islamirc.net

islamirc.net: Forums


islamirc.net :: Başlığı Görüntüle - Fakirlik, Hz. İnsan'ın şânındandır
 
 

Fakirlik, Hz. İnsan'ın şânındandır



 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Makaleler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
iKi NoKTa
HüVeLBaKi

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2006
Mesajlar: 1508
Nerden: İstanbuL
Teşekkür sayısı: 28
Kendisine 23 tşk.edildi



MesajTarih: Cmt Arl 16, 2006 7:57 pm    Mesaj konusu: Fakirlik, Hz. İnsan'ın şânındandır Alıntıyla Cevap Ver

Fakirlik, Hz. İnsan'ın şânındandır
"Fakir (muhtaç) olmak" deyince acaba ne anlıyoruz?

'Fakirlik', kendisinden utanılacak bir hâl midir; uzak durulabilecek bir araz mıdır? Gerçekten de geçici midir?

Fakirlik, ne tür bir yokluk hâlidir? Nasıl bir yoksulluk ve/veya yoksunluktur?

Bu soruların yöneldiği saha, düşünme'nin önünden çekildiği günden itibaren, fakr'ın özü kararıverdi; öyle ki insan, fakrı(nı) göremez hâle geldi.

Kabul etmeliyiz ki bugün 'yoksulluk' (fakr), ne yazık ki düşünülemez olandır; düşünülmesi istenilmeyendir.

"Fakir (muhtaç) olmak", insanın özüne ait bir keyfiyet olarak anlaşılmıyor; gelip geçici bir hâl, maddî, iktisadî yoksunluk olarak farzolunuyor; uzak durulması, aşılması, kaçınılması gereken bir hâl... insana değil insanlara, bireye değil topluma, cevhere değil arazlara mahsus bir hâl...

Biz böyle düşünmüyoruz. Daha doğrusu, düşününce, hakikatin hiç de böyle olmadığını görüyoruz. Soruşturduğumuzda, gına'nın (zenginliğin) nasıl ki hakikatte maddî olanla, iktisadî olanla ilgisizliğini farkediyorsak, fakr'ın (yoksulluğun) da sıfat, hâl, araz gibi ikinci dereceden bir nitelik olmadığını, aksine bu kavramın, insanın özünü açığa çıkaran birkaç soylu vasıftan biri olduğunu anlıyoruz.

"Fakirlik insanın şânındandır", bizim gördüğümüz/bildiğimiz saf hakikat bu!

Varolanların varoluşu, ya kendilerindendir, ya başkalarındandır; yani varolmak için ya bir başkasına muhtaçtırlar, ya değildirler.

a) Varolmak için başkasına borçlu ve muhtaç olmayanın varlığı zorunludur, vacibdir. Varlığı zorunlu olanın ise, varolmaması düşünülemez. Çünkü varlığının sebebi, zaten kendisidir; kendisinden gayrı kendisini vareden bir nedene ihtiyacı yoktur. O hep vardır.

b) Varolmak için başkasına muhtaç olanın varlığı ise zorunlu değildir; mümkindir; yani varolabilir de, varolmayabilir de. Varoluşunu, kendisini vareden neden(ler)e borçludur. Varlığının öncesinde yokluk vardır; varolmadığı (yokolduğu) bir zaman vardır; yokken varolmuştur çünkü. (mesbuk bi'l-adem)

İnsanın varoluşu, işbu ikinci kategoride alınabilir. Varolmadığımız bir zaman vardı. Varoluşumuzu kendimize değil başkasına, başkalarına borçluyuz. Varolmak için başkasına muhtacız.

Demek ki insan, sıfatları itibariyle değil, zatı/özü itibariyle de fakirdir; varoluşunun nitelikleri bakımından değil, bizzat varoluşu bakımından da başkasına muhtaçtır. Fakr, insanın özüdür. Şöyle de diyebilirdik: İnsanın özüdür fakr.

Özünde fakir olanın gına, istiğna, gurur, kibir, tekebbür gibi sözde-gösterilere kalkışması ne acı!

İnsan sadece varoluşu için başkalarına muhtaç değildir; varoluşunu sürdürebilmek bakımından da fakirdir; var kalabilmek için de başkasına (kendisinden gayrısına) muhtaçtır. Varoluşunun sebebi kendi içinde değil, dışındadır.

Özetleyelim: Varolabilen varolmayabilirdi. O hâlde, varolabilen, yok da olabilir.

Kısacası, varlığa gelirken de fakiriz; varolduktan sonra da fakiriz. Ne mutlu o fakirlere!

Ganî olan sadece VARLIKtır; bir tek o geçici değildir. O sürekli olandır. Daim olan, bâkî olan sadece O'dur. (Hüve'l-Bâkî!)

Varolanların herbiri VARLIKtan pay alır. Herbir varolan, varoluşunu VARLIKa borçludur, varlığında O'na muhtaçtır; varlığa gelebilmek için de, var kalabilmek için de.

"Fakrî fahrî" (Yoksulluğum övüncümdür!) buyuran Efendimizin (s.a) işaret ettiği hakikati unutmuş olan bizlerin —hem de hiç utanıp sıkılmadan, üstelik yüzümüz kızarmadan— zenginlik yarışına çıkmamız karşısında semâ ağlıyor; şımarıklığımız yüzünden kendisi kahr olmakla kalmıyor; bizi de kahrediyor.

Bizi, yoksulluğa, yoksulluğumuzu idrake davet edecek olanların sesini duyabilmek için şehrin öte yakasından koşup gelen sevgiliyi (habib) kendi ellerimizle fırlattığımız taşlarla yine bizler katlediyoruz; kendi sevgilimize, kendi özümüze hançeri başkası değil, biz saplıyoruz. Yoksulluğumuzu duymak ve duyurmak istemiyoruz. Fakrımızı idrak etmekten korkuyoruz.

Ne hayvanî bir korkudur bu! Hz. İnsan'ı kahreden bir korku. Melekleri bile dehşete düşüren bir korku. Bize heybetimizi kaybettiren bir korku.

Dücane Cündioğlu

Gizlesem de Aşikar Etsem de ; Canımsın Benim..
Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Makaleler Tüm saatler GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


 
Copyright © 2005 PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL
Forumtags