islamirc.net
 Ana sayfa 
Ana sayfa
Forumlar
Kur'an-ı Kerim Dinle
Köşe Yazıları
Ziyaretçi Defteri
Bize Yazın
Üye Günlüğü
En Çok Gezilen sayfalar
Bu Siteyi Arkadaşına     Öner

Genel
Selefi-Salihin Akidesi
Müşrik Toplum
Hangi İslam
Dört Mezhep İmaminin     İtikadi Aynidir
İslam Davetini     Yüklenmek
Alimlerin Ve Şehidlerin     Hayatı
Sahabeler Tanımları     Rivayetleri Araştırma

FIKHU’S-SÎRE
RASULÛLLAH’IN HAYATINDAN İMANİ DERSLER


Araştırmalar Ve Kur'an
Kur'an İlimleri Derleme
Kur'an Nedir?
Kur'anı Anlamak
Kur'anın İlkeleri
Kur'anı Nasıl Okumalı
Kur'anı Nasıl yaşamalı
Kur'anda 25 Dua

Hadisler Ve     Araştırmalar
Hadis Rivayet İlimleri
Rivayet Metni
Tabiiler
Sünnet Çeşitleri
Şii Külliyat
Sünnü Külliyat
Siyer ve Megaziler
Özel Rivayetler
Rivayet Koleksiyonları
Sünnet Örnegi Namaz
Rivayet Senedi
Hadisin İlk Müslim     Ravileri
Mevzu Rivayetler
Genel Rivayetler
Hadis Örnekleri
Mealan Rivayet
Müttefik Rivayetler
Hadislerin Anlaşılması
İmam Nevevi Riyazü-s     Salihîn Hadis Kitapı
Asr-ı Saadet'den     Günümüze Medeni     Düşünce tarihi     Araştırma

Hz.Peygamber Hayattan     Çekiliyor
Hz.Peygamberin     Kronolojisi
Sünni Kelamı
Sufiyye
Siyasal Çekirdekler
Kufe Reyciliği Ebu     Hanife
Siyasal Grublarin     Okullaşmasi
Ehli Hadis Ve Cemaat
Selefler Arap     Kütüphanesi
Halefler Avrupa’da     Müslüman Düşünce
Selefler Avrupa'da     Müslüman Düşünce
Ümmet’ten Ulus’a     (selefler)
Ebu Hamid El- Gazalİ     Sünni Medrese

Abdullah AZZAM     Kitapları
Cihad Dersleri
islam Akidesi

Ebu Ala Mevdudi     Kitapları
Günümüzde İslam
Hicap
İşte Davetimiz
Kadiyanilik
Moderen Çağda İslami     Meseleler
İslamın Anlaşılmasına     Doğru

İbn Teymiyye     Kitapları
Sıratı Müstakim
Vasitiyye
Kıyas

Ziyaeddin El Kudsi     Kitapları
Hakimiyet Allah'ındır
İşte Müslüman

Seyyid Kutub     Kitapları
Cihad
Yahudi İle Savaşımız

Yoldaki İşaretler

 Akidemiz ve Davamız 
Akide Dersleri
Güzel Bidat Olur Mu?
Büyük Şirk
Küçük Şirk
Elfaz-i Küfür Küfür     Sözler
Davamızı Anlamak
Kur'an Dört Terim
İslam İnancının     Temelleri

İşte Davamız
İslam Gençliği
İslam Düşüncesi
Haac
Çağımızın Müslüman     Kadından Beklentisi
Babalar Dini
Tağuta Kölelik
 Sohbet 




Ebu Ala Al-Mevdudi

Kadıyanilik Kitabı



<<< Kadıyanilik Ana Sayfa>>>

Kadıyaniler Mahkeme Huzuruna Maske İle Çıktılar


Kadıyaniler Mahkeme Huzuruna Maske İle Çıktılar


Mahkeme huzurundaki açık fikirlerden birisi de şu idi: Ahmediyye toplumu lideri avukatının mahkemenin sorduğu yedi soruya cevap olarak sunduğu beyan Kadıyanilerle Müslümanlar arasındaki hilafı ortadan kaldırıyordu. Ben bu beyanı iyice düşünerek okudum. Ve bütün bunlardan sonra şuna karar verdim ki, bu beyan, ortadaki durumun hiçbir yönünü değiştirmiyor ve aksine şu ana kadar süren ızdırabların kaynağı olan çekişme ve hilaf sebepleri olduğu gibi kalıyordu.Vakıa Kadıyaniler bu beyanda bütün deha ve gayretlerini göstererek, hakiki çehrelerini te’vil tedlis ile örtmeye ve mahkemeye yapmacık bir çehreyle çıkmaya çalıştılar. Onlar bununla mahkemeyi kandırmak istediler. Öyle ki netice sonunda istedikleri gibi olsun ve karınca kadar bile hareket etmedikleri yerlerinde sabit kalsınlar. Yukardaki ibarelerini okuması için ısrar ettiğim her kimse, onların şu ana kadar yaşadıkları adet ve siretlerini bilirse, bu beyanda durumlarını değiştirdiklerini ve onun Lahor’daki Ahmedilerin durumlarına benzetmeye çalıştıklarını da idrak eder. Fakat onlar, kendilerile Müslümanlar arasında nizayı kaldırarak, gerçek hallerinden döndüklerini açıklamıyorlar da, aksine bu adil durumun işin başlangıcından beri ilk gerçek durumlarının aynı olduğunu mahkemeye yutturmaya çalışıyorlar. Bunun koyu bir yalan ve apaçık bir dalevera olduğu gerçektir. Ve bunun açık manası şu demektir: Onlar bununla evvelki durumlarını pekiştiriyorlar ve gelecekte de aynı hal üzre kalmak istiyorlar. Ancak bu soruşturma sırasında geçici bir tavır takınmışlardır. Ve bu tavırları mahkeme tahkikatı bittiği zaman sonra erecektir. Son olarak şunu da söyleyelim ki, gizlemeye çalıştıkları gerçek çehreleri, sundukları beyanlarını didik didik ettiğimiz zaman gün gibi ortaya çıkacaktır.

1- Mahkeme onlara şöyle sordu:

Müslümanlardan Mirza Gulam Ahmed’in nübüvvetine inanmayanlar mü’min ve Müslüman mıdırlar? Kadıyaniler buna şöyle cevap verdiler:

Ahmediyye mezhebinin kurucusuna inanmadığı için hiçbir kimseye Müslüman olmadığı söylenemez.

Onlar böyle söylediler amma... önceki kitaplarının bu cevaba taban tabana zıt olduğunu akıllarına getirmediler ve sözlerini şu şekilde te’vil ettiler:

“Halk, vaktile yazılmış bir takım kitaplarımızı delil göstererek bize su-i zan beslemektedir. Biz, burada, bu kitaplarda kullandığımız terimlerin, sadece kendi toplumumuza ait olduğunu ve onları Müslümanlar arasında maruf umumi manasiyle kullanmadığımızı açıklamak isteriz. Çünkü, biz bu kitapları bu meselede Ahmedilerden başkalarını göz önüne alarak neşretmedik. Aksine bu kitaplarda hitap ettiğimiz kimseler, cemaatımızdan bazı kimselerdir. Ve tabii onlar da, Müslümanlar arasında yaygın olan terimleri de gözetecek değildik.”

Bu ibareden anlaşılıyor ki, onlar, evvelki kitaplarını nefyetmiyorlar. Bilakis onları destekliyor ve mahkemeyi o kitapların, şimdi verdikleri cevaba muhalif olmadığına ikna etmek istiyorlar. Biz burada onların önceki kitaplarından iki mesaj sunuyoruz:

a) “Beklenilen İsa’ya biat etmeyen bütün Müslümanlar, onun ismini işitmemiş olsalar bile, kafirdirler ve İslam dairesinden çıkmışlardır.”

b) “Musa’ya inanıp, İsa’ya inanmayan, yahut İsa’ya inanıp Muhammed (s.a.v.) e inanmayan kimse sadece kafir değil, aksine kafirin de kafiridir ve İslam dairesinden taşra çıkmıştır.”

Bu iki ibareye göz atan bir kimse açıkça görür ki, sadece Mirza Gulam Ahmed’in nübüvvetini inkar etmek, bütün Müslümanları kafir yapmış ve hattaİslam dairesinden taşra çıkartmıştır. Bu üç lafzın Kadıyanilere has terimler olması ve bütün Müslümanlar arasında yaygın olan bir mefhumu belirtmemesi muhtemel midir? Bu gibi kitapları (Biz onları cemaatımızdan bir kısmı (Lahoriyye Ahmedileri) için yazmışızdır) şeklinde bir yorum yapmak hiçbir şey ifade etmez. Kadıyanlı Ahmedilerle Lahorlu Ahmediler arasında otuzbeş yıl süren çekişmenin hakikatinin şu olduğunu hangi Müslüman bilmez? Şöyle ki, Kadyanlı Ahmediler, Mirza’nın nübüvvetine inanmayan bütün Müslümanlara kafir ve İslam dairesinden çıkmış görüyor; buna karşılık Lahorlular ise onların bu inançlarında yanıldıklarını söylüyor ve onlara mühalefet ediyorlardı. Bu münakaşada geçen (kafir) kelimesile (İslam dairesinden çıkmış) kelimeleri Müslümanlar arasında yaygın olan manada değilse, bu çekişmenin sebebi nedir o halde?...

2- Mahkemenin ikinci sorusu şöyle idi:

“Mirza’nın nübüvvetine inanmayanlar kafir midirler?”

Ahmediyye toplumu liderinin avukatının cevabı:

“Kafir kelimesinin Arap dilindeki manası: İnkar eden ve inanmayan demektir. Buna göre hiçbir şeye inanmayan kimseye Arap dilinde “kafir” denmesi gerekir. Madem ki bir kimse hiçbir şeye inanmadığını söylüyor, o halde o, bu şeye göre kafir kabul edilir.”

Vakıa Kadıyaniler bu ibareyle de mahkemeyi yanıltmak istemişlerdir. Yani onlar, peygamberleri Mirza Gulam Ahmed’i inkar edenleri, İslami ıstılah manasına göre değil de, lügavi manasına göre kafir kabul ediyorlarmış!... Bunun da apaçık bir hile ve desiseden ibaret olduğu muhakkaktır. Az önce Mirza Beşirüddin Mahmud Ahmed ve Sahihzade Beşir Ahmed’ten naklettiğimiz iki ibarede geçen kafir kelimesi (İslam dairesinden) kelimesile tefsir edilmiştir. Bu iki şahıs o kelimenin tefsirine şunları da ekliyorlar:

“Ahmedilerden başkalarını Müslüman saymamamız ve arkalarında namaz kılmamız gerekmektedir. Zira onlar -inançlarımıza göre- Allah’ın peygamberlerinden birini inkar etmişlerdir.”

“İşte şimdi beklenilen İsa’ya iman etmekten başka kurtuluş yolu olmadığı ortaya çıkmıştır. O halde niçin bir kısmınız Ahmedilerden başkasının Müslüman olmadığını ispat etmek için çırpınıp duruyor?”

Bu ibareler gözümün önünde dolaşıp durdukça kim çıkar da, Kadıyanilerin Mirza’yı tekzip eden Müslümanlara, sadece onu inkar etmelerinden dolayı kafir gözüyle bakmadıklarına inanabilir? Sonra beyanlarında geçen şu sözleri bunlardan daha beterdir:

Biz, Allah tarafından emredilen insanları inkar edenler Allah’ı hem de Peygamber (s.a.v.) i inkar ettiklerine yahut İslam toplumundan çıkartıldığına inanıyoruz.”

Bu ibarede geçen kelimeler yine gizli kapaklı kullanılmış ve Müslümanların İslam dairesinden çıkmış olduklarını belirten hüküm nefyedilmemiştir. Aksine kendilerinin Muhammed ümmetinden oldukları ikrar edilmiştir. Tıpkı İsa’ya inanan bir kimsenin -velev peygamberimiz bile-Hristiyan ümmetinden; Musa’ya inananların da Musevilerden sayıldığı gibi. Hatta İsa (a.s.) a inanmamış olsalar bile. Fakat böyle olan birisi ebediyyen İslam ümmetinden sayılmayacaktır. Aynı şeklide Kadıyaniler, Peygamberleri Mirza’yı tekzip eden Müslümanları da Muhammed ümmetinden saymaktadırlar. Çünkü onlar, Muhammed (s.a.v.) i tekzip etmiyorlarmış. Ama onlar Müslümanları her ne olursa olsun, İslam dairesinden çıkmış addediyorlar. Oysa bizim bildiğimize göre Allah’ın peygamberlerinden herhangi birisini inkar eden kimse, İslam dininden ayrılmış sayılır. Sonra Mirza’nın bu gurup indinde Allah katından gönderilmiş bir peygamber olduğu da şüphesiz. Ve devamla ikinci cümlede diyorlar ki:

“Ahmedilerden olmayanlar, İslam dairesinden çıkmış değillerdir”Ve şu sözlerle iktifa ediyorlar:

“Onlar İslam dairesinden çıkarılmamışlardır. Gayet açıktır ki istediklerini İslamdan tardetmek müslümanların ellerinde değildir.”

3- Mahkemenin üçüncü sorusu:

Bu inkarın, dünya ve ahiretteki neticeleri nelerdir?

Avukatları şöyle cevap veriyor buna:

“Böyle bir kafir için dünyada muayyen bir ceza yoktur. Onun cezası,Müslümanın İslam hukukundaki cezası ne ise odur. Sosyal yönden de sair Müslümanlarla aynı haklara sahiptir. Şu kadar var ki o, İslam devletinin reisi olamaz. Küfrünün ahiretteki cezasına gelince, bunu hakkıyla bilen Allah’tır.”

Burada mahkemeye bir defa daha tamamen yanlış bilgiler verildi. Oysa Kadıyanilerin Müslümanlar hakkında hüküm verdikleri küfrün, dünyevi neticelerine Sahibzade Beşir şöyle değiniyor:

“Hz. Mesih (İsa), Ahmedi olmayanlarla, sadece Peygamber (s.a.v.) in Hristiyanlara yaptığı muamele kadar muamele yapılmasını mübah gördü. Bizimle gayr-i Ahmediler arasını namaz hususunda ayırdı. Kızlarımızı onlarla evlendirmeyi bize yasakladı. Bizi onların cenaze namazlarını kılmaktan menetti. Ee... onlara katılacağımız ne kaldı geriye?... İnsanlar arasındaki ilişki ikidir:Dünyevi ve dini. Dini ilişkilerin en büyük vesilesi ibadette iştirak; dünyevi ilişkinin ki ise karşılıklı evlenmedir. Bize bu iki durum da haram kılındı. Eğer siz, onların kızlarıyla evlenmek caiz olur derseniz evet, Hristiyan kızlariyle evlenmenin caiz olduğu gibi, derim.”

Bu küfrün uhrevi neticelerine gelince, bu hususta Mirza Gulam Ahmed’e şöyle ilham edilmiş:

“Sana tabi olmayan, sana biat etmeyen ve emrine karşı gelenler, Allah’a ve Rasulüne karşı gelmiştir. Yerleri cehennemdir.”

Ahmediyye toplumu reisinin naibi ve avukatı olmak sıfatiyle, şu avukatın mahkemeye sunduğu beyanın, Kadıyanilerce Mirza’ya yapılan ilhamdan daha racih olmayacağını herhangi bir kimsenin anlaması zor değildir. Aynı şekilde Mirza’nın ehl-i beytinden olup onun sözlerini yorumlayan kimsenin tuttuğu yolun da avukatın beyanından daha sağlam ve itimada daha layık olduğu muhakkaktır.

4- Mahkeme soruyor:

Mirza’ya da Peygamber (s.a.v.) e Cebrail aracılığıyla vahyolunduğu gibi yine aynı aracıyla vahyolunur muydu?

Hepsi birden Mirza’ya hakikaten vahyin geldiğini itiraf ettiler ve dediler ki:

Bununla birlikte ona inen bu vahyin derecesi ve şanı Muhammed (s.a.v.) e inen vahyin derecesinden daha azdı.

Fakat bu, mahkemenin sorusuna verilen doğru bir cevap değildi. Ama avukat, -Kadıyani akidesine göre Mirza’ya inen vahyin, Muhammed (s.a.v.) e inen vahiyle aynı cinsten olduğunu; onu inkar edenin Kur’an-ı inkar etmiş sayılacağını gizlemiş ve alenen söylememiştir. Mirza Gulam Ahmed ise Arapçaya tercüme edilen şu beytlerinde bunu açıkça belirtmiştir:

Allah’ın vahyini dinleyen kimse şüphesiz,

Vallahi bilirim ben, tertemizdir, tertemiz.

Bilirim ki Kur’an gibi hatadan münezzehdir o,

Allah’a yemin ederim ki:Benim inancım işte bu.

Vallahi bu kelam paktır, arıdır.

Onu söyleyen yüce Allah’ın lisanıdır.

Benim ona inancım İsa’nın güvercininden kalmaz geri,

Kelimullah’ın kendine indirilene güvendiği gibi.

Muhammed de böyledir vallahi vahiy yönünden,

Bense hiçbirinden geri kalmam yakin cihetinden

5- Mahkeme soruyor:

Ahmedilerin mezhebinde, sizi, Mirza’ya inanmayanların namazını kılmaktan nehyeden bir şey var mı?

Cevapları şöyle oldu:

“Onun topluluğu ta bugüne değin, kendilerinden olmayanların, namazlarını kılmama hususunda ittifak etmişlerdir.”Ve devamla şöyle dediler:

“Biz en sonunda Mirza’nın kitabında, Ahmediyye mahabisinin kurucusunu inkar ya da tekzib etmeyenlerin namazını kılmakta bir beis olmadığını belirten satırlara rastladık.”

Fakat kişi serdedilen bu kelimeler üzerinde düşündüğü zaman, bunların, Kadıyanilerin eski hallerinde hiçbir değişiklik yapmadığını anlamakta zorluk çekmez. Mirza’nın nübüvvet iddia ettiği ve kişinin onun nazarında iki durum arasında kaldığı malumdur; o da ya onu inkar etmek ya da tasdik etmektir. Bu iki durum dışında -yani inkar ve tekzib etmek- bir başka durum daha yoktur. Mirza’nın davasını yadırgayan kişi, onu tekzib etmekten kurtulmuş olmaz. Velev onu inkar etmemiş olsa bile. Aynı şeklide Kadıyaniler, kendilerinden olmayanların cenaze namazlarını kılmamaktan vazgeçmemişlerdir. Aksine bu haller bugüne değin fiilen devam edegelmiştir. Şurasını kesinlikle kafamıza yerleştirelim ki, herhangi bir kimse çıkıp da peygamberlik iddia ettiği zaman, birisi onu tekzib ederse, o sadece bu iddiacıyı tekzib etmiş sayılmayıp bilakis onun davasını inkar etmiş ve ona inanmamış kabul edilir.

6- Mahkeme altıncı soruyu da sordu:

“Ahmedilerle gayr-i Ahmedilerin arasında karşılıklı evlenmek caiz midir?

Avukatları şöyle cevap verdi:

“Ahmedilerle gayr-i Ahmedilerin karşılıklı evlenmesinde bir beis yoktur. Fakat gayr-i Ahmedi bir erkeğin Ahmedilerden bir kadınla evlenmesi yasaklandı... Bu yasaktan kasıt, Ahmediyye kadınlarını, Ahmedizme kin besleyen ve onu beğenmeyenlerin kötü te’sirinden korumaktır. Ama bir Ahmedi çıkıp da kızını kendilerinden olmayan birisle nikahladığı zaman, bu nikah hükümsüz kalmaz.”Lakin Kadıyanilerin bu meselede de mahkemeye gerçek durumlarını arzetmedikleri besbellidir. Onların gerçek durumu, Sahibzade Beşir Ahmed’in “Kelimet’ül Fasl” ında zikrettiği gibi şöyledir:

“Hz. Mesih, Ahmedi olmayanlarla, sadece peygamber (s.a.v.) in Hristiyanlara yaptığı muamele kadar muamele yapılmasını mübah gördü. Namaz hususunda bizimle gayr-i Ahmediler arasını ayırdı. Kızlarımızı onlarla evlendirmeyi bize yasakladı. Cenaze namazlarını kılmaktan bizi menetti... Eğer, peki onların kızlarile evlenmemize nasıl izin verildi denirse, derim ki: hristiyan kızlarile evlenmemize nasıl izin verilmişse, ona da öylece izin verilmiştir.”

7- Vakıa aynı avukat Müslümanları kafirlikle itham etmelerinden dolayı Kadıyanilerin başına nelerin geldiğini, ibadet ve sosyal hususlarda onlardan ayrılmalarını anlatarak mahkemeyi kandırmaya çalışmıştır...

İki durum arasında büyük bir fark vardır. Şöyle ki: eski ve yeni olarak İslam davetçilerinin, Müslüman halkın dini ve ahlaki durumunu tenkit ederek yazdıkları ve söyledikleri sözlerden maksat, İslam ümmetini toptan tekfir etmek değildir. Aksine asıl hedef, halkın hakiki, öz İslama yönelmelerini teşviktir. Sonra onlar Müslümanları herhangi bir bid’ata da çağırmıyorlardı. Bilakis onlardan, bütün Müslümanlarca bilinen dini hüküm ve akidelere uymalarını istiyorlardı. Aynı şekilde birbirini tekfir etmek için çeşitli İslam fırkalarından bazı alimlerin yazdığı yazılcıların esası da, İslam alimlerinden herhangi birinin, filan fırka halkının, üzerinde ittifak edilen dini inançlarından yan çizdiklerini zannetmelerinden dolayıdır. Fakat onların bu görüşü de, halkın kendilerine arzedilen yeni bir şeye inanmayışlarına dayanır. Lakin Kadıyanilerin işi ise tam aksine. Onlar, kendilerinden olmayan kimseleri sadece, peygamlerleri Mirza’ya inanmadıkları için kafirlikle itham etmişler; sosyal ve dini yönden de bu yüzden ayrılmışlardır. Bu nübüvvet iddiasının, bütün Müslümanlarca ittifak edilen ve İslam akidelerinden birisi olan “nübüvvetin son bulması” akidesine muhalif bir bid’at olduğu gün gibi ortadadır. En belli başlı fark da budur. Sonra İslam alimlerinin birbirini kafirlikle itham etmelerile, Kadıyanilerinkinin arasında gerçek ve pratik bir fark daha vardır. Şöyle ki: İslam fırkaları arasındaki tekfir hareketi, herhangi bir İslam fırkasının ümmet-i Muhammed’den fiilen ayrılmasına yol açmamıştır. Fakat Kadıyanilerin sürdürdüğü bu hareket Müslümanlardan belli bir fırkayı ibadet, karşılıklı evlenme, iktisad ve siyaset yönünden islam ümmetinden ayırmış ve bu fırkayı hayatın bütün sahalarında İslam ümmetinin başına bir bela haline getirmiştir.


Hit : 472
[ Geri Dön ]; [  Yazdır ]

Copyright © islamirc.net
 
Copyright © 2005 PHP-Nuke. PHP-Nuke is a free software released under the GNU/GPL
Forumtags