenekleri yoktur. Ya da o böyle olduğuna inanmıştır.Mükemmele yakın okey oynar ama bu spor henüz olimpiyat kapsamına alınmamıştır malesef. Bir ekonomide bu kadar TÜKETİCİ olursa batar tabii.
Dünyanın en az icat yapan ülkesi Türkiye'dir. Zaten "başımıza icat çıkarma şimdi!" diye bir deyimin üretildiği bir ülkede sonuç başka türlü olamazdı. Ama şu açık ki pek çok şeye ihtiyacımız var, bunların bazılarını kendimiz bulsaydık fena mı olurdu? Çünkü bunun gelişmeyle ilgisi yok. En büyük buluşlar mum ışığında yapıldığına göre? Biliyorsunuz mesela Edison ampulü bulana kadar henüz ampulü bulamadığı için mum ışığında çalışmıştır. Yani ampulü mum ışığında aramıştır. Ve hep ironi ironi dedikleri işte budur. Çünkü icat dediğin patent hakkı demektir ve kayda değer bir buluş insanın yedi ceddini zengin eder. Ama ülkende sağlam bir telif hakları yasası yoksa insanın içinden icat yapması da gelmez herhalde.Yani demem o ki en azından bir vantilatör filan icat edebilirdik.Ya da tost makinesi. Bunlar atla deve değil diye söylüyorum. Yani MR cihazı demiyorum mesela. O zor tamam, ama herhalde bir teflon tava yapabilirdik. Ama kendi icatçılarımıza da deli muamelesi yapınca uygarlığa katkı sağlanmıyor tabii. Her mahallede vardır kendisi hakkında "Bu mu? Manyağın teki mucit o! Kendi kendine acayip şeyler icat eder." diye bahsedilen biri. Dünyadaki icatlar döneminin kapandığı söylenir ama bu doğru değildir. Hala insan pek çok şeyi yapamamaktadır. Mesela uçamamak, ışınlanamamak, aya gidebilmek ama orada henüz para aklayamamak, zaman tünelinin sadece filmini yapabilmiş olmak, hiçbir zaman doğru partiye oy verememek gibi daha çoğaltabileceğimiz pek çok eksiği vardır. Düşünsenize dünyanın yuvarlak olduğunu öğreneli kaç sene oldu ki şunun şurasında. Yani insanoğlu binlerce yıl üstünde yaşadığı gezegenin bırak detaylarını şeklini bile bilmeden yaşadı. Batı bile bu işte iyi değilken bizim durumumuzu düşünmek bile istemiyorum.
Bir tek uluslararası ismimiz Behçet Bey'dir. Kendisini tanımıyorum ama Behçet Hastalığı dünya tıp literatütüne girmiştir. Tabii gönül isterdi ki hastalığı değil ilacını bulsaydı ama zamanla o da olacaktır. Yani koca tarihe baktığımızda bula bula bir hastalık bulmuşuz. O da tam bir icat sayılmaz aslında. Hastalığı Behçet Bey üretmediğine göre. Mesela matbaayı biz bulmadığımız gibi bulanı da ciddiye almamışız. O yüzden hala büyük harfleri ya da küçük harfleri ya da hiçbirini tanımayan insanlar yaşıyor aramızda. Söylememe gerek yok ama onun da sizin gibi bir oy hakkı var.
Tarih boyunca bilime hiç katkıda bulunmamış bir topluma birçok icattan yararlanma imkanı verdiği için dünyaya şükran borçluyuz. Adamlar telefonu buldu, biz de bari en azından jetou bulaydık be ağbi ayıp yani? Çünkü bizim orta öğretimimizde akılda kalan cümle şudur:Yahu bu matematiğin günlük hayatımızda bize bize ne faydası olacak?..Hemen herkes matematikten nefret eder ve faydasız bir şey olduğunu düşünürler. E bir toplum ya dayak yememiş ya da hesap bilmiyor durumundaysa batar tabii. Matematik insanoğlunun bulduğu (ki herhangi bir rakamı dahi biz icat etmiş değiliz. En azından sıfırı bul bari değil mi? Hayır onu da bulan bir arap alimidir ama şimdi isim ver deseniz verecek durumda değilim.) en yararlı derstir. Matematikten anlamamak bir kusurdur. Ama bununla övünmek eşekliktir. Çünkü bu başarısız öğrenciler arasında yaygındır. Onlar akıları sıra matematikten anlayanı ve başarılı notlar alanı marjinal yapmak isterler... Yani onlara göre matematikten kalmak değil geçmek tuhaftır. Çalışkan öğrenciye inek derler ama tembel ve sorumsuz öğrenciye takılmış herhangi bir hayvan ismi yoktur. Matematik bütün bir hayatı, bir hayatta başa gelebilecek tüm ihtimalleri, sadeleştirmeleri, basitleştirme ya da karmaşklaştırma eylemlerini, özetle tüm detaylarıyla insan hayatını anlatan bir şifredir. Sıfır hiçbir şey değil aslında herşeydir.Bir, bir tek tanrıya aittir. Sonra çokluk vardır azlık vardır.Bir rakam diğerinden büyüktür ama sıfırı neyle çarparsan çarp sonuç yine sıfır olur.
Sizin zekanız karşınızdakinin zekasıyla sınırlıdır. Yani hiçkimsenin karşısındakinin kendinden daha zeki olduğunu anlamasına imkan yoktur. Herhalde o yüzden herkes herkes kendini zeki zannediyor, hiçbir salak, salak olduğunun farkında değil.
Matematik felsefenin temelini oluşturur. Herhangi bir sayfada gördüğünüz iksler yeler, abuk sabuk işaretler filan değil size hayattaki çok karmaşık bir durumu formüle eder ve size bilinmeyeni yani X'i sorarlar. Anlasana be şapşal o X dediği sensin. İleride yolunu kaybettiğinde nasıl bulacağını bilmen için bir formül. Matematikteki problemler hayattaki problemlerin aynısıdır. Yani iki kere iki her zaman dört eder. Matematik bize bunu garanti ediyor. Ya her zaman iki kere iki dört etmeseydi? Ticaret çok riskli bir hale gelmez miydi? Sen hala de ki "Ulan bu karekök alma da neyin nesi?" ya da "İntegral mi?Delirdi herhalde!". Matematikten hoşlanmayan öğrenciler sonraki hayatlarında genellikle tercihlerini hep yanlış yapan insanlar olurlar. Sanırım ülkemizdeki seçim seçim sonuçları buna kanıt oluşturmaya yeter.
Evet matematik zordur ama hayat da öyledir. Matematiği seviniz çünkü fazla seçeneğiniz kalmadı. Siz matematiği gereksiz buldukça enflasyon yükseliyor. Birbiriyle satranç oynayan karı koca sayısı artmadıkça bu işler düzelmez. Herkesin oturup, ya da daha iyisi oturduğu yerden yetişir, kalkıp "acaba ne icat edebilirim diye düşünmesi gerekir. Ama ondan önce sahip olduklarımızın değerini bilmeliyiz. Kendi yerel zenginliklerimizin farkında değiliz. Söz gelimi Bodrum'daki otellerin neredeyse hiçbirinde Bodrum zeytini yoktur. Köylerinde bin çeşit peynir yapılan turistik bir beldede oraya üç yüz kilometre öteden gelmiş ve otelin satın alma müdürünün zimmetine geçirdiğinden artanla alınmış bir beyaz peynir sunulur. Yani otelin hemen arkasındaki tepenin yamacındaki köyde yapılan muhteşem keçi peynirinden otelde kalan İtalyanın haberi olsa sırf o peynir için seneye bir daha gelecek ama malesef bu olmamaktadır. Üstelik getirilen peynirin yanına bir parça hıyar, biraz da maydanoz konarak turiste "Bizim yalnızca peynirimiz değil sebzelerimiz de iğrençtir!" mesajı verilmektedir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız