Tarih: Sal Oca 23, 2007 1:19 pm Mesaj konusu: İbn Arabi Niçin Kadına Tapmıştır?
--------------------------------------------------------------------------------
Tasavvufun şeyh-i ekberi bir defasında Şeyh Mekinuddin'in kızına aşık olmuştur. Nerede? Mekke'de!
Çılgın âşık, kadının vücuduna ulaşıp pençe ve tırnaklarını ona nasıl saplıyacağının yollarını aramış, onunla başbaşa kalması için yalvarmış, kendisini ona teslim etmesi için yüzsuyu dökmüş, ama iffetli kadın, bir canavarın iffetiyle oynamasını kabul etmeyip hayâ zırhına bürünerek defetmiştir. Kadın kendisini temiz bir kalp için sevmiş, o ise şehvetten gözü dönmüş bir ceset için istemiştir. Onu iffet ve dindarlık için istemiş, kendisi ahlaksız ve orta malı olmasını istemiştir. Bunu gören kadıncağız canavar pençelerinden uzaklaşmış ve isteklerini reddetmiştir. Bunun üzerine İbn Arabi kadının nazenin tenine ve iffetli cesedine ulaşma hülyasıyla "Tercümânu'l-Evşâk" divanını yazmıştır. Belki kadın insafa gelir ve kendisiyle beraber uçuruma yuvarlanır, ona vücudundan bir parça, kanından bir avuç bağışlar diye düşünerek aşkını şiire dökmüştür. Ama iffetli kadın onu güllerle çevrili hareminden uzaklaştırmış, şeref ve namusuna toz kondurmamıştır. Duyguları nezih, iffetli, temiz, şerefi parlak ve ahlakı örnek bir kadın olmanın dışında yaşamayı reddetmiştir.
Ne dersiniz? Elde edememenin ümitsizliği İbn Arabi'nin aşkını söndürmüş müdür? Hayır. Aksine ruhunu, vücudunu sarmış, fitne, istikrarsızlık, üzüntü, sıkıntı ve ızdırapla doldurmuştur. Ümitsizliği gitmediği gibi alevi de sönmemiştir. Bu sefer divanını tasavvuf dini ile şerhetmiş, vücudunu ellerine teslim etmiyen bu iffetli ve namuslu kadının, çok güzel bir kadının vücuduna bürünen bir rab olduğunu, ancak ilahi hakikatin en güzel tecessüdü ve zuhuru olduğu için kendisini sevdiğini, onu arzularken aslında rabbinin kadınlığını ve güzel vücudunu arzuladığını vurgulayarak belirtmiştir. Ancak kadın günahları avuçlayan tasavvufi bir tanrı değil, sadece ve sadece iffetli ve namuslu bir kadın olarak kalacağını söylemiştir.
İbn Arabi mitoloji yolunda devam ederek onu yüceltmiş ve apaçık bir tasavvufi gerçek halini kazanıncaya kadar onun reklamını yapmıştır. Ona apaçık ve sarih bir vücut vermiş, kendisiyle beraber ve kendisinden sonra onun gibi zındıklar da desteklemiştir. Bu şekilde tasavvufçular Leyla, Büseyna ve Suad diyerek gazel okumuştur.
Bunun ne demek olduğunu sorduğunuz zaman tasavvufçular cahilliğinize dudak bükerler. "Zavallı! Rabbimizin güzel bir kadın olduğunu hâlâ bilmiyor, oynayıp şakırdayan, saçılıp dökülen şarkıcının ilahi tecellilerin en yüce ufku ve haramlar girdabı cesedinin yüce rabbimizin cesedi olduğunu, baştan çıkaran bir ceset ve kara bir rezalet olarak Allah'ın o kadın olduğunu bu miskin bilmiyor" diyerek birbirlerine göz işaretleri yaparlar. (1)
Haşa biz bundan Allah'a sığınırız.Bu iftiracılarıda Allah'a havale ediyoruz.
İbn Arabî, kitaplarını kendisinin yazmadığını, sadece kendisine indirileni dile getirdiğini söyler;
“…Çünkü bu kitap, nefis arzularından münezzeh ve içine fesad karışmamış olan en kudsî makamdan indirilmiştir… Çünkü ben ancak bana ilham olunan şeyi söyledim ve bu yazılı kitapta ancak bana indirilmiş olan hakikatleri dile getirdim.” (1)
“…Söylediğim her şeyi, bana Tanrı haber verdi… O, bana imlâ ediyor ve ben (bunları) kendi elimle yazıyordum… Benim lisânım, Hakk’ın lisanıdır, sözüm O’nun sözüdür…”(2) “Biz, bütün söylediklerimizde ancak Allah’ın bize ilka ettiği (ulaştırdığı) şeye dayanırız…(3) Sufiler delil ikame etmekten münezzehtir…”(4)
Oysa Rabb’ımız (c.c) böyleleri hakkında ne buyuruyor;
“Elleriyle (bir) kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için, “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun..! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!” (Bakara/79)
Muhyiddin-i Arabî “Fusûsü’l-Hikem’de” geçen şiirlerinde şunları söylüyor:
“Bir vakit olur ki kul şüphesiz Rab olur.
Başka bir vakitte de iftirasız kulluk derekesine iner.
Allah beni över, ben de O’nu. O bana kulluk eder, ben de O’na.
Ey nefsinde varlıkları yaratan! Sen halk ettiğin şeylerin hepsisin.
Küfür ve isyan ehli cehenneme girseler de, orada kendileri için bir zevk ve lezzet vardır. O da onlar için bir cennettir.
Ancak onların cennetleri Huld cennetlerine benzemez. İkisi birdir amma aralarında tecelli farkı vardır…5
İster Hakk ol, ister Halk ol, Allah ile Rahman olursun…” 6 diyen İbn Arabî;
“Mükemmel arif, tapılan her şeyin hakkın açığa çıktığı ve kendisinde hakka ibadet edildiğini görendir. Onun için kendisinde fena bulduğu (kadın) suretine girerek tekrar kendisine dönmesi için yıkanma (gusül) ile onu temizlemiştir… (Erkeğin) Allah’ı kadında müşahede etmesi tam ve en mükemmelidir… Allah maddelerden soyut olarak hiçbir zaman müşahede edilemez…” 7 der.
“Tasavvufun Şeyh-i Ekber’i teslis inancından daha çok ileri giderek, Allah’ın leş ve putlarda, Samirî’nin buzağısında, Hz.Musa’nın Firavun’unda ve pislik içinde yuvarlanan vücutlarda tecessüd ettiğine inanmış, şehvetleri alevlenen, güdüleri tutuşan ve her günahkarın önünde sere serpe açılıp günah bataklığına taşıyan ahlaksız kadının vücuduna büründüğünü söylediği bir tanrı anlayışına sahiptir.” 8
İbn Arabî’nin bu görüşlerini değerlendirecek olursak;
“İslâm’a göre yıldızlara tapanlar kafir olmuşlardır. Buzağıya tapan Yahudiler de kafir olmuşlardır. Hıristiyanlarda üç ortaklı (teslis) bir tanrıya taptıkları için kafir olmuşlardır. Cahiliye Arapları da ölenlerin putunu dikip hayatta kendilerine umut ve emellerle yöneldikleri gibi, ölümden sonra da benzer umut ve emellerle kendileriyle Allah arasında aracılıklarını sağlamak için putlara taptıklarından dolayı kafir olmuşlardır. Bütün bu gruplar ve insanlar Allah’tan başka varlıklara taptıkları için kafir oluyorken, acaba her şeye tapmaya çağıran İbn Arabî ve benzerleri için İslam’ın hükmü nedir? Her şeye ibadete devam eden bu gibileri için ne diyeceksiniz..?” 9
İmam İbn Teymiyye “vahdet-i vücut” ve “Ehl-i vahdet” i değerlendirdikten sonra şu ifadelerle sözünü tamamlar: “Bunlardaki küfür ne Yahudilikte ne Hıristiyanlıkta ve ne de müşrik Arapların putperestliğinde yoktur.” 10
Peygamber (s.a.v) şöyle buyurdu;
“Benimle peygamberler zümresinin benzeri, şu kimsenin benzeri gibidir: O kişi bir ev yaptırmış ve binayı tamamlayıp süslemiş de yalnız bir tuğlası eksik kalmış. Bu vaziyette insanlar binaya girip gezmeye başlarlar. Ve (o eksik yeri görüp) hayret ederek: “Şu bir tuğlanın yeri boş bırakılmış olmasaydı!” derler. İşte ben, o (yeri boş bırakılan) kerpicim; ben Hatemu’n-Nebiyyin’im (Peygamberlerin sonuyum)” 11
İbn Arabîi “aslında duvardaki boşluğun bir değil iki kerpiçlik yer olduğunu, ne ki biri altın biri gümüş olan bu iki kerpiçten “hatemü’l-enbiyâ” yı (nebilerin sonuncusu) temsil eden gümüş kerpici Allah Rasûlü’nün gördüğü halde “hatemü’l-evliyâ (velilerin sonuncusu)’yı temsil eden altın kerpici göremediğini bu hadisiyle belli ettiğini” söyler. “Halbuki bu ikisi birden olmayınca nübüvvet duvarı asla tamamlanmayacaktır” der.
Eserinde nebilerin sonuncusu olan Rasûlü temsil eden kerpicin gümüş, velilerin sonuncusu (hatemü’l-evliyâ)’yı temsil eden kerpicin de altın olmasını nübüvvetin zahir, velayetinse batın oluşuyla açıklar. Hatemü’l evliyâ’nın İbn Arabî’nin kendisi olduğunu hatırlatmaya gerek yoktur sanırız.
Tahavi akaidi şarihi yukarıdaki satırları kastederek der ki; “Verdiği örnekte nefsini altın kerpiç, Allah Rasûlü’nü gümüş kerpiç olarak gösterenden daha kafir kim olabilir…?” İbn Arabî ve emsallerinin küfrü;
“Allah’ın Rasûllerine inen bize de ininceye kadar iman etmeyeceğiz” (En’âm/124)
diyen kimselerin küfründen daha beterdir. İbn Arabî ve benzerleri cehennemin en dibinde olan ittihadiye (hulul) inancındaki münafık ve zındıklardır.
İbn Arabî bir şiirinde şöyle der: “Nübüvvet makamının mevkii rasûlün üstünde ve velinin altında bir yerdir.” (Şerhu Akidetü’t-Tahaviye,II/743.” 12
“İbn Arabî gibi ya “Benden sonra peygamber yoktur.” sözünün sahibinin (Peygamberimizin) doğru söylediğine inanarak veya başka bir endişeye dayanarak kendilerini peygamberlik sevdasına kaptırmayanlar ve bu iddia ile ortaya çıkmayanlar peygamberlikten bile daha yüksek bir derecenin cazibesine kapılarak “velilerin sonuncusu, peygamberlerin sonuncusundan daha büyüktür. Çünkü peygamberler ancak bir aracı vasıtası ile Allah’tan bilgi alabilirken veli bu bilgiyi aracısız olarak doğrudan doğruya alabilmektedir” demişlerdir…” 13 Velinin Peygamberden üstünlüğünün bir diğer sebebi de dinin onun eliyle tamamlanmış olmasıymış. 14
“Kur’ân âyetlerini tahrif ederek kafir Hûd kavminin sırat-ı mustakim üzere olduklarını, Firavun’un iman-ı kamil bir mü’min olduğu gibi, Nûh kavminin de mü’min bir kavim olduğu ve bu imanlarından dolayı Allah, onları mükafatlandırıp vahdet deryasına batırdığını, nimetini tatmaları için ilahi sevgi ateşine soktuğu, Hz.Harun’un İsrailoğullarını buzağıya tapmaktan alıkoyarak yanıldığını, çünkü buzağının gerçek mabud veya onun sûretinden bir sûret olduğunu, Nûh kavminin Ved, Yegus, Yeûk, Suva ve Nasr putlarına tapmayı bırakmamakla isabet ettikleri, çünkü bu putların ilahın birer görünümü olduklarını, tatlılık kökünden gelen azabın gerçekte rahmet ve hoş bir şey olduğunu, rahmete uğramayan ve rızaya kavuşmayan hiçbir insanın bulunmadığını, bir şey var olmadan önce Allah’ın onu bilemeyeceği, çünkü bir şeyin varlığının Allah’ın varlığının tercümesi olduğunu ve benzeri şeyleri söylemesine rağmen İbn Arabî bunların hepsini eksiltmeden ve çoğaltmadan doğrudan Rasûlullah’tan, hatta Allah’tan aldığını söylemiş ve Rasûlullah’ın, kendisine bunları insanlara tebliğ etmesini emrettiğini de iddia etmiştir.
Kur’ân ve sahih sünnete açıkça aykırı ve küfür oldukları apaçık olan bütün bu şeylere rağmen, İbn Arabî bunları söylediğinden günümüze kadar adı müslüman olan yığınlardan pek çok taraftar ve sempatizan bulmuş, fikirleri İslâm dünyasında alabildiğine yayılmıştır. Günde defalarca “La ilahe illallah Muhammedun Rasûlullah” diyen İslâm ümmeti içinde evliyânın kutbu ve efsiyanın büyüğü olarak görülmüş, adı binbir takdis ve tazimle anılmıştır; hâlâ da anılmaktadır. Bu da İslâm aleminde zamanla kavramların nasıl saptığını ve değer yargılarının özelliğini nasıl yitirdiğini açıkça ifade etmektedir.” 15
“Şunu da belirtelim ki , eğer bu adamların ne dedikleri iyice incelenirse görüşlerinin ilahiyatçı dehrilerinkinden daha sapık olduğu ve üzerinde iyi düşünülen tabiatçı dehrilerin görüşlerine (Ateist) katıldıkları anlaşılır.” 16
2 - El Futûhât El-Mekkiyye. Muhyiddin-i İbn Arabî. Kültür Bakanlığı/1184
Çev: Prof.Dr.Nihat Keklik divandan nakille s.455
3 - El Futûhât El-Mekkiyye.S.19
4 - El Futûhât El-Mekkiyye. S.25
5 – Said Nursi benzer ifadeleri Ebu Talib için anlatıyor. Mektubat.s.366
6 - Fusûsül Hikem.s.83,93,95,104,190
7 - Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.118
8 - Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.118
9 - Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.120
10- Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.118
11 - İman Üzerine. İbn Teymiyye, Pınar Yay.s.77
12 - Buhari.C:7 s.3331,3332
13 - İman Risalesi. M. İslâmoğlu. S98,99; Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm. s.154-155,193; İbn Arabî ile ilgili ayrıntılı bilgi için bkz: İmam İbn Teymiyye Külliyat C:2s. 163
14 - İman Üzerine, İbn Teymiyye, Pınar Yay. S.192; Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.193; Bkz: Said Nursi’nin; vahyin vasıtalı ilhamın vasıtasız oluşuna dair görüşleri. İlmi ve Hukuki Açıdan Nurculuk Davası. Said Nursi. S.291
15 - Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.193;
16 - Teorik ve Pratik Açıdan Tasavvuf ve İslâm.s.125,126
Şeyh Mekinuddin hakkında da bilgi verirmisin Davetçi yüzey bir araştırma yaptım öle bir zatın varlığı hakkında bir delil bulamadım, ve aramalarıma göre var olmayan babanın kızı hakkında da bilgi istiyorum kimdir İbni arabinin ilah edindiği kız?
Malesef ibni arabi nin bazı sözleri yada ona mal edilen bazı sözler tasavvufa leke sürüyor
ben ibni arabiyi şuan savunamıyacam çünkü hiçbir eserini okumadım,
davetçi sen onun eserlerini okudunmu ? yani bu yazmış olduğu kelimelerin ardından ghelecek olan açıklamaları da biliyormusun? muhakak her yazılanın bir açıklaması vardır
10 yılı aşkındır tasavvufun içindeyim, ve tasavvufla ilgili bir çok kitap okudum neden se okuduğum hiç bir kitapta şirk delilen şeyin yanından dahi geçen bir yazı göremedim
Ey nefsinde varlıkları yaratan! Sen halk ettiğin şeylerin hepsisin
buna sen nasıl bir açıklama getirsin?
şimdi ben okuduğum ve anladığım kadarıyla açıklıyacam sonrada sen açıkla anladığını
Bilindiği üzere ALLAH ın 99 ismi ve her isminin bir tecellisi var, yani dünya bir Tecelligah tır, herşeyde ALLAH ın görmek yani ALLAH ın bir tecellisini görmek mümkündür,
göre biliyorsak bunda ALLAH ın bir tecelisi yani Basir isminin tecellisi vardır, yaşıyorsak Hay isminin tecellisi, duyuyorsak semiu isminin tecellisi,
sadece insanlar için geçerli değil bu tecelliler dağ taş herşey için
Herşeyde ALLAH ı görüyorum demek küfür değildir bu ALLAH ın varlığını tam kavramaktır ALLAH ı görmek bizzat kendisini görmek değil Onun tecellilerine şahit olmaktır.
Çünkü insanlar için bu dünyada ALLAH ı görecek başka bir bakış açısı yok tur.. Kaç Adımda Tamamladınki Beni Yokluğunda Ölümler Beğeneyim
alın size ordan burdan İbni arabi ile ilgili sizinkilerin zıddı olan yazılar
1165 yılında İspanya'nın Murcia kentinde dünyaya gelen büyük islam alimi İbn-i Arabi yazdığı yüksek düzeyli 500'e yakın eserinde, İslam'da gaye olarak bilinen "TEK"lik konusuna Vahdet-i Vücut teorisi ile çığır açmıştır.
İbn-i Arabi'deki Tasavvuf anlayışı genetiktir. Öğrenimini Sevilla'da tamamlamıştır. Ömrünün büyük bir bölümünü yalnız olarak geçiren Arabi, düşünce yapısını Kuran'ın özü mahiyetindeki bilgiler üzerinde yoğunlaştırarak Vahdet-i Vücut kuramının temel taşlarından biri oldu. Şeriatla bağdaşmayan fikirlerinden dolayı başına gelmedik kalmadı. Son nefesinde söylediği bir söz Şam'da öldürülmesine neden oldu.
Muhiddin-i Arabi'nin söylediği şuydu; "Sizin taptığınız tanrı benim ayaklarımın altındadır". Koyu bir Arabi hayranı olan Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi dönüşünde Arabi'nin öldürüldüğü yeri kazdırdı, neticede küpler dolusu altın ve ziynet eşyası bulundu. Sözün hikmeti buydu... Daha sonra Kasiyun dağının eteğinde türbesine gömüldü. Futuhat-ı Mekkiye isimli eserinin yanında Hz.Adem ile Hz.Muhammed arasındaki Nebilerin özelliklerini ve temsil ettikleri görüşlerin anlatıldığı Fususu'l Hikem isimli eseri ve 7 gün içinde yazıp bitirdiği Tedbirat-ı İlâhiye isimli eseri en belirginleridir.
Arabi'ye göre kainat ve özü, Allah'tan başlayıp Allah'ta sona eren bir seyirdir. Ona göre "O"ndan yola çıkıldıktan sonra, bir yetiştiricinin yol göstericiliğiyle Batın'ı Velayet mertebesi yani Velilik olan Hz.Muhammed (s.a.s.) efendimizin gerçeğine ulaşılır. Ona göre İnsan belirli bir şekilde programlanmıştır, bu programın değişikliği ve birimin olgunlaşması neticesinde birimin birimliliği kalkar. Esasen birimselliği izafidir. İzafi birimsel varlık kabulünün kalkması tasavvufun gerçek amacına ulaşılması demektir. Fenafillah adı ile de bilinen yaşam türü Vahdet-i Vücud'dur. Vahdet-i Vücud ile batıl bir görüş perspektifini yansıtan panteizm arasında kesinlikle bir bağlantı bulunmamaktadır. Şöyle ki; Vahdet-i Vücud görüşüne göre Allah her an kendi ilminde manalarını seyretmektedir. Bu seyrin tabii sonucu aslı olmayan, aslı hayal olan mevcudat oluşur. Mevcudatın aslı yoktur, yokluktan gelmiş, tekrar yok olacaktır. Dolayısı ile Kainat Allah'tır görüşü yanlıştır, hayal mahsulü bir varlık veya 5 duyuya göre varlıklar orjin olamaz, ancak varlığını da Allah'tan alır. Panteizm bakışı ise dar bir skala ile "mevcudat Allah'tır" kavramını oluşturur. Birimlerin oluşturduğu tüm veya küll görüşü realiteyi yansıtmaktan oldukça uzaktır.
Vahdet-i Vücud görüşünü ortaya atan sadece Muhiddin Arabi değildir. İmam-ı Gazali de özellikle Mişkatül Envar (nurlar feneri) isimli eserinde bu konuya oldukça değinmiştir. Bırakınız Muhiddin Arabi veya İmam-ı Gazali'yi bugün maalesef zahir ehlinin büyük bir ayıpla inkar ettiği veliler ve tüm Rasûller Allah'ın "Tek" oluşunu ve Tek'ten başka hiç bir şeyin mevcudiyetinin olmadığını ifade etmişlerdir.
Vahdet-i Vücud konusunu belki size tuhaf gelecek ama en iyi şekilde Kuran ve Hadis'lerde bulabilirsiniz. Hz.Muhammed'in, Vahdet-i Vücud ve Vahdet-i Şuhud görüşünün üstünde Şuhud-u Zat YAŞAMINA sahip olduğunu belirtmekte fayda var.
Muhiddin Arabi nin yazdığı eserleri zevk alarak okumak ve yaşamak için oldukça geniş kapasiteli Tasavvuf ilmine ihtiyaç vardır. Tasavvuf Kur'anı analiz eden ve birçok sentezler çıkaran bir bilimdir, Allah ilmidir. Tasavvufi boyutta kullanılan mecazi isimler, Allah'a ulaştıran idrak basamaklarını yakalamaya vesiledir.
Bir çok alanda olduğu gibi Kökeni Hz.İdris Nebi'nin ilmine dayanan burçlar konusunda da Muhiddin Arabi'nin orijinal görüşleri vardır, şöyle ki; " Dünya Yengeç burcunun etkisi altındadır, Berzah alemi ise Başak burcunun hükmündedir. Ayrıca bir de Dünyanın ateşe dönmesi durumunda sahibi Yengeç burcu olmaktan çıkar ve Terazi burcunun hükmüne girer... Cehennem ateşine düşenlerin azabı sona erdiğinde ise İkizler burcu Dünyayı teslim almış olur. Cennet ve Cehennem ehline nezaret hakkı da 12 burca verilmiştir. Cennetteki hükümler hep bu 12 burçtan çıkar "
Enteresanı olanı bu ilime vakıf olamayanların Arbai hakkında ileri geri konuşmaları ve bu zatı dinden tard etmeleridir. Onlar Arabi'nin eserlerini yanlış yorumlamak zorunda kalanlardır
İbn-i Arabi'ye yapılan saldırı - eleştirileri boynu bükük bir şekilde karşılıyoruz Ancak unutulmamalı ki Galile'yi " Dünya dönüyor" dediği için Engizisyon mahkemelerinde süründüren zihniyet benzer bir şekilde burada da kendini gösteriyor ve Arabi'yi mahkum ediyor.
Ne diyebiliriz ki..! Kaç Adımda Tamamladınki Beni Yokluğunda Ölümler Beğeneyim
Su içtiğin kabın ağzını kapat. Gece lambaları söndür. Kapıyı kilitle. Şeytan kilitli kapıları açamaz. Eğer kapıyı kapatırken besmele çeker, Ayet-ül Kürsî okursan, sabaha kadar zarardan emin olursun, buyuruyor
ne o bunu okuyunca AKLINIZA HIRSIZLARIN ŞEYTANIN TA KENDİSİ OLDUĞUMU GELİYOR? YOKSA ŞEYTANA UYDUKLARIMI?
tasavvuf batini ilimdir elmanın zahiri görünümü kırmızı ama batına yani görünmeyen kısmı olan içine girdiğimiz de beyaz olduğunu görürüz, savvuf denilince herşeyi daha geniş çapta düşünmemmiz gerekiyor Kaç Adımda Tamamladınki Beni Yokluğunda Ölümler Beğeneyim
vahdeti vücutçular velayet vahyini uydurarak tıpkı modern rasyonalistler gibi Kur’an vahyini aştıklarını iddia etmişlerdir. İbn Arabi Ricalü’l-Gayb’ın (gaybın adamlarının) hiyerarşisini şu şekilde belirterek kendi evrim tasavvurunu ortaya koymuştur: Nüceba, Nukeba, Abdal, Evtad, İmameyn, Kutup. Kutup velayet makamıdır ve kişi bu aşamada Kur’an vahyini aşan, doğrudan sözlü bir vahiy alabilir. (bkz. İbn Arabi, Fusus, Mukaddime, 3-5; Mevlana Celaleddin Rumi, Mesnevi, cilt-I, Dibace, cilt-IV, s.325-327; Said Nursi, Sikkei Tasdiki Gaybi, İstanbul,1958, s.224.
Geleneksel batıniler Kur’an’daki “salih kul kıssası”nı ölümsüz hızır kıssasına dönüştürmüşler; hızır’ı Musa peygambere yol gösteren bir veli gibi takdim etmişlerdir. Bu kurgu ile onlar velilerin peygamberlerden daha üstün olduklarını, aldıkları vahyin de, Kur’an gibi N.R. vahyinin ürünü olan kitaplardaki bilgilerden daha değerli olduğunu iddia etmişlerdir.
Hızır olarak tahrif edilen salih kul kıssası’nda geçen gaybi bilen bir elçidir: Kehf,18/60-70; Çünkü Allah sadece elçilerini gayba müttali kılar: Ali imran,3/179; ve Allah kimseye ölümsüzlük vermemiştir; Enbiya,21/34.
Modern ve geleneksel batınilik Kur’an vahyine indrigemeci yaklaşmışlardır. Her iki rasyonalizm örneği de akla gereğinden fazla fonksiyon yükleyerek Evrimci bir tasavvurla İlahi vahyi yorumlamışlardır.
3-Hristiyanlar’da: Vahiyle vahyi alan aynıdır.
Kaynaklar:
Fevzi Zülaloğlu, Nübüvvet ve Risalet, 1,2, Haksöz Dergisi, sayı:98-99, İstanbul, Mayıs-Haziran,1999.
yorgunluktan olsa gerek yazdıklarını kavrayamadım, yazılanlar neyi savunuyor yada neye karşı geliyor anlayamadım
fakat verdiğin ayetler örneğinde Kuranda kıssası geçen kişinin Hızır a.s. olmadığını ALLAH ın elçisi olan bir melek olduğunu anlayabildim
musabbumeyr demiş ki:
Hızır olarak tahrif edilen salih kul kıssası’nda geçen gaybi bilen bir elçidir: Kehf,18/60-70; Çünkü Allah sadece elçilerini gayba müttali kılar: Ali imran,3/179; ve Allah kimseye ölümsüzlük vermemiştir; Enbiya,21/34.
musabbumeyr demiş ki:
Allah kimseye ölümsüzlük vermemiştir; Enbiya,21/34.
Evet hızır a.s. ın kıyamete yakın bir zamana kadar yaşayacak olması onun beka sıfatını taşıyor olması demek değildir, sonuçta oda ölecektir hiç kimse onun ölmeyeceğini idda etmemmiştir
Çünkü Allah sadece elçilerini gayba müttali kılar: Ali imran,3/179
Bu kıssa da geçenin Hızır a.s. olmadığına delil değildir, Hızır a.s. ın ALLAH ın elçisi olmadığını kimse kanıtlıyamaz
sadece anladığım kadarıyla açıklık getirmeye çalıştım, gerçekten yazında anlatılanları anlamakta zorluk çektim Kaç Adımda Tamamladınki Beni Yokluğunda Ölümler Beğeneyim
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız