islamirc.net

islamirc.net: Forums


islamirc.net :: Başlığı Görüntüle - Susma, sustukça şeytanlaşıyorsun!
 
 

Susma, sustukça şeytanlaşıyorsun!



 
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Makaleler
Önceki başlık :: Sonraki başlık  
Yazar Mesaj
Mekteb-i Mülkiye
Moderator
Moderator

Üye BilgileriDurum: Çevrimdışı
Kayıt: 20 Ocak 2007
Mesajlar: 991

Teşekkür sayısı: 51
Kendisine 84 tşk.edildi



MesajTarih: Çrş Eyl 12, 2007 8:44 pm    Mesaj konusu: Susma, sustukça şeytanlaşıyorsun! Alıntıyla Cevap Ver

Her ülkede olduğu gibi Irak Savaşı yazar, stratejist, kahin, büyücü olma ya da aydın rolüne soyunma için bu ülkede de büyük bir fırsattı. Savaş, o ana dek duyulmayan isimleri, Stkları, yayınları, vakıfları ister istemez zihinlere kazıdı. İlginç birlikteliklere, öngörülemeyen koalisyonlara, dünyagörüşü birbirine zıt olan grupların aynı çatı altında emperyalizmi lanetlemelerine, aynı sloganları kullanmalarına, aynı yerden çıkmasalar bile aynı mekanlarda buluşmalarını sağladı.Büyük tehlikelerin en iyi yanlarından birisi de birbirini tanımayan ya da birbirine düşman olan insanları birbirine yakınlaştırmasıdır diyordu Hugo. Sol, sömürgeciliğe karşı olduğunu her fırsatta dile getirdiğine göre düşman işgalinden kurtulana dek emperyalizme karşı müslümanların onlarla beraber ya da solun müslümanlarla beraber hareket etmesinde herhangi bir beis yok gibiydi. Belki emperyalizmin söz konusu olduğu savaşlarda ya da mücadelelerde müslümanların sola olan düşmanlıklarını arka plana atmalarında bir sakınca yoktu. Ama emperyalizm ortadan kalktıktan ya da sömürgeciliğe karşı direnen halkın liderini kendi içlerinden seçmeye kalkmalarından sonra müslümanlar kim olduklarını, kime iman ettiklerini ya da şirk nasıl tevhidin düşmanıysa sol da aynı şekilde İslam’ın düşmanıdır şiarını unuturlarsa ya da ikinci planda bırakırlarsa Cezayir’de, Irak’ta, Libya’da olduğu gibi yenilgiye uğrar ve bu sefer aynı savaşı sola karşı vermek zorunda kalırlar. Aynı katliamlar emperyalistler tarafından değil de bu sefer o ülkenin solcuları tarafından müslümanlara karşı işlenmeye başlar. İşgaciler kovulduktan sonra çok geçmeden bu solcuların onların uzantıları olduğunu görmek için fazla bir basirete ihtiyaç kalmaz. Bu açıdan bakıldığında yaklaşık elli yıldır Cezayir’de işlenen katliamların kimler tarafından yapıldığını cezayir solunun işgalci Fransa ile nasıl bir ilişkiye girdiğini görmek kolaylaşır. Şüphesizki müslüman aydınlar basiretlerini yeterince halka iletmeseydi benzer katliamlar İran’da da işlenecekti. Ama İmam Humeyni’nin feraseti ve İranlı müslüman aydınların çabalarıyla Rıza Şah alaşağı edilir edilmez aynı zaman diliminde sol da etkisiz hale getirilmişti. Tudeh partisi, halkın münafıkları çatısı altında militaristleşirken aynı zamanda emperyalizmin baş kalesi ABD ile yeni ilişkilere soyunmuş ve onun yardımıyla darbe girişimlerinde bulunmuş, başarısız olunca da ileri gelenlerinden bazıları demokrat kesilmiş, insan hakları savunuculuğu rollerine soyunmuş bazıları da mücadeleye ABD’den devam etmek zorunda kalmıştı. Şu anda Filistin’de yaşananlar, İran’da yaşananların küçük bir örneği gibi. Yıllarca siyonistlere karşı mücadele eden El-Fetih, seçimler sonucunda liderliği Hamas’a kaptırınca kime karşı mücadele etmesi gerektiği noktasında karar veremez duruma gelmiştir. Ama görünen o ki hamasla savaşmaya, hamasla beraber siyonistlere karşı savaşmaktan daha önemli bulmaktadır. Kolay değil tabi. Yıllarca filistini yağmalayıp ülkeyi yolsuzluk bataklığına sürükledikkten sonra, halk sefalet içinde yahudilere karşı mücadele ederken tabiri caizse bir eli yağda bir eli balda siyaset yaptıktan sonra mücadele bayrağını Hamas’a devretmek hazmedilemeyecek bir durumdur. Bu sebeple şu günlerde El-Fetih’in Hamas’a karşı kurduğu, kuracağı komplolar –ki ben bu durumun hamasa karşı elfetih için siyonistlerle işbirliğine gidebileceğini bile ihtimal dahilinde görüyorum- öngörülmeye bile değecek türden değildir.
Irak savaşı, her ülkede olduğu gibi ülkemizde de bir çok ismi piyasaya çıkardı demiştik. Aslında bu savaşta putperest sağ olmaktan kurtulamayan türk solunun ya da diğer solların –sözde- Irak halkının yanında yer alıyor gibi gözükmesinde şaşılacak bir durum yoktur. Putperestlikten nasyonal sosyalizm üretmek, şamanizmden türk solu çıkarmak gibi bir vakıaya benzemektedir. Nabukanedzar’ın ordusu Baas’a dönüşüyorsa, pekala Attila’nın ordusu, Ergenekon’un kurtları türk solcularının yiğit vatanseverlerine (!) dönüşebilir. Ama bu sözde vatanseverlik, savaş bittikten sonra müslümanlara karşı bir devletseverliğe ya da putseverliğe dönüşmektedir. Putseverliği yurtseverlikle karıştırmamak lazım. Putseverlik, solun ya da imansız yurtseverlerin zaferden sonra ya da ülke düşman işgalinden kurtulduktan sonra müslümanlara karşı savaşa girişirlerken sarıldıkları ideolojidir. Ama batının ya da batılılaşmış türk müşriklerinin putseverliği, onların putlarını, kendileri ile Allah arasında köprü kurma vazifesi olarak görmelerini gerekli kılmamaktadır. Nasıl ki doğu ya da Asya dünyasının solu, en mükemmel manasını İslam düşmanlığında buluyorsa, batı şirkinin ya da batılılaşmış türk müşriklerinin putseverliği de Allah’a apaçık düşman olmalarında anlam kazanmaktadır. Türk putseverleri, Allah’a ya da İslam’a düşmanlık etmenin sözkonusu olduğu durumlarda ise imansız kürt yurtseverlerle laikliği korumak adına ve devlet kurumlarının bütünlüğü pahasına öyle bir birlikteliğe soyunurlar ki yeri gelince damat olmak bir yana cariye rolünü bile seve seve kabul etmekten imtina etmezler. Aldanmamak gerekir onların yurtseverlikten, vatanın kutsal toprağından, memleket havasından, anadoludan, istanbul’dan, konyadan, seksen iki vilayetin ayrılmaz bütünlüğünden bahsetmelerine. Bu ülkede şemdinli vakası ve danıştaya yapılan saldırı ile bir kez daha açığa çıkmıştır ki türk müşriklerinin tek kaygısı “Allah” ismini bu ülkeden def edememektir. Kürt yurtseverler bu ülkeyi yerle bir etseler, siyonistler vatan topraklarının ırzına geçseler ya da batılı müşrikler bu ülkenin her karış toprağını işgal etseler de türk müşriklerinin tek derdi ve tek düşmanı yine müslümanlar olacaktır. Bu nedenledir ki yeri gelince kendilerine düşman olan her ideolojiyle birleşip İslam’a karşı mücadele etmekten geri kalmamışlardır, kalmayacaklardır. Eğer yapabilseydiler kendi elleriyle toprağa gömdükleri ve militarist oligarşiye düşmanlıklarıyla nam salan Mahir Çayan’ı, Kemal Pir’i, Deniz Gezmiş’i, Hikmet Kıvılcımlı’yı diriltip onlara özürlerini sunar ve onlarla beraber bu ülkenin müslümanlarına karşı mücadele etme yöntemlerini araştırırlardı. Düşman işgalinin söz konusu olduğu ya da toprak bütünlüğünün tehlikede olduğu durumlarda vatan, millet, bayrak, din edebiyatını yapmaları gerçekte onların ikiyüzlülüklerini açığa vurmalarından başka bir şey değildir. Çünkü onlar kolay zamanlarda yani herhangi bir işgalin ya da dış düşmanın sözkonusu olmadığı durumlarda ya da ülkede huzurun vuku bulması esnasında müslümanların bir nebze olsun rahatlaması durumunda, müslümanları boğmak için bir bardak suda ülke genelinde fırtına koparmaya çalışmışlardır, çalışacaklardır.

Başbağlar katliamı ve akabinde gerçekleşen olaylar, Statükonun en çirkin ve kanlı yüzünün türk solculuğunda nasıl somutlaştığını ve birleştiğini gösteren en iyi örneklerden sadece bir tanesidir. şüphesiz bu katliamın üzerine müslümanların neden gitmediği, gidemedikleri bilgisizlik ya da bilinçten ziyade düşmanla yüzleşme cesareti bulamamalarından kaynaklanıyordu. Çünkü katliam bir örgütün, devlet düşmanı komünistlerin ya da nesinseverlerin işi değildi. Mazlumların kanı baştan sona statükonun eliyle dökülmüştü ve cinayetler sistemin eliyle işlenmişti. Türk ya da kürt solu bu katliamın sadece bir maşasıydı. Adeta meydan okuma ve aba altından sopa gösterme şovuydu. “Siz bizim otüz üç erimizi öldürdünüz ya biz ise hem sizden otüz üç kişi öldürür hem de sizden –lakin bizden değildi- otüz üç kişiyi hücreye tıkarız, kimseye de verecek hesabımız olmaz.” Sanırım hiç bir ülkede halkına bu kadar düşman ve halkına karşı bu kadar cesurca katliam işleyen başka bir devlet yoktur. İdeolojisi bu katliamları bir ölçüde meşrulaştırmaktadır aslında. Ne pahasına olrusa olsun devletin ilelebet ayakta kalması; anadoluda tek bir insan kalmasa bile devletin ve kurumlarının sağlam bir şekilde ayakta durması. Budur türk solunun ve statükocu putseverlerin kaygısı. Halka rağmen devlet, halka rağmen ordu, halka karşı kurumlar, halka karşı hükümet. Kurumuyla bütünleşen, tamamen kurumsallaşan, kalbinde zerre kadar duygu ve vicdan kalmayan danıştay başkanı öyle demiyor muydu “Devlet , artık kendi kurumlarını koruyamaz hale gelmiştir.” Öyle ya seksen yıldır bu ülkede devletin kendi kurumlarını korumak dışında bir kaygısı ya da işi oldu mu?. Halkın canı ya da refahı canı cehenneme değil miydi bu memlekette. Zaten azınlık olan laikler devletle bütünleşmişlerdi, onları korumak devleti korumak demekti, devleti korumak da laikleri. Seksen yıldır bu ülkede ahlaksızlığı, fuhşu, din düşmanlığını, kaos ve anarşiyi ülkenin huzuru ve vatanın toprak bütünlüğü pahasına yayan kimdi? İslam’ı bu ülkeden silmek adına doğu halkını devletten, kürtleri anadoludan, türklerden ya da müslümanlardan koparmaya çalışan kimdi? Apo’yu ortaya çıkaran onu hem müslüman kürt hem de müslüman kürde karşı kullandıran kimdi? Bütün bunlar gözönünde bulundurulduğu takdirde eğer bir gün devlet ve devletin kurumları müslümanlardan dolayı tehlikede kalırsa kemalist oligarşi, Apoyla da işbirliği yapmaya yeltenecektir, tikkoyla da de dhkp-c ile de.
Irak Savaşı esnasında “Haydi Saddam, gücünü göster, emperyalistleri perişan et, yaşa Saddam” nidalarıyla statüko tarafından ortaya sürülen Türk Solu dergisi gerçekte sadece türk solcularının dergisi değildir. Başyazarı Gökçe Fırat’ı meczup ya da şarlatan olarak görüyorsanız, laiklerin de, hümanist solcuların da, demokrat kemalistlerin de, Taha Akyol’un, Ali Kırca’nın, Can Dündar’ın, Hasan Cemal’in, Oktay Ekşi’nin, Özkök’ün ve onların türevlerinin de aynı olduğunu görmeniz zor değildir. Ya da onları anlamak ve gerçek ruh dünyalarını öğrenmek istiyorsanız Gökçe Fırat’a ve onun ruh dünyasına bakmanız yeterlidir. Gerçekte Fırat anılmaya ya da kendisinden bahsedilmeye değen bir insan değildir ama o demokrat kılıklı kemalistlerin turnusol kağıdıdır. Kemalistleri, statükocu kulları, laik karikatür kişilikleri analiz edecek veya değerlerini ortaya koyacak herhangi bir kritere sahip değilseniz türk solu dergisinin başyazarına başvurun. Sistemin ve sistemcilerin bütün sıfatlarının kendisinde toplandığı bu putseverin ışığında statükocuların gerçek yüzünün bütün çıplaklığıyla açığa çıktığını göreceksiniz. Kemalistlerin Allah’a, evrene, dünyaya, müslümanlara, Batı dünyasına, kürt halkına, türk halkına, arap dünyasına nasıl yaklaştığını bütün çıplaklığıyla ortaya koyan berrak bir kemalisttir Fırat. Lafı eğip bükerek, kalbe su serpen kelimelerle süsleyerek, insan haklarından, demokrasiden, empatiden, duygudan, kardeşlikten vs... dem vurarak müslümanların kalplerini boyamaya çalışan hümanist kemalistlerin derinleştirmeye çalıştıkları niyetlerini sığlaştıran, su üzerine çıkaran, yüzlerine çarpan saf bir nasyonal kemalisttir Fırat. Derin devletin, derinlerinde boğulma tehlikesi geçirdiğinden dolayı a-li devletin üstüne çıkarak onun sözcülüğüne soyunan elmacıların –kızıl ya da yeşil- çürük tarafıdır o. Ünfiromalı kemalistlerin, Sezer’in, Baykal’ın, katıksız CHP’lilerin, halk düşmanı devletsever yazar ve entellektüellerin, vatan dostu Allah düşmanı beyinsizlerin, söylemek isteyip de söyleyemediğini, düşünüp de açığa vuramadığını, niyet edip de gerçekleştiremediğini o söyler, o düşünür ve derinlerden aldığı yardımla o gerçekleştirir. Sıradanlığına, atıp tutturamadığına, sloganik nasihatlerine hristiyanlıktan devşirdiği teslis inancına –Che, Mustafa Kemal, Deniz Gezmiş- aldanıp “bu adam da amma şarlatanmış!” deyip geçmeyin. Deyin ama geçmeyin. Eğer geçerseniz yıllarca devletin en önemli kurumlarını işgal eden şahısların , emekli generallerin, subayların, Vural Savaş, Yekta Güngör özden, Nuh Mete Yüksel, Saadettin Tantan’ın ..vs bu adamla, türk sağı ve türk soluyla olan çarpık ilişkilerini anlamakta zorluk çekersiniz.
Başbağlar, Susurluk, 28 şubat, Şemdinli, Danıştay, Andıç, Kızıltepe – aah! Kızıltepe- vakalarının arkasında ortaya çıkan tit, tmt, vatansever kuvvetler hareketi, yeni kuvayı milliyeciler, ergenekon, sauna gibi çete ve örgütler, özel kuvvetler komutanlığı, özel harp dairesi , batı çalışma grubu gibi birimler alien –yaratık-in sadece keşfedilen yumurta ve yaratıklarıdır. Birbirine girmiş, halka ve Allah’a karşı elele vermiş bu yaratıklar sistemin asıl koruyucusu olan Yaratık’tan aldıkları emirler doğrultusunda müslümanlara karşı statükoyu ve devlet kurumlarını korumaya çalışmaktadırlar. Türköne’nin dediği gibi bu oluşumlarda görev alan insanların asıl yeri tımarhanelerdir ama tımarhaneye tıkmak yerine çeşitli eylemleri ve katliamları gerçekleştirmeleri için onları yönlendiren kimdir? Statükonun, devlet kurumlarının, vatan topraklarının dile gelip bu delilere direktifler vermesi imkan dahilinde değilse bunlar ya kendi özgür irade ve mantıklarıyla hareket ediyorlar ya da birilerinden emir alıyorlar. Türk solcularında zeka, irade, mantık diye bir şey olması için kafalarında beyin diye bir organın bulunması gerekli olduğundan dolayı, bu eylemler birileri tarafından planlanıyor, analiz ediliyor ve türk sağı ile türk solunun kesişme noktası olan ulusalcılara havale ediliyor. Öyleyse kim bunlar? Bu sorunun cevabını vermeden önce kiminle yüzleşmek istediğimize ya da yüzleşeceğimiz gerçeklerin yüzde kaçına katlanabileceğimize karar vermemiz gerekir. Bu eylemlerin akabinde müslümanlar olarak karşımızda kimi görmek isteriz ya da kimi görmeye tahammül edemeyiz? Türk solcularına mı, faşistlere mi, ülkücülere mi, laiklere mi, orduya mı devlet kurumlarına mı yoksa bunların topyekünü olan alien’e mi? Müslümanlar bu ülkede 25 yıldır sadece Demirel’le, Sezer’le, Gürüz’le, Alemdaroğlu ile yüzleşme cesaretini gösteriyorlarsa, asıl düşmanlarını tanımadan önce hem kendilerini hem de düşmanlarını tanımlamaları lazım. Çünkü kendini tanımlayamayan düşmanını, düşmanını tanımlayamayan kendini tanımayaz ve onunla yüzleşme cesaretini gösteremez!

Eğer hem kendimizi hem de düşmanımızı tanımlayabilirsak bu takdirde düşmanımızı da tanıyabilir ve onunla yüzleşme cesaretini gösterebiliriz demektir. Tanımladığımızı varsaysak, düşmanı tanımak için çaba sarfetmek yerine ara sıra ortaya çıkıp kendini tanıtan düşmanın mesajlarını iyi analiz etmemiz lazım. Çirkin yüzlü statükonun kanlı dişleri arasında kurban edilen başbağların müslüman halkını unutmayanlar, susurluğu da unutmaz, şemdinliyi de Kızıltepe’yi de. Başbağlar’da verilen mesajı iyi okumuşsak gerçeklere de ne kadar katlanabileceğimizi de ortaya koymuşuz demektir.

Düşman karşısında müslümanlara sahip çıkmamız lazım. Bizim şirkten ürktüğümüz ve nefret ettiğimiz gibi “Allah” kelimesinden, ürküp kaçan, nefret eden düşman karşısında halis olarak “Allah” diyen müslümanların haklarına sahip çıkmamız lazım. Nasıl Afganistan’da küfür ordusuna karşı Taliban’ı, Çeçenistan ve Bosna’da birleşmiş kafirlere karşı vehhabi müslümanları, Filistin’de siyonist işgaline karşı direnen -aşırı dediğimiz- sünni müslümanları, Lübnan’da şii müslümanları, hizbullahı, Nasrallah’ı, Irak’ta işgale karşı direnen müslümanları – en aşırısından en ılımanlısına, en vehhabisinden en şiisine kadar- savunmamız gerekiyorsa bu ülkede de militarist oligarşi ve onların türevleri olan bir avuç azınlık karşısında AKP’ye, Erbakan’a, Fethullah Gülen’e, milli görüşçülere, nur cemaatine, cemaatsizlere, mezhepsizlere, radikal olarak nitelendirdiğimiz müslümanlara, provakatör ve ajan dediğimiz tahrirci müslümanlara sahip çıkmamız gerekir. çünkü Tevhidin en önemli ilkesi olan vahdet, bunu gerektirir ama ilkesel olarak taasubumuzdan dolayı müslümanlara sahip çıkamıyorsak en azından ümmetin maslahatı açısından müslümanların haklarını gözetmemiz gerekir. Düşmanın söz konusu olmadığı durumlarda, kardeşlerimizi eleştirebilir onları yerden yere vurabilir ya da onlarla ilişkilerimizi kesebiliriz. Ama bu tavrımızı düşman saldırısının en yoğun olduğu bir zamanda sergiliyorsak o takdirde “Allah basiret ve ferasetimizi artırsın!” demekten başka söylenecek bir sözümüz kalmaz.


Başa dön
Kullanıcı profilini gör Özel mesaj gönder E-mail'i gönder
Bu mesaja teşekkür eden kullanıcılar: target
Mesajları göster:   
Yeni Başlık Gönder   Cevap Gönder    islamirc.net Forum Ana Sayfası -> Makaleler Tüm saatler GMT + 3 Saat
1. sayfa (Toplam 1 sayfa)

 
Forum Seçin:  
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız


 
Copyright © 2005 PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL
Forumtags