Tarih: Prş Şub 22, 2007 12:17 pm Mesaj konusu: Dün ilk cemre düştü! (kıyamete mi yaklaştık)
Dün ilk cemre düştü!
Dün Şubat’ın 20 si idi. Yani Hicri takvimin 2. ayı 2 günü, Sefer 1428 idi.. ilk cemre havaya düştü. Su ve toprakta şimdi sıra.
Prof. Dr. Mikdat Kadıoğluna göre “Cemre, kelime karşılığı olarak ‘kor halindeki ateş’ anlamına gelir. Diğer bir anlamı ise, Müslümanların hac sırasında Mina vadisinde attığı taşlardan meydana gelen yığındır. Divan şairlerinin, cemre zamanlarında baharın gelmesi dolayısıyla önemli kişilere yazdıkları övgü şiirleri de Cemreviye olarak bilinir. Meteorolojik bir olay olarak bilinen cemre ise takvimlerde ilkbahardan önce birer hafta aralıkla havaya, suya ve toprağa düştüğü inanılan ısıtıcı (ısıl) güç veya sıcaklık yükselmesi oalarak tanımlanır.” Cemre, ilkbahara doğru, önce havada, sonra suda, nihâyet toprakta hissedilen bir sıcaklık yükselişidir. Cemrelerin düşmesi Kasım Günleri’ne göre olur. I. Cemre, Kasım’ın 105’inde (20 Şubat’ta) havaya, II. Cemre 112’sinde (27 Şubat'ta) suya, III. Cemre, 119’unda (6 Mart'ta) toprağa düşer.
Bilmem oralarda durum ne bilmem ama, İstanbul, Çanakkale ve Bursada erikler çiçek açtı bile.
Ben bu kış sadece 3 gün palto giydim..
İstanbulun 8 aylık suyu kalmış.. Böyle giderse kıtlık ve susuz bir yaz bekliyor bizi.
Yüzyılların en sıcak kışı imiş bu.
Buzullar erimeye devam ediyor. Buzullarla ilgili son kötü haber ise, buz dağlarının içinde dev göllerin oluştuğu.. Yani Buzullar için için erimeye başlamış..
Kyato anlaşması hala ortada.. Biz imzaladık yürürlüğe sokmuyoruz. ABD ve Çin hala imzaladı. Bu iki ülkenin atmosfere salgıladığı gaz dünyanın yarısı..
Bütün afrika %2 gaz salıyor, Türkiye tek başına 1.3. Ama bu rakam kalkınma hızına bağlı olarak hızla artıyor. Dünyanın en hızlı kirlenen ülkeleri arasında Türkiye de var ve en hızlı kirlenen deniz Karadeniz.. En az kirleten Bengladeş miş, ama en çok kirlenen yer de Bengladeş. Bu yoksul ülke Çin ve Hindistanın arasında boğuluyor.
Bengladeşe gittiğinizde sokakta hayvan pislikleri görebilirsiniz.. Kokusu sizi rahatsız edbeilir ama doğa kirleten asıl kir bu değil.. Asıl kir o miss gibi kokan çamaşırlarda. İşin sırrı petro kimyada, fosil yakıtlarda.. Modern hanımlar deterjanın temizlediklerine inandırılmış olsalarda deterjan kirletiyor aslında.. Dünyanın sonunu getiren felaket beyazların daha beyaz olmamasından kaynaklanmıyor, fazla beyazlatıcıdan kaynaklanıyor.. Yani çevreyi kirleten baharat kokusu değil, sprey deodorant kokusu..
Kefenin cebi yok, Kirden kazananlar kazandıklarını harcayacak bir dünya, bir yer, bir zaman bulamayabilirler.. Kritik eşik 2006 Kasımında aşıldı deniyor.. Bir takım Felaketler Kaçınılmaz. Ama 50 yıl sürecek yeni bir çevre politikası ile, 50 yılın sonunda dünya kendini yeniden kurabilir.. Eğer önümüzdeki 10 yılda acil eylem planları ile bu kötü gidişe dur diyemeyecek olursak, 10. Yılın sonundan başlayarak bu insanoğlunun yeryüzü serüveninin sonu olabilir.. Yani sonun başlangıcı.. 50 yıl sonra dünya, ancak 200 milyon insanın yaşayabildiği ölmekte olan kırmızı bir gezegene dönebilir.
Çevre bir maliyet. Artık bunu görmeliyiz. Sanayi toplumu olmak, insanoğlu için akıllı bir tercih değilmiş.. Batının bilimi gibi, teknolojisi de çöktü.. Bu bilim ve teknoloji insani değil.. Batı uygarlığı, insanlık dışı, ahlak dışı bir uygarlık. Kalkınmayı yavaşlatmamız gerekiyor.. Fosil yakkıtlar ve kimya sanayinin yeniden dizaynı gerekiyor.
Tam da Türkiyede zengin petrol yataklarının bulunduğu bir zamanda, şimdi petrolden kaçış başladı.
Bir an önce , hemen şu Hibrit motorlara geçilmeli. Hibrit motorların ithalinde ve üretiminde teşvik ve mjuafiyetlere gidilmeli. Hız limiti 90-100 olmalı... Plastik ve selülöz üretimi ve tüketimi karneye ve kotaya bağlanmalı.. Geridönüşüm esas alınmalı.. Ağaç dikmeden ahşap kullanımı tüketimine izin verilmemeli. Hava ulaşımı sınırlandırılmalı.. Tüketim azaltılmalı. Çevre disiplinleri yaygınlaştırılmalı. Yenilenebilir kaynaklar öne çıkartılmalı..
Çevre ciddi bir maliyet ve kapitalist ekonomilerdeki rekabet açısından bu bir risk. Ama bir şekilde bunu başarmalıyız. Aslında Türkiyenin önemli bir şansı var.. Petrol yerine Boraks bizim için ciddi bir kaynak ve fırsat olabilir.. Hızla Boraksla çalışan motorlar, Boraks rafinerileri kurabiliriz.. Hem petrol bağımlılığından kurtulur, hem de dünyanın bu fosil yakıtlara bağımlılığını azaltabiliriz. Hidrojen kaynakları da öyle.
Yeni imar planlarında çatılara güneş pilleri yerleştirilebilir.. Bazı siteler güneş ve rüzgar enerjisi üreterek aküleri şarj ederek kendi kendine yeterli olabilirler.
Daha az tüketmemiz ve çöp üretimini kesinlikle azaltmamız gerekiyor..
Ben, 6 aydır artık 3 öğün değil, 2 öğün yiyorum. Bu 3 öğün eziyeti bize batıdan gelen, Tanzimat dönemi hastalıklarından bir hastalık.. Daha sağlıklı ve doğru bir tercih, Üstelik gıdada %33 tasarruf sağlıyorsunuz.. Türkiyede sağlıksız ve aşırı beslenme riski, yani adına obozite dedikleri şişmanlık hastalığı nufusunun %50 sinden fazlasını yakalamış durumda. Sofralarımızı daha az çeşitle kurabiliriz.. Tabi açlar için değil bu önerim. Belki bu tasarruf onlar için de bir kaynak oluşturabilir.. Şu tüketim çılgınlığa bir son vermek gerekiyor. Tv dizileri, gazete reklamları, meydanlardaki kışkırtıcı afişlerin de artık sökülmesi gerek. Birilerinin tüketim mabedlerinin aziz ve azizeleri rolünü oynayan reklamcıları durdurması gerek.. Tüketim misyonerlerinin durulması gerek
Ürün etiketlerine, üretim, market ve tüketim aşamasındaki ekolojik risk ve maliyet notları da yazılmalı artık.. Demem o ki, durum pek içaçıcı değil.
Kıyamet alametlerinden sayılan hadislere bakıyorum da, sakın o duman/duhan bu olmasın.. İnsanların üçte ikisinin öleceği haber verilen bir fitneden söz ediliyor.. Kara sabana dönmekten.. Ahir zamanda yüksek binalar yapılmasından..
Hani cemre düştü düşmesine de, benim yüreğime de bir korku düştü..
Susuz bir kıştan sonra susuz bir yaz nasıl olur bilmiyorum..
Ah batı! 1989 Framnsız devrimi. Kaç yıl da dünyayı ne hale getirdiler.. Colombun ABD ye gidişine 500 yıl oldu. Dünyada yaşayan dört büyük ırktan birinbi, Kızıldeirlileri yoketitler. Kara derilileri köleleştirdiler. Sarı ırkı soydular ve ülkelerini yağmaladılar.. Yetmedi, 2 dünya savaşı, adına soğuk savaş denilen bir dünya savaşı daha sıkıştırdıkları yetmiyormuş gibi son yüzyıla bir 4.sünü de sıkıştırmaya çalışıyorlar.. “Medeniyet denilen maskeli mahluku görün..“ O “tek dişi kalmış canavar”ın “uygarlık” diye dayattığı değerler havayı, suyu, toprağı kirletti.. Darbeler, iç savaşlar, terör, kan ve gözyaşı ile doldurdukları bir asır.. İnsanlık tarihi boyunca vahşet hiç bir zaman bu kadar kapsamlı, küresel bir hal almamşıtı.. Batının icad ettiği, Osmanlının yıkılmasına sebeb olan ulus devlet, ulusal rekabet’in yerini artık global bir dayanışmaya bırakması gerekiyor..
Kur’an-ı kerimde diyor ki “Onlar ekinleri( tarlaları ve ormanları, meyve bahçelerini) talan ettiler ve hayvanları öldürdüler” Kim onlar! Allah cahil ve zalim bir kavme hidayet nasib etmez.
Önce aklımızla vicdanımızı barıştırmalıyız. Sonra insan insanla barışmalı ve insan tabiatla barışmalı. Bu üç barış bizi Allahla barışa götürecektir. Değilse Allahla savaştasınız demektir. İslam barış demektir.. Allahın adına barıştır. Barış! Oysa aklımızla vicdanımız savaşta, insan insanla savaşta ve tabiatla savaştayız. Bu hüsrandır..
Selam ve dua ile
Abdurrahman DİLİPAK
Bağlantıları yalnızca kayıtlı kullanıcılar görebilir! Hemen kayıt olun veya hesabınıza giriş yapın!
"ŞEHADETİ SAADET BİLEN DAVALAR ASLA YOK OLMAZ"
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız