Tarih: Cum Oca 19, 2007 1:27 pm Mesaj konusu: ÖLÜRSEK HÜSEYN,KALIRSAK ZEYNEP GİBİ...
Çocuğu Buysa Babasını Sen Düşün!
Geçenlerde bir arkadaşım güzel bir fıkra anlattı.
Vaktiyle bir diyarda devler yaşarmış. Devlerin arasında da en güçlü dev o diyarın tek hakimi kabul edilirmiş.
Bir gün devlerden biri büyük deve kafa tutmuş. Büyük dev bunun üzerine hırçın ve öfkeli bir şekilde kendisine kafa tutan devin bulunduğu bölgeye, onu cezalandırmaya gitmiş..
Büyük devin kendisini öldüreceğini düşünen küçük dev sığınağına koşmuş. Eşi ona bir yol göstermiş: ona yatmasını, ayaklarını açıkta bırakacak şekilde örtmesini söylemiş o da öyle yapmış..
Büyük dev hışımla sığınağa girip “bana kafa tutan o küstah nerede?” diye bağırmaya başlayınca, küçük devin hanımı büyük deve, “Sus çocuğu uyandıracaksın!” demiş.
Büyük dev bakmış ki yerde bir dev yatıyor ama ayakları kocaman..
O an içinden “eğer çocuk bu ise babası ne kadardır!” diyerek arkasını dönüp hızlıca oradan uzaklaşmış…
“2007 Vay Amerika’nın Haline” başlıklı yazımızda Amerika-İran savaşının kapıda olduğunu belirtmiş, olası savaş durumları hakkında kanaatlerimizi aktarmıştık..
Artık hemen hemen bütün gözlemciler ve bölgedeki gelişmeler bunu doğrular durumda. Amerika ister nükleer programından dolayı olsun, ister Irak’ta başına açtığı belalar ve isterse bölgede gittikçe artan gücünden dolayı olsun İran’a karşı savaş açmayı kararlaştırmış durumda.
Kalem sahipleri, analistler şimdiden olası savaşın senaryolarını yazmaya bile başladı…
Amerika’nın Armedegon’u mu desek, kıyamet senaryosu mu desek, Rabbimizin Kur’an’da buyurduğu ve vaat ettiği “Fethu’l Mubin”e doğru gittiğimizden hiç mi hiç kuşkum yok.
Aynı zamanda, yaklaşan bu savaşta İran İslam Cumhuriyeti’nin Amerika ve olası müttefikleri İngiltere ve Siyonist İsrail rejiminin saldırıları karşısında mağlup olabileceği gibi de hiçbir kaygım da yok..
Bu savaşı kesinlikle Amerika kaybedecek..! Bu savaş, Hizbullah’ın Hizbuşşeytan’a karşı zaferiyle sonuçlanacak…
16 yıl önceydi...
İran İslam Cumhuriyeti’nin bir diplomatına Lübnan Hizbullahı’nın Siyonist İsrail devleti karşısındaki gücünü, Siyonist İsrail rejimini ortadan kaldıracak sürecin nasıl olabileceğini sorduğumda aynen şöyle cevap vermişti:
“Hizbullah İslam İnkılabı’nın Lübnan’daki çocuklarıdır… Sen hiç kaygılanma, füzeler İsrail’e doğru hedeflenmiş durumda.. zamanı gelince bu füzeler yağmur gibi Siyonistlerin üzerine yağacak ve İsrail perişan olacak.. Şimdilik bizim çocuklarımız İsrail’e karşı savaşıyor.. Sıra bize geldiğinde o zaman bütün dünya neyin ne olduğunu görecek...!”
O İranlı diplomatın 16 yıl öncesinde söylediği bu sözler hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Bunların bir mübalağa olmadığını da biliyordum; ama ne zaman ne şekilde olacağını hep düşünüp durdum..
Ta ki, kahraman Hizbullah savaşçılarının Siyonist İsrail ordusunun mevzilerine baskın düzenleyip iki Siyonist askeri esir alıp 8 tanesini de öldürmesiyle başlayan 33 günlük savaşta bütün dünyanın da şaşkınlıkla izlediği gibi, Hizbullah’ın füzeleri yağmur gibi Siyonistlerin üzerine yağmaya başladığına tanık olduğumuzda, o diplomatın sözleri aklıma gelmişti…
Bölgenin yenilmez süper gücü sanılan Siyonist İsrail rejiminin şişirilmiş ordusu balon gibi patlamış, İsrail başbakan yardımcısı Şimon Peres’in de itiraf ettiği gibi, “ölüm-kalım savaşı” içine girmişti..
Lübnan’ın izzet ve şeref dolu Hizbullah savaşçıları, Siyonist İsrail ordusuna öylesine bir darbe indirmişti ki, eğer Siyonistler BM ateşkesinin ardına gizlenip Lübnan’dan kaçmamış olsalardı, Güney Lübnan tam anlamıyla İsrail ordusunun mezarlığına dönecekti…
Eski bir İngiliz M16 istihbarat subayı olan Alastair Crooke, “Hizbullah İsrail’i nasıl Yendi?” başlıklı uzunca analizinde şöyle diyor:
“Ateşkesin ilanından önce İsrail’in politik mekanizmaları Litani nehri boyunca en iyi birlikleri konuşlandırmaya karar verdiler. Bu karar görünüşe göre; bir birleşmiş milletler gücü litani’nin güneyine kadar uzanabilirdi şeklindeki anlaşmaya uygun olduğundan uluslar arası toplumu ikna etti. Eğer İsrail Litani’nin güneyini ele geçirseydi herhangi bir iddia gündeme gelmeyecekti.
Önemli miktarda İsrail kuvvetleri bu hedefi gerçekleştirmek için Litani’nin güneyindeki anahtar bölgeye indirildi. Karar bir felakete öncülük edebilirdi. Bu bölgelere indirilen İsrail kuvvetlerinin çoğu hemen Hizbullah birliklerince kuşatıldı ve eğer ateşkes devreye girmeseydi kıyıma uğrayacaklardı...”
33 gün boyunca Siyonist yerleşim bölgeleri ve hedeflerine 4 binden fazla füze düştü…
Demek ki füzeler yağacağı bu günü bekliyordu…
Ve şimdi de, yukarıda aktardığım fıkrayı dinlediğimde, aklıma yine o İranlı diplomatın sözleri geldi: “Lübnan Hizbullahı bizim çocuklarımız. .. Şimdilik bizim çocuklarımız İsrail’e karşı savaşıyor.. Sıra bize geldiğinde o zaman bütün dünya neyin ne olduğunu görecek...!”
Hiçbir politik, ideolojik veya duygusal bir güdüyle değil, tamamen objektif ve akl-i selimle ben de aynı sözdü tekrarlamak istiyorum: “Çocuğu bu ise babasını sen düşün!”
Hizbullah-İsrail savaşı sırasında Türkiye’den bir grup Filistin Gönülleri olarak Suriye’ye Hizbullah’a destek vermek için gittiğimizde, Hizbullah’ın Lübnan sorumlusu Ebu İsam “her gün 40’a yakın İsrail tankını havaya uçuruyoruz” deyince orada bulunan kardeşlerimizle birlikte tekbir getirmiştik…
Hele bakın şu "çocuklar"ın yaptıklarına...!
İsrail ne yapsın, şimdi de Filistinli mücahidlerin ellerindeki uzun menzilli füzeleri kullanacağını söyleyip duruyor:
Filistinliler dört bir taraftan kuşatma altında olmalarına karşın, gelişmiş füzelerle Siyonist düşmana karşı 3. İntifada’nın hazırlığı içinde. Siyonist İsrail de “bunu nasıl önleyebilirim”in derdinde..
Amerika, İngiltere ve İsrail, bölgedeki kuklalarını da yanlarına alarak İslami İran’a yönelik yıkıcı bir saldırının hesaplarını yapadursun, bu arada İslam Ümmeti’nin sorumluluk mevkiinde bulunan şahsiyetlerinin bu süreç karşısında nasıl da döküldüğünü iç burukluğu ve hayal kırıklığı ile izlemekteyiz…
“Ummadığımız dağlara kar yağdı” misali tanık olduğumuz bu tablo ile tekrardan İmam Humeyni’nin şu sözünü hatırladık:
“Ya Rabbi! Hiç kimse bilmese bile sen biliyorsun ki biz sadece senin dinin için ve Resulünün yolunu sürdürmek için kıyam ettik! Başımıza gelen tüm zulümler de bundan dolayıdır. Ya Rabbi! Bizim senden başka kimimiz kimsemiz yok! Bin parçaya da ayırsalar bedenlerimizi yine de zulümle savaşmaktan el çekmeyeceğiz!”
Kerbela’da İmam Hüseyin’in “benim yardımcılarım yok!” sözünü işiten bir anne, 9 yaşlarındaki oğlunu yanına çağırıp onu bir asker gibi kuşandırdı ve eline bir kılıç verip ona şöyle dedi: “Oğlum, İmam’ın sözlerini işittikten sonra artık sen de yerinde duramazsın. Git İmam’a de ki: “Ey İmam sana yardımcı olmaya geldim..!”
Allah’tan ki Kerbela’yı az çok tanıdık..
Kerbela’yı sadece Hüseyn ve Zeynep’lerle birlikte değil, Kufelilerle birlikte tanıdık..!
Vefasız namert dönekler..!
Ölüm korkusu ve dünya sevgisine şereflerine beş para eden Kufeliler!
Binlerce mektup yazıp Kufe’ye çağırdıktan sonra dillerini ve kılıçlarını cellatların hizmetine veren Kufeliler..!
Sözde taraftarlık, yiğitlik ve sadakat gösterisinde bulunup İmam Hüseyin’in elçisi Müslim bin Akil’i kendi elleriyle zalimlere teslim eden Kufeliler..!
Söz verip üç kuruşluk hesaplar karşılığında sözlerini çiğneyen Kufeliler..!
Allah’tan ki sizi tanıdık… Sizi o zamanlarda tanımasaydık, bu zamandakilerin adını nasıl koyacaktık…?
Ve Zeyneb’i tanıdık Kerbela’da.. “Ya Hüseyn ol ya da Zeyneb, üçüncüsü Yezid’e uymaktır!” diyordu Dr. Şeriati “şehadet” adlı kitabında…
“Hüseyin, hakla batılın çarpıştığı kanlı sahnede ölümü seçti; Zeyneb ise şehidlerin mesajını çağlara taşıdı; Eğer Zeynep olmasaydı Kerbela kıyamı dilsiz kalacak, tarihin derinliklerinde kaybolup gidecekti..” diyordu Şehid öğretmenimiz..
“Öleceksen Hüseyn gibi öl, kalacaksan Zeyneb gibi kal! Şehidlerin mesajını omzuna al” diyordu…
Dillerin sustuğu bir zamanda; dostların kaçtığı, yakınların uzaklaştığı, erlerin herleştiği, yiğitlerin hiçleştiği, kahramanların Kufelileştiği bir zamanda Zeyneb gibi olmak...!
İran-Irak savaşının en stratejik cephesi olan Hürremşer, Baas işgalinden kurtarıldığında dört bir yanda sevinç gösterileri yapılıyordu..
İmam Humeyni, Hürremşer’in azad olmasından sonra yayınladığı mesajda, “bu zaferi bahşeden Allah’tır: sakın ola ki kendinizi müstağni görüp olup Allah’ın yardımlarından gafil olasınız. İlk işimiz bu zaferi kazanmada bize yardımlarını yağdıran Rabbimize şükür secdesinde bulunalım” demişti, aklımda kaldığı kadarıyla..
Yine Allah’ın yardımları gelecek, yine zaferler gelecek…
Rabbim, İslam savaşçılarını, Kerbela’nın çocuklarını düşmanların her türlü saldırıları karşısında zinde ve muzaffer kılsın! Düşmanların değirmenlerine su taşıyanları akim kılsın!
Rabbim! İslam savaşçıları baş komutanını istikbarın azgınlığı ve ihanetin alçaklığı karşısında Fethu’l Mübin’e ulaştır! Hz. Adem’den Hz. Resulüllah’a, Hz. Resulüllah’tan günümüze taşınan İslam sancağını küfrün burçlarına dikmeye muvaffak kıl, tâ ki bu kutlu sancağı mutahhar ellere yetiştirsin…
Allah’ım! Sen şahid ol! Biz Kufeli değiliz…. Ölürsek Hüseyn gibi, kalırsak Zeyneb gibi kalacağız…!
Nureddin Şirin "ŞEHADETİ SAADET BİLEN DAVALAR ASLA YOK OLMAZ"
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız