İslam’da gerçek ayrılık Sünnilik, Şiilik, Alevilik değildir. Ne mezhepler, ne de tasavvuf yolları bölünme sebebidir.
Gerçek ayrılık SIFFIN SAVAŞI’nda dır. Sıffın Savaşı’ndaki saflardadır. Ve bu savaşın ateşkesinden çıkan haricilerdedir.
Saflardan birinde ALİ ve Aliciler vardı. Birinde MUAVİYE ve Muaviyecilik... Bir de Ali saflarından sapıp giden HARİCİLER.
Sıffın Savaşı’nda Muaviyeciler yenilmek üzereyken, şeytani bir oyunla mızraklarının ucuna KURAN yapraklarını takıp Alicilerin üzerine yürüdüler. Din ve Kuran sömürüsünün en keskin örneğini ortaya koydular ve hep o çizgide durdular.
Sıffın Savaşı bitirilemedi ve öyle görünüyor ki kıyamete kadar da bitirilemeyecek...
Dış görüntüsü Sünni, Şii, Alevi olanlardan Aliciler de olacak, Muaviyeciler de...
Ali erkeklerden ilk mümin idi. Tanrı Elçisi’nin amca oğlu ve damadı... “Ey Ali! Benimle senin arandaki mesele, Musa ile Harun arasındaki gibidir. Bir farkla, benden sonra Elçi yok...” sözünün muhatabıdır. “Ali... Allah’ın Aslanıdır. İlmin kapısıdır. Ali... Ehlibeyt imamlarının ilki... Özden Müslüman ve sözünün eri...”
Muaviye Ebu Süfyan’ın oğludur. Mekke fethedilinceye kadar Mekke putçularının kralının oğlu, İslam’ın galibiyeti kesinleşince siyaseten Müslüman olduğunda 23 yaşındaydı. Mümin oldu mu? Bilmiyoruz... Annesi Peygamberin amcasını mızraklatıp ciğerini yiyen Hint... Halası Ümmi Cemil Ebu Lehebin karısı... Ebedi olarak lanetlenen karı koca...
Ali saf imanı temsil ediyordu; İslam’ın olduğu gibi uygulanmasını savunuyordu. İnsanlar arasında eşitlik ve adalet de ısrarlıydı. En alt düzeydeki kamu görevlileri ile eşit aylık alıyordu. Alçakgönüllü bir hayat yaşıyordu. İslam devletinin başında olduğunda hüküm sürdüğü bina bir köy evi niteliğindeydi. Kendisi dahil, kimseye imtiyaz tanımıyordu.
Ali Mümin-Müslümanlığı savunuyordu. Peygamberin getirdiği Müslümanlığı...
Muaviye ‘Arap Kisrası’ ünvanı verilecek biçimde saraylarda yaşıyordu. Kamu hazinesini insanları satın almak için kullanıyordu. Siyasetinde ve saltanatında Müslümanlık dahil her şeyi kullanıyordu. İnsanların zayıflıklarından yararlanıyor ve yandaşlarını çoğaltıyordu. Sözünde durmak kaygısı yoktur. Dürüstlük diye bir endişe taşımıyordu. Camilerde Peygamberin Ehlibeytine sövdürme adetini başlatacak kadar dine saygısızdır.
Muaviye’nin Sünnilikle falan ilgisi yoktur.
O Muaviyeciydi ve Yezit’in babası. Ayyaş oğlunu İslam devletine zorla halife yaptırdı. Onunla birlikte de soyu kesilip gitti. Torunu 2. Muaviye babasının ve dedesinin yaptıklarından utandı da önce saltanatı sonra hayatı terk edip gitti. Emeviler, Mervan’ın soyundan yürüdü...
Bakınız İslam dünyasına, Ali adı ne çoktur... Hasan, Hüseyin, Fatıma, Zeynep adından geçilmez.
Muaviye adına rastlayanınız var mı? Yezit’i savunanlardan bile oğluna Yezit adını takabilen kaldı mı?
‘Yezit’ üstelik hakaret yerine kullanılır.
Ancak!
Yine bakın kim riyacı ise İslam’ı siyasette, ticarette çıkarı için kullanıyorsa o Muaviyecidir. Kim İslam’ı ihlasla yaşıyor ve riyaya sapmıyorsa o Alicidir.
Hariciler mi? İnsana karşı sevgi ve saygı duymayanlar var ya... Hani şu teröristler, insanları inanç farkından ötürü kıymaktan kaçınmayanlar... Masum insanları var olduğunu iddia ettikleri inançları uğruna acımasızca öldürenler... İşte onlar da haricilerin torunlarıdır.
‘Alicilik-Muaviyecilik’ başlıklı yazı çok tepki aldı.
Büyük bir kısmı olumlu.
Olumsuzlar da var. İnternetteki yorumlar, çoğunlukla takma ad ile yazıldığından insanlar kendilerini denetlemek gereği hissetmeden yazıyorlar. Bilgi, saygı, sevgi, hoşgörü gibi kavramları arama...
Beğendikleri veya kendilerine beğendirilen kişilerin kitaplarında gördükleri bir hükmü
‘Nas’ haline getirip ona aykırı her düşünceyi karalayanlara diyecek söz var.
Söz gelimi ‘Rabbani’ çok yüksek bir bilgi ve bilinç düzeyidir. Ama kitabının bir yerindeki düşünceler caydığını şimdi o konuda başka türlü düşündüğünü söyler. Demek ki yanılmaktadır ve yanlışını düzeltmektedir. İşte bu bilim zihniyetidir.
Ebi Hanife, “Bugün bu konuda görüşüm budur; yarın yeni deliller elime geçerse başka bir görüşe ulaşabilirim” dediğinde de bilim zihniyetini anlatıyordu. Öğrencilerinden ‘iki imam’ bazı konularda öğretmenlerinden farklı düşünüyorlardı ve hatta ‘Hanefilik’ mezhebini onlar kurmuşlardır; Ebu Hanife’nin kendisi değil...
Ebi Hanife, Sünni Hanefi mezhebinin adına kurulduğu büyük bilgindir. Muaviyeden başlayarak gününe kadar gelen Emevi sultanları hakkındaki hükmüne bir bakınız... ‘Nereden mi?’ Diyanet İşleri Başkanlığı’nca yayımlanan Sünni bilgin Muhammed Ebu Zehra’nın Ebu Hanife kitabından:
“Emevileri, din ve şeriat bakımından hiçbir surette hak ve hakimiyet sahibi görmüyordu... Zeyd bin Zeynel-âbidin 121 Hicri yılında Hişam bin Abdülmelik’e karşı ayaklanınca rivayete göre, Ebu Hanife: Onun çıkışı Hazreti Peygamber efendimizin Bedir Harbine çıkışına benzer, demiştir... Emevilere karşı isyanı şer’an caiz görüyordu ve kendisi de mücahitlerle birlikte kılıç sallamayı arzu ediyordu.”
Emevilerin Ebu Hanife’yi hapse attıkları ve hapishanede kırbaçlattıkları da bilinen bir olay...
Muaviyeden başlayarak, Mervan’ın soyu ile süren Emevi saltanatında ‘Müslümanlık’ ancak kullanılan bir araç düzeyinde kalmıştır. Yağmacılık, kıyıcılık, haksızlık bu saltanatın belirleyici özellikleri olmuştur. Mekke’yi mancınıklarla ateş altına alan, Kâbe’yi yıkan, Medine’yi üç gün süreyle can, mal ve ırz açısından vahşi askerlerine yağmalatan Muaviye oğlu gerçekten Mümin miydi dersiniz?
Emeviler dönemi ‘Ömer İbni Abdülaziz hariç’ Arap tarihi açısından övülse de İslam tarihi açısından kara ve karanlık bir dönemdir. Emeviler, Ceyhun’un ötesindeki Türklere saldırıp yağmacılık yapmasalardı, Türkler çok önceden Müslüman olurlardı. 705 tarihi Kuteybe adlı zalimin Türkistan’ın bir kısmını işgalidir, ama Türklerin Müslümanlığı ancak iki yüzyıl sonra başlamıştır.
O da Ehli beytin ve bağlılarının anlatımları Hüseyin Mansur’un yüzlerce müridi ile çabaları sonucunda... Ve benzerlerinin çabaları...
Çünkü Emevilerin İslam ile ilgileri sadece Müslümanlığı sömürmekle ilgiliydi.
Muaviyenin ashabdan olduğu iddiası Emevi düzmecisidir ama ne yazık ki günümüze kadar ulaştırılmıştır. Sahabe kavramını Muaviyeye hatta Vahşi’ye kadar ilaştıranlar ve sahabeyi putlaştıranlar tarihi derinden okumalıdırlar. Vicdan ve akıl ile tartarak...
O yazıda şöyle demiştik:
“Yine bakın kim riyacı ise İslam’ı siyasette, ticarette çıkarı için kullanıyorsa o Muaviyedir. Kim İslam’ı İhlasla yaşıyorsa ve riyaya sapmıyorsa o Alicidir.”
Bu konunun asıl önemi de buradadır. Muaviyeyi sahabe olduğu masalına saplanıp severseniz onun yaptıklarını da sevmeye başlarsınız.
‘Kişi sevdiğine benzemeye başlar...’
O zaman ne mi olur. O zaman Müslümanlıkla rüşveti, haksızlığı, zulmü, riyayı bağdaştırmış olursunuz. İslam’ı İhlasla yaşamak değil, sömürmek yoluna saparsınız.
İşin önemi ve tehlikesi de bundadır.
İslam’ı saf, arı, duru, berrak kaynağındaki gibi yaşamanın yolu Alicilikten başlar. Ali’yi ve Ehlibeyti yürekten sevmekten ve onun düşmanlarını sevmemekten...
Yani Allah’ın bütün insanlara gönderdiği ‘Elçi’yi sevmekten...
Yani Allah’ı sevmekten...
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız